Türk at yarışçılığı derbi için geri sayıyor

İSTANBUL (AA) – Veliefendi Hipodromu’nda 26 Haziran Cumartesi gerçekleştirilecek 95. Gazi Koşusu için hazırlıklar bitme noktasına geldi. Türkiye Jokey Kulübü (TJK), yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle önlemlerini alırken, at yarışlarının en büyük organizasyonunda birincilik hedefi için çim piste çıkacak jokeyler, bir yandan yoğun antrenman programlarını sürdürürken, diğer yandan yarış saatini beklemeye koyuldu.

Yılın en önemli randevusunda 2400 metre mesafede koşulacak yarış için 22’si asıl ve 2’si yedek 24 safkanın kaydı yapıldı. Belirli şartları taşıyan 3 yaşındaki atların koştuğu ve her atın hayatları boyunca bir kez katılabildiği Türk atçılığının en prestijli koşusunun klasiği haline gelen “şıklık yarışı” çevrim içi platformlar aracılığıyla takip edilecek.

Jokeylerin ve at yarışı meraklılarının bir yıldır merakla beklediği randevuda bu yılki birincilik ödülü 2 milyon 100 bin lira olarak belirlenirken, ikinciye 840 bin lira, üçüncüye 420 bin lira, dördüncüye 210 bin lira, beşinciye 105 bin lira yarış ikramiyesi dağıtılacak. Koşuyu kazanan tayın sahibi ise birincilik ikramiyesine ek olarak kayıt tutarları, taksit ücretleri ve at sahibi primiyle birlikte 3 milyon 134 bin 100 lira ikramiye kazanacak. At sahibi aynı zamanda tayın yetiştiricisi ise bu tutar yetiştiricilik primi ile 3 milyon 737 bin 850 liraya ulaşacak.

Gazi Koşusu bu yıl da seyircisiz yapılacak

TJK Genel Sekreteri Ahmet Özbelge, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazi Koşusu’nun Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli spor organizasyonlarından birisi olduğunu söyledi.

1927’den beri gerçekleşen organizasyonun atçılık camiası için öneminin fazla olduğunu belirten Özbelge, her Gazi Koşusu sonrası yeni bir Gazi Koşusu heyecanının başladığını ifade etti.

TJK’nın organizasyonu mükemmel yapmak için yarıştan yaklaşık 2 ay önce hazırlıkları planlamaya ve uygulamaya başladığını anlatan Özbelge, yarışta 3’ü yaşlı safkan İngiliz tayı olmak üzere 22 atın yarışacağına vurgu yaptı.

Gazi Koşusu günlerinin atçılığın festivali ve bayramı olduğunu vurgulayan Özbelge, “Gazi Koşusu günleri çok yoğun ve coşkulu bir şekilde kutlanır. Kalabalıklar olur hipodromlarda, festival havasında geçer. Maalesef pandemiden dolayı iki seneden beri seyirci alamıyoruz hipodromlara. Türkiye’nin genel şartlarında salgınla ilgili çok düzelmeler görülse de henüz daha seyirciye açamadık hipodromlarımızı. Bu sene de pandemi dolayısıyla seyircisiz icra etmek durumunda kalacağız Gazi Koşusu’nu.” dedi.

At yarışlarının bir temaşa sporu olduğunun altını çizen Özbelge, yarışseverlerle birlikte olmayı çok istediklerine ve bu sebeple seyirci eksikliğini hissettiklerine dikkati çekti.

Ahmet Özbelge, Gazi Koşusu’nda toplamda 5,5 milyon lira civarında ödül dağıtılacağına değinerek, atçıların bu yarışı koşmak için büyük fedakarlıklar yaptığını, kazanmaktan ziyade katılmanın, bu heyecanı yaşayabilmenin önemli olduğunu dile getirdi.

