Türk bilim insanları buğdayın atası 'ıza'yı laboratuvar ortamında üretti

BOLU (AA) – Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Günce Şahin, AA muhabirine, yaptıkları çalışmalarla laboratuvar ortamında hiçbir dış etkene maruz kalmamış ıza üretebildiklerini söyledi.

Iza buğdayıyla ilgili birçok uluslararası makalenin bulunduğunu anlatan Şahin, “Izayı laboratuvar koşullarında çoğaltma imkanı yakaladık. Bunu tohumdan da yapmadık. Izanın koleoptil denilen parçasını kullanarak laboratuvar koşullarında üzerinde denemeler yapmak için bir sürü ıza bitkiciği elde edebildik. Daha sonra bunun etken maddelerini analiz ettik. B vitamini, lutein ve E vitamini gibi içeriklerine baktık.” diye konuştu.

Şahin, ızanın dışarıya bağımlı kalmadan laboratuvar koşullarında üretilmesiyle hem hastalıksız bitki elde etme imkanı elde edileceğini hem de gerekirse bitkideki etken maddelerden istenilen antioksidan veya sağlık alanında kullanılabilecek maddelerin alınabileceğini vurguladı.

“Tohuma bağlı kalmadan bitkinin kendi dokusu kullanıldı”

Geleneksel tarımda biyoaktif bileşiklerin yetersiz üretimi nedeniyle laboratuvar koşullarında bitkileri ve sahip oldukları bu bileşikleri büyük ölçekli üretmek için kullanılan doku kültürü tekniklerinin alternatif yöntemlerden bir tanesi olduğunu aktaran Şahin, şöyle devam etti:

“Izayı ilk defa laboratuvar ortamında ürettik. Daha önce bu konuda yapılan bir çalışma olduğuna dair hiçbir yayın ve açıklama bulunmuyor. Yaptığımız çalışma, ıza için uygun bir doku kültürü protokolü belirlemektir. Bu çalışmada bitki üretimini sağlamak amacıyla 3 farklı bitki hormonu (2,4-D, TDZ, IAA), 3 farklı doku tipi (koleoptil, yaprak ve kök) denenmiş olup en iyi doku kültürü protokolü belirlenmiştir.”

Şahin, literatürde farklı doku kültürü teknikleri kullanılsa da özellikle somatik dokunun kullanılmasıyla çok düşük oranda bitki elde edildiğine dikkati çekerek, “Çalışmamızın sonuçlarında, tohuma bağlı kalmadan bitkinin kendi dokusu kullanılarak sürgün oluşumu ve kök oluşumu sağlanmış, buğday başağı dahil tam bitki elde edilmiştir.” dedi.

B1, B2, B5, E vitamini ve antioksidan fenolik bileşikler bakımından zengin olan ızanın laboratuvar koşullarında tohuma bağlı kalmadan çoğaltılabilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Şahin, bu etken maddelerin bitkilerden elde edilebilmesinin, çeşitli stratejilerle bu bileşiklerin miktarının artırılmasına olanak sağladığını kaydetti.

“Çok kaliteli ve sağlığa yararlı bir ürün”

Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nusret Zencirci de 10-13 bin yıllık tarihi olan ıza buğdayının çok kaliteli ve sağlığa yararlı bir ürün olduğunu dile getirdi.

Izanın ağırlıklı olarak bulgur olarak kullanıldığını ancak ızadan ekmek ve makarna da yapılabildiğini aktaran Zencirci, “Ekmeğinin de yine kaliteli olduğunu gösteren çalışmalarımız var. Uluslararası yayınlarda bu çalışmalarımızı ortaya koymaktayız.” diye konuştu.

Zencirci, laboratuvarda yürütülen çalışmalarda ızanın besin değerlerine bakma imkanı bulduklarını belirterek, tüm özelliklerini ortaya çıkarmaya çalıştıklarını kaydetti.

