Türk siyasetinin 'Erbakan Hoca'sı vefatının 10'uncu yılında anılıyor

ANKARA (AA) – Milli Görüş hareketinin kurucu lideri ve Türk siyasetinin “Erbakan Hoca”sı merhum başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın vefatının üzerinden 10 yıl geçti.

Türk siyasetine ideolojisi ve üslubuyla yeni bir heyecan getiren Necmettin Erbakan, 29 Ekim 1926’da Sinop’ta doğdu. Babasının ağır ceza reisi olması dolayısıyla çocukluğu farklı şehirlerde geçen Erbakan, Kayseri Cumhuriyet İlkokulu’nda başladığı ilkokul eğitimini Trabzon’da tamamladı.

Erbakan, İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943’te birincilikle tamamlamasının ardından, sınavsız geçiş hakkına rağmen İstanbul Teknik Üniversitesine sınavla girdi. Sınav sonucuna göre, doğrudan ikinci sınıftan başlatılan Erbakan, 1948’de mezun olduğu üniversitenin Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsünde asistan olarak görev üstlendi.

Erbakan’ın hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri de 1951’de İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Almanya’daki Aachen Teknik Üniversitesine ilmi araştırmalar yapmak üzere gönderilmesi oldu. Alman ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezinde, biri doktora olmak üzere 3 tez hazırlayan Erbakan, bu tezleriyle Alman Ekonomi Bakanlığının dikkatini çekti.

Motorların daha az yakıt harcaması konusunda kendisinden istenilen raporu hazırlayan Erbakan, doçentlik tezini de “Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunun matematiksel izahı” üzerine hazırladı.

Erbakan, çalışmalarıyla Leopard tanklarının üretiminin yapıldığı Almanya’nın en büyük motor fabrikasına davet edilmesinin ardından burada başmühendis olarak tank motorları üzerinde çalışmalar gerçekleştirdi.

Türkiye’de ağır sanayi hamlesi başlattı

Türkiye’de başlattığı ağır sanayi hamlelerini Almanya’da kaldığı sürede tecrübe eden Erbakan, bunu da Milli Görüş’ün önemli hedeflerinden birisi olarak belirledi.

Erbakan, o yıllarda düzenlenen otomobil kongresinde, “Şeftaliden başka bir şey üretemeyiz” görüşünü savunanlara inat bir araya geldiği arkadaşlarıyla 1956’da Gümüş Motor Fabrikasını kurdu ve burada Avrupa’daki benzerlerinden düşük saatte 5,5 litre motorin harcayan Gümüş Motor’u üretti. Pancar Motor adıyla bilinen bu fabrika, Mart 1960’ta seri üretime başladı.

“Şeftali yerine motor üretmek isteyen” Türkiye’nin Gümüş Motor Fabrikası, sektöre hakim olan yabancıların ekonomik ve siyasi baskılarıyla iflasa sürüklenmek istendi. Erbakan, Gümüş Motor’un devamı için engellerle mücadeleye başladı.

Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirilmesinin adından Genel Sekreter olan Erbakan, önce Odalar Birliği İdare Heyeti üyeliğine, bir yıl sonra da Odalar Birliği Başkanlığına seçildi.

Erbakan o dönem tanıştığı Nermin Erbakan ile evlendi. Nermin ve Necmettin Erbakan çiftinin evliliğinden çocukları Zeynep, Elif ve Muhammed Fatih dünyaya geldi.

Erbakan, Odalar Birliğinde de aktif dönem geçirdi, Anadolu sermayesini desteklemek için çalıştı. Odalar Birliği Başkanlığı seçiminin geçersiz sayılması Danıştaya taşınan Erbakan, bu görevinden, Ankara Valiliğinin emriyle uzaklaştırıldı.

Bu karar, Erbakan’ın siyaset yolculuğunu başlattı.

Konya’dan bağımsız milletvekili oldu

Erbakan, milletvekili seçiminin yapıldığı 12 Ekim 1969’a giden süreçte, güçlü bir siyasi parti olan Adalet Partisinden (AP) milletvekili olmak istedi ancak kabul edilmedi. Erbakan, kendisine büyük hoşgörü ve sevgi besleyen Konya’dan, bağımsız aday olarak seçime girdi ve üç milletvekili seçilebilecek oyu alarak seçildi.

Erbakan, Konya’daki milletvekilliği çalışmaları sırasında kendisine yöneltilen, “İyi de bir çiçekle bahar olmaz ki” yorumları üzerine, “Evet, bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar” ifadesini kullanmıştı.

Milli Nizam Partisini kurdu

Konya Milletvekili Erbakan, çok geçmeden 26 Ocak 1970’te, 17 arkadaşıyla Milli Görüş hareketinin ortaya çıkmasını sağlayacak ilk parti olan Milli Nizam Partisini kurdu.

Parti kurulduğunda ilk üyenin kim olacağı konusunda karar vermek üzere yönetim toplandı, Erbakan’ın ilk üye olması istendi. Erbakan ise bu teklif üzerine tebessümle arkadaşlarına bakarak, “Ecdadımız Anadolu’ya, Malazgirt Meydan Muharebesi ile Muş/Malazgirt’ten girmişti. O ilimizdeki bir caminin imamı, bizim birinci kurucu üyemiz olacak.” dedi.

Genel Başkan Erbakan, partisinin kuruluşundan sonra kapitalizm ve Batıcılık karşıtı siyaset yürüttü.