Kendisinin de birçok ata sahip olduğunu ancak Gazi Koşusu’nda koşabilecek atının bulunmadığını vurgulayan Özbelge, “İnsanlar bu yarışa katılabilmek için aslında daha kısrakları gebeyken hayal kurmaya başlıyorlar. Doğunca başka bir hayal kuruyorlar, biraz büyüyünce başka bir hayal kuruyorlar. Bütün atçılar, bütün yetiştiriciler en çok Gazi Koşusu’nun hayalini kurarlar. Burada çok insan vardır ki Gazi Koşusu’nu kazansın ama ikramiyeyi almasın. Çünkü Gazi başka bir şey, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Ulu Önder’in anısına düzenlenen bu yarışı kazanmak her at sahibi için büyük bir gurur ve onur.” diye konuştu.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında seyirci ortalamasının düşük olduğunu ancak 1950 senesinde TJK’nın kurulması ve bu vesileyle atçılığa ilginin artmasıyla beraber seyirci sayısında artış gözlendiğini belirten Özbelge, “1970 senesinde bile İstanbul’da Gazi Koşusu öncesinde defileler yapılırdı. Böyle güzel ek aktiviteler sağlanırdı. O zamanlar insanların muazzam bir katılımı olurdu. Seyirci sayısı 30 binleri bulduğumuz zamanlar olmuştur.” değerlendirmesinde bulundu.

TJK Genel Sekreteri Ahmet Özbelge, istihdama, tarıma ve endüstriye katkı sağladığını ifade ettiği TJK’nın bacasız bir sanayi olduğunu, 200-250 bin kişinin buradan geçimini sağladığını sözlerine ekledi.

19 yıldır Gazi Kupası’nın hayalini kuruyor, kilo vermek için 6 kat elbiseyle idman yapıyor

Jokey Özcan Yıldırım, koşuya daha önce 15 kez katıldığını, son yıllarda ikincilik, üçüncülük ve dördüncülük elde ettiğini söyledi.

2002 yılından beri her jokey gibi Gazi Koşusu Kupası’nın hayalini kurduğunu belirten Yıldırım, yarışı kazanmak istediğini ancak heyecandan daha çok yarışa özlem duyduğunu ifade etti.

Yarış için kilo fazlası bulunan ve kilo vermek için idmanını içerisinde sauna eşofmanı da bulunan 6 kat giysiyle sürdüren Yıldırım, bu yıl bineceği geçmişi başarılarla dolu “İllüzyon” adlı dişi safkanın yarışın en güçlü adaylarından olduğuna dikkati çekti.

Jokey Gökhan Gökçe de Gazi Koşusu’nun Türk atçılığının derbisi olduğunu, her at sahibinin ve jokeyin hayalindeki yarış olduğunu dile getirdi.

Her yıl bir Gazi Koşusu’nun bitip öteki Gazi Koşusu’nun hayalinin başladığını anlatan Gökçe, bu sene Villager Song isimli safkan ile yarışa katılacağını belirtti.

Gazi Koşusu’nun heyecanı farklı olduğu için dinç kalmaya gayret gösterdiğini kaydeden Gökçe, “2007’den beri at biniyorum. İki tane ikinciliğim var Gazi’de, bir de dördüncü olduğum yarış var. Yaklaştık potaya ama bir türlü nasip olmadı, inşallah bu sene olur. Atımıza güveniyoruz, sıçrama yapan formda bir at.” dedi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ERZURUM (AA) – Milli güçlere, milletin topyekun mücadelesine ve Milli Meclis’e dair önemli kararların alındığı Erzurum Kongresi, istiklal mücadelesinin hedeflerinin ve ilkelerinin tespitinde belirleyici rol oynayan, milletin özgürlük yolundaki azim ve kararlılığını tüm dünyaya duyurarak Cumhuriyete uzanan yolun temel taşlarından biri oldu.

Ulu Önder Atatürk ve arkadaşları, 23 Temmuz 1919’da emperyalist güçlerin Osmanlı topraklarını paylaşmaya çalıştığı dönemde, Erzurum Kongresi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasını temin etti.

Düşman işgalindeki vatan toprağını kurtarmak için bağımsızlığa giden zorlu mücadelesini Erzurum’dan sürdüren Atatürk ve silah arkadaşları, bu kongre sayesinde ülkenin bağımsızlığa giden yolunu açtı.