Iza tarlalarından aldıkları bazı mikroorganizmalardan mikrobiyal gübre ürettiklerini de aktaran Zencirci, “Yine bunun besleyici özellikleriyle ilgili B ve E vitamini ile karoten gibi özelliklerini ortaya koyduk. Ayrıca ızayı laboratuvar ortamında üretmeyi başardık.” ifadesini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BOLU (AA) – Japonya’nın başkentinde bugün başlayan ve 8 Ağustos’a kadar devam edecek 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na katılacak Serbest, Grekoromen ve Kadın Güreş Milli Takımlarının sporcuları, gerek olimpiyatlarda kota almak için mücadele ettikleri Avrupa ve dünya şampiyonaları gerekse olimpiyat hazırlıklarının önemli bir kısmını Bolu Aladağ’da bulunan kamp eğitim merkezinde yaptı.

Olimpiyatlarda Türkiye’yi grekoromen stilde temsil edecek Rıza Kayaalp, Cenk İldem ve Kerem Kamal, Kadın Güreş Milli Takımı sporcularından Yasemin Adar ve Evin Demirhan ile serbest stilde mücadele edecek Taha Akgül, Süleyman Atlı, Osman Göçen ve Süleyman Karadeniz, organizasyon öncesinde Bolu’daki kamplarını tamamlayarak Tokyo’ya hareket etti.

Grekoromen stil 130 kiloda mücadele edecek Rıza Kayaalp, AA muhabirine, özellikle yaz döneminde gerçekleşen tüm şampiyonalar öncesinde Bolu’da kamp yaptıklarını söyledi.

Rıza Kayaalp, yaz aylarında Bolu’nun daha serin olduğunu dile getirerek, “Özellikle yaz antrenmanlarını Bolu’da serin havada yapmak bizi daha iyi dinlendiriyor. Nem oranı az. Bilindiği gibi nem insanı dinlendirmez. Nemsiz bir ortam bizi daha da güçlendiriyor.” diye konuştu.

Bolu’da hazırlanarak gittiği hemen hemen tüm şampiyonalardan madalyayla döndüğünü aktaran milli güreşçi, “Olimpiyata giden yol Bolu’dan geçiyor diyebiliriz. Bolu bizim için çok önemli. Özellikle de benim için önemli. Yıllarca burada çalıştım. 2006’dan beri burada kamp yapıyorum. Şampiyonalara Bolu’dan gidince kendimi daha iyi hissediyorum.” ifadelerini kullandı.

Grekoromen 60 kiloda müsabakalara çıkacak Kerem Kamal da ilk kez katılacağı olimpiyat oyunları öncesindeki son idmanlarını Bolu’da gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Bolu kamplarının verimli geçtiğini belirten Kerem Kamal, “Buranın imkanları çok iyi. Doğayla iç içeyiz. Yürüyüş yapabileceğimiz, koşu yapabileceğimiz alanlar çok. O yüzden hocalarımız ve biz, Bolu’yu tercih ediyoruz. Ayrıca Bolu’yu çok seviyoruz. Bize antrenman çeşidi olarak çok iyi geliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Milli sporcu, güreşte kondisyonun önemine işaret ederek, “Kondisyonumuz ne kadar iyiyse güreşimizi de o kadar iyi yapıp devamlı hale getirebiliyoruz. Bütün kondisyon ve tempo antrenmanlarımızı Bolu’da yapıyoruz. Bolu her zaman bizim için verimli oluyor.” dedi.

Yasemin Adar: “Bolu’nun bize uğur getirdiğine inanıyoruz”

Türkiye’yi kadınlar 76 kiloda temsil edecek Yasemin Adar ise Rio 2016’da kazanamadığı madalyayı almak için olimpiyatlara milli takımla Bolu’da sıkı bir şekilde hazırlandıklarını söyledi.