Doğu vilayetlerinden Erzurum, Sivas, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Elazığ’a yönelik Ermeni tehlikesi ve kurulmak istenen Ermenistan’a tepki ile Trabzon vilayetinde de Trabzon, Rize, Gümüşhane, Ordu, Giresun’da Rum Pontus iddialarına karşı tedbir için toplanan Erzurum Kongresi, bölgesel bir kongre olmasına rağmen bütün yurdu ilgilendiren nitelikler taşıyor.

“Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz”

Erzurum Kongresi, hiçbir baskı ve yönlendirme olmadan Türk milletinin kendi hür iradesiyle almış olduğu milli bir kararın hayata geçirilmesiyle Türk milletinin var olduğu ve var olmaya devam edeceğinin en önemli göstergesi oldu.

Türk milletinin var olma mücadelesindeki ilk refleksini ve kararlılığını gösterdiği tarihi kongrede alınan “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz” kararı ile Milli Mücadele yolunda büyük bir aşama kaydedildi.

Erzurum Kongresi’nin kapanışındaki konuşmasında “Tarih, bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir.” diyen Gazi Mustafa Kemal, bundan 100 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı kongrenin önemine dikkati çekti.

Mustafa Kemal Paşa, “Milletimizin kurtuluş umuduyla çırpındığı en heyecanlı bir zamanda, fedakar sayın heyetimiz her türlü zahmete katlanarak Erzurum’da toplandı. Duygulu, asil bir ruh ve çok güçlü bir inançla vatan ve milletimizin kurtuluşuyla ilgili köklü kararlar aldı. Özellikle bütün dünyaya karşı milletimizin varlık ve birliğini gösterdi.” sözleriyle kongrenin önemine vurgu yaptı.

Tarihi kongrede alınan kararlar

Yoğun çalışma sonrası 14 gün süren ve bugünlere de ışık tutan 23 Temmuz Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar şöyle:

– Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.

– Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekun kendisini savunacak ve direnecektir.

– Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir.

– Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.

– Kuvayımilliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.

– Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.

– Manda ve himaye kabul edilemez.

– Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Yerlilik ve millilik konusunda devletin ve milletin yolunu aydınlatmaya devam eden kongre, milletin bağımsızlığına tutkusunun bir göstergesi oldu.

Alınan kararların mahiyeti ve kapsamı itibarıyla büyük bir milletin geleceğinin planlandığı ve devletin temellerinin atıldığı kongreyle, Türk milleti için milli iradeyi hakim kılmanın esas olduğu tüm dünyaya ilan edildi.

Erzurum Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu, AA muhabirine, Erzurum’un çeşitli dönemlerde tarihe yön veren ve önemli roller oynayan bir şehir olduğunu söyledi.

Milli Mücadele dönemindeki kongrelerin en önemlilerinden birinin Erzurum Kongresi olduğunu hatırlatan Küçükuğurlu, “Bu şehir bütün zorluklara ve yokluklara rağmen yine tarihe yol göstermiş, daha doğrusu o dönemde yaşamış, insanlara geleceğin nasıl şekilleneceği konusunda ciddi bir rehberlik yapmıştır.” dedi.

“Erzurum yine tarihi vazifesini yerine getirmiştir”

Küçükuğurlu, kentin geçmişte Rus işgallerine uğradığını ve Ermeni mezalimine maruz kaldığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Erzurum, bütün maddi ve manevi servetini çoğunlukla kaybetmişken 1919’da yani milletin tam da bir rehberliğe ve önderliğe ihtiyaç duyduğu bir anda yine tarihi vazifesini yerine getirmiştir ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da katılımıyla büyük bir kongre gerçekleştirmiştir. Bu kongre bir bakıma cumhuriyetin temellerinin atıldığı bir kongredir. Çünkü bu dönemde burada bulunan yabancı uzmanlar, bilhassa İngilizler bunu ifade etmektedirler. Erzurum’da cumhuriyetin temelleri atılıyor. Çünkü Erzurum’da milli irade kendini ortaya koymuş, kendi inisiyatifiyle kimseden emir ve talimat almadan Trabzon’la birlikte Erzurum’daki Vilayeti Şarkiye Müdafai Hukuk Cemiyeti bir kongre toplamaya karar vermiş.”

1. Dünya Savaşı sonrasında doğuda Ermenistan kurma düşüncesi hayaline Erzurum Kongresi’nin izin vermediğini bildiren Küçükuğurlu, kongrenin toplanış amacıyla bölgesel olmakla beraber sonuçları itibarıyla gerçek anlamda ulusal milli bir kongre olduğuna dikkati çekti.

Küçükuğurlu, kongrenin Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini tescillediğini belirterek, “Mustafa Kemal Paşa bütün görevlerinden ayrılarak kongreye sivil katıldı, son gün temsil heyeti başkanı oldu ve bu yetkisini meclis açılana kadar kullandı. Yani bir icra heyetinin başkanı olarak Erzurum’da bu konuma geldi.” dedi.

“Misakımilli’de belirtilen sınırlar Erzurum’da şekillenmiş”

Kongrede alınan kararlara değinen Küçükuğurlu, şöyle devam etti:

“Erzurum’da kongrede alınan kararlara baktığımızda Misakımilli’nin aslında burada şekillendiğini görmekteyiz. Çünkü Misakımilli’de belirtilen sınırlar, yabancı devletler ve azınlıklarla ilgili münasebetler hep Erzurum’da şekillenmiş. Erzurum Kongresi’nde bunların bütün maddelerini aynen olmasa bile mana itibarıyla görmekteyiz. İşte bu kararlar son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde, Misakımilli kararları olarak karşımıza çıkacak. Ayrıca bu kongrede meclisin açılması gündeme gelmiş. Bu çok önemli bir şey. Biz milli bir irade ortaya koyduk fakat bu iradenin bir adım daha ileri taşınması için meclisin açılması gerekir denilmiş ve nihayet son Osmanlı Mebusan Meclisi açılabilmiştir. Yani Erzurum Kongresi’nin kararlarından biri bu şekilde hayata geçmiştir.”

Erzurum Kongresi’nin milli bilinç ve iradenin oluşması adına önemli bir adım olduğunu vurgulayan Küçükuğurlu, şunları kaydetti:

“Osmanlı Devleti’nin paylaşılması ve Ermenistan kurulması gündeme geldiği ortamda Erzurumlular birleştiler. Öncelikle gündem maddesi olarak vatanı kurtarmayı kendilerine hedef olarak belirlerdiler. Dolayısıyla burada önemli olan Erzurum’da bu işlerin bir milli bilinç çerçevesinde ve iradeyle yapılması. İnsanlar vatanı savunmalarının tek yolunun canı pahasına da olsa ‘gereken neyse yapmak’ olduğunu net şekilde yaşıyorlardı. Dolayısıyla işte milli irade, demokrasi, inisiyatif, halk harekatı, bugün ne derseniz Erzurum Kongresi’nde hepsi karşımıza çıktı. Bu daha sonra Misakımilli, meclisin açılması ve cumhuriyetin ilanı olarak karşımıza çıkıyor. Eğer biz bugün bu topraklarda hem bilinç anlamında hem de maddi anlamda rahat yaşayabiliyorsak bu atalarımızın ortaya koyduğu fedakarlık, bilinç ve ruh sonucundadır.”

ANKARA (AA) – Başkentin Ulus semtinde Cumhuriyet döneminin ilk bakanlık binası Maliye Vekaleti’nin 1926’da inşa edilmesinin ardından Atatürk’ün emriyle Türkiye’nin para ve altın rezervleri ile kıymetli eşyaların güvenle korunması amacıyla hazine kasa dairesi yapıldı.

Uzun yıllar devletin eline geçen maddi varlıkların bir kısmının ve önemli uluslararası ekonomik sözleşmelerin orijinalleri ile devlet iç borçlanma senetleri, tahvil, bono gibi kıymetli evrakların muhafaza edildiği hazine kasa dairesinin de içerisinde yer aldığı tarihi yapı, aralarında Başbakanlığın da bulunduğu çeşitli kamu kurumlarınca kullanıldı. Yapı, 2013’te Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesine (ASBÜ) tahsis edildi.