Yasemin Adar, sunduğu avantajlar dolayasıyla Bolu’yu tercih ettiklerini anlatarak, “Bolu bizim için çok güzel ve vazgeçilmez bir kamp eğitim tesisi. Sadece kadın takımı değil, serbest ve grekoromen takımı da burada kamp yapmayı seviyor. Bolu’nun bize uğur getirdiğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Milli güreşçi Evin Demirhan da Bolu’da kamp yapmanın kendileri açısından faydalı olduğunu kaydetti.

Güreş milli takımının tüm branşlarının Bolu’da mutlaka kamp yaptığına değinen milli güreşçi, “Yılda en az birkaç kez Bolu’ya geliyoruz. Burada enerji depoluyoruz. Kendimizi fiziksel ve mental olarak çok iyi şekilde hazırlayarak olimpiyatlara gidiyoruz. O yüzden Bolu Aladağ çok önemli. Bolu, en iyi şekilde hazırladığım yerlerden biri. Bunun için Bolu bizim için çok iyi bir fırsat.” şeklinde konuştu.

İSTANBUL (AA) – İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü mezunu Müge Yeniada, bitirme projesi kapsamında çekirdekten bitki yetiştirme kiti yaparak nostaljik fasulye deneyini günümüze taşıdı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, günümüze göre uyarlanan kit, okul öncesi çağdaki çocuklara (4-7 yaş) yönelik tasarlandı.

Projeyle çocukların ekolojik okuryazarlığının ve çocukla ebeveynin arasındaki ilişkinin verimli bir şekilde artırılması hedefleniyor

Müge Yeniada, birçok çocuk gelişimci ve anneyle yaptığı görüşmeler sonucunda hayata geçirdiği projesiyle okul öncesi çağdaki çocukların ekolojik okuryazarlığını artırmayı hedefliyor.

Yeniada'nın çekirdekten bitki yetiştirme kitinin içerisinde, hedeflediği yaş grubundakilerin ergonomilerine uygun, çekirdek toplama ve ekim süreçlerine ilişkin el aletleri ile tohumun ekilmesi ve saklanması için çeşitli ürünler yer alıyor.

Ürünlerin malzemelerini ve üretim yöntemlerini doğaya zarar vermeyen ahşap, porselen ve geri dönüştürülmüş karton gibi malzemelerden tercih eden Yeniada, kendisi de sürecin en başından beri projesiyle paralel olarak çekirdekten domates yetiştiriyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Müge Yeniada, şunları kaydetti:

"Bilgi Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Dr. Özlem Er, Dr. Öğr. Üyesi Selin Gürdere Akdur, Refik Burak Atatür, Yetkin Yazıcı, Ar. Gör. Gizem Öz yürütücülüğünde ve Gözde Şekercioğlu mentorluğunda hayata geçirdiğim bitirme projem ile çocuk ve ebeveynin arasındaki ilişkiyi verimli bir şekilde artırmayı ve tohumun potansiyeli ile meyve/sebze atıklarının toprağa geri dönüşümünü sağlamayı hedefliyorum. Projemin şu an çalışan bir prototipi var. Kendim de sürecin en başından beri projemle paralel olarak çekirdekten domates yetiştiriyorum. Bu süreçte tek yıllık bitkileri yetiştirmeyle ilgili her şeyi öğrendim diyebilirim. Çeşitli bitki yetiştiricileriyle görüştüm ve bir permakültür çiftliğini ziyaret etme imkanı buldum.

Konunun uzmanlarından aklımdaki tüm sorulara yanıt bulduktan sonra kendi domateslerimi marketten aldığım domateslerin çekirdeklerinden yetiştirmeye başladım. Projemi geliştirerek sürdürülebilir faaliyetler olan (kompost yapma, organik boyama) gibi küçük setlere dönüştürmeyi planlıyorum. Ailelerin kendi ilgileri doğrultusunda seçeceği kitlerle, sürdürülebilirlik faaliyetlerini çocuklarıyla birlikte gerçekleştirmelerini istiyorum."