ASBÜ tarafından hazine kasa dairesi ile etrafındaki diğer odaların, Anadolu eksenli devlet ve imparatorlukların iktisat tarihine ışık tutacak bir müzeye dönüştürülmesi için başlatılan restorasyon çalışmaları tamamlandı. Dönemin canlı tanığı ve simgesi kabul edilen yapının restorasyonunda mevcut durumunun korunmasına önem verildi.

Yakın zamanda ziyarete açılması planlanıyor

Hazine Müzesi, Anadolu medeniyetlerinin ve imparatorluklarının hazine teşkilatları ile finans hayatına dair teknolojik ve görsel ekipmanlar ile bilgilendirme panoları ve maketleri ile dikkati çekiyor. Sergilenen geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine ait iktisadi belgelerin yanı sıra diğer ülkelerden gelen banknotlar ile dönemin iktisat tarihine ışık tutuluyor.

Daktilo, terazi, istifleme araçları ile birlikte teslim alınan kasa dairesinin etrafında oluşturulan bölümlerde, yüzyıllar içinde Anadolu’da hüküm sürmüş devlet ve imparatorlukların hazine sistemlerine de tarihi bir yolculuğa çıkılıyor.

Hazine Müzesi’ne dönüştürülen yapının yakın zamanda ziyarete açılması planlanıyor.

Hazine kasa dairesinin kapı kilidine kripto sistem

ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Hazine Müzesi’nde, AA muhabirine açıklamada bulundu.

Hazine kasa dairesinin müzeye dönüştürülerek bir dönemin iktisat tarihine ışık tutulduğunu belirten Arıcan, “Burası parasal ve kıymetli evraklar anlamında devletin en mahrem, en sır yeri. Çelik kasaların her birinin güvenliği özenle sağlanmış.” dedi.

Hazine kasa dairesinin girişinde sürekli bir muhafızın beklediği demir parmaklıklı kapı bulunduğunu anlatan Arıcan, bu kapının açılmasının ardından kasa dairesinin etrafında sürekli nöbetçilerin gezdiği bir koruma şeridine geçildiğini kaydetti. Bu şerit sayesinde yangın, sel ve benzeri durumların, hazineye ulaşmasının engellenmeye çalışıldığını ifade eden Arıcan, çok büyük ve ağır hazine kasa dairesinin kapısının açılması için 2 anahtarın bulunduğunu söyledi.

Birinci anahtarın yerine takılmasından sonra iki parçalı ikinci anahtarın çevrilebildiğini aktaran Arıcan, şöyle devam etti:

“Kasa dairesine girebilmek için üç aşamalı giriş sisteminin tamamlanması gerekiyor. Bugün sanal hesaplara girerken birkaç şifre gerekmesi gibi bu kasa dairesi de çok erken dönemde bir şifreleme sistemi ile kurulmuş, sadece kaba bir koruma duvarı değil. O günkü şartlarda bile bir mantık kurulmuş. Anahtarda kripto bir sistem var. İki anahtardan sonra kapının kilidi çevrilebiliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kasa dairesi olması dolayısıyla içinde kıymetli evraklar, farklı ülkelerden gelen paralar, ülke içindeki bonolar, tahviller var. Burası hem hazine dairesi hem de kıymetli evrak dairesi olarak kullanılmış. Bu açıdan burası, Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de parasal ve finansal anlamda kalbi olmuş.”

Müzenin resmi açılışını yakın zamanda yapmayı planladıklarını dile getiren Arıcan, “Müze tutkusu, para ve finans tarihine merakı olan gençlerimizi bekliyoruz. Sanal müze turu ‘https://muze.asbu.edu.tr’ adresinden yapılabiliyor.” bilgisini verdi.

Öte yandan Hazine Müzesi’nin, hayata geçmesinde katkıları bulunan Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı ve Ankara Valiliği ile birlikte açılışının yapılması planlanıyor.