Erbakan’ın siyasetinde “siyonizm” ile mücadele ön planda yer aldı. Erbakan ile Türk siyasetinde ve kamuoyunda “Filistin davası” konusunda hassasiyet oluştu.

Milli Görüş hareketi lideri Erbakan, “önce ahlak ve maneviyat” vurgusunu da Milli Nizam Partisi altında yaptığı çalışmalarla gençlere ve partililere aktardı.

Erbakan’ın siyaseti dikkati çekti

Erbakan ve arkadaşlarının izlediği siyaset tarzı pek çok çevrenin dikkatini çekti. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından mayıs ayında “laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü” iddiasıyla Milli Nizam Partisi kapatıldı. Partinin kapatılmasına ilişkin mahkeme kararında Erbakan’ın konuşmalarında halkı Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde namaz kılmaya davet etmesi de yer aldı.

Partisinin kapatılmasının ardından Erbakan, arkadaşlarıyla 11 Ekim 1972’de Milli Selamet Partisini (MSP) kurdu. Parti, 1973’teki seçimde 48 milletvekilliği ve 3 senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclise girdi. Seçimlerden hemen sonra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Bülent Ecevit ile yapılan görüşmelerin ardından CHP-MSP koalisyon hükümeti kuruldu. Erbakan, bu hükümette başbakan yardımcısı olarak görev aldı.

“Mücahit Erbakan”

Bu dönem Kıbrıs sorunu gündeme gelirken siyasilerce ülkedeki sorunlardan daha fazla adadaki gelişmeler üzerine stratejiler üretildi.

Kıbrıs’a 20 Temmuz 1974’te düzenlenen barış harekatını güçlü şekilde savunan Erbakan’ın ismi bu dönemde “Mücahit” sıfatıyla kullanılmaya başlandı. Bülent Ecevit ile Erbakan’ın Kıbrıs meselesi üzerindeki görüş ayrılıkları nedeniyle CHP-MSP hükümeti, 17 Eylül 1974’te dağıldı.

Mücahit Erbakan’ın liderliğindeki MSP, o yıllarda kurulan yeni hükümetlerde ortak oldu.

“11’ler hükümeti”, “Milletvekili pazarlığı” ve “Güneş Motel” şaibeleri 1978’de siyasette gündemi belirlerken 12 Eylül 1980 askeri darbesinde Erbakan ve siyasi hareketi de hedef alındı.

Cezaevi süreci

Milli Selamet Partisince 6 Eylül 1980’de Konya’da düzenlenen Kudüs Mitingi büyük ses getirirken bu miting partinin kapatılma sebeplerinden birisi olarak gösterildi.

Erbakan’ın bu sürede verdiği mücadele “dava” olarak adlandırıldı. Erbakan’ın “dava” için yetiştirdiği nesil, yeni Türkiye inşasında bunu temel aldı.

Darbeden sonra İzmir’de uzun süre gözaltında kalan Erbakan, daha sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı ve 9 ay cezaevinde kaldı.

Erbakan, cezaevinden çıktıktan sonra yeni parti kurmak için çalışmalar başlattı.

Refah Partisi kuruldu

Siyasi yasaklı Erbakan, kapatılan MSP’nin yerine Refah Partisinin (RP) 19 Temmuz 1983’te kurulmasını sağladı. Partinin genel başkanlığı koltuğuna Ahmet Tekdal oturdu.

Siyaset yasağının referandumla kalkmasının ardından Erbakan, Refah Partisinin 11 Ekim 1987’de yapılan kongresinde oy birliğiyle genel başkan oldu.

Bu tarihten sonra yapılan yerel seçimlerde Refah Partisinin kazandığı belediyelerdeki hizmetler, Erbakan ve siyasetine olan ilgiyi artırdı. Milli Görüş fikri, Türkiye’de bu dönemde yeni bir model oldu. 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Milli Görüş, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri dahil birçok kentin yerel yönetimlerinde iş başına geldi.

Refah Partisi birinci parti oldu

Necmettin Erbakan, 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya’dan yeniden milletvekili seçildi. Parti, 1995’teki genel seçimlerde yüzde 21,7 oy oranıyla sandıktan birinci çıktı. Erbakan, Meclise Konya milletvekili olarak girdi.

Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki Süleyman Demirel, hükümeti kurma yetkisini Refah Partisine vermedi. Daha sonra kurulan DYP-ANAP hükümeti 3 ay sürdü.

54. Hükümet’te başbakanlık yaptı

Hükümet kurma görevini Cumhurbaşkanı Demirel’den alan Erbakan, Tansu Çiller’in genel başkanlığındaki Doğru Yol Partisi ile 54. Hükümeti kurarak, 28 Haziran 1996’da başbakanlık koltuğuna oturdu.

Başbakan Erbakan, dış politikada G-7’lere karşı gelişmekte olan Müslüman ülkeleri bir araya getirmek için D-8’leri kurdu.

28 Şubat süreci

Medya üzerinden 54. Hükümet’in faaliyetlerine ilişkin başlatılan algı operasyonları, 28 Şubat sürecinin temel taşlarını oluşturdu.

28 Şubat sürecinde bazı üniversiteler, iş dünyası ve sendikalar da Erbakan siyasetine karşı bir misyon üstlendi.

Erbakan’ın Mısır ziyaretindeki bayrak krizi, Libya ziyaretinde Kaddafi’nin açıklamaları da yine Erbakan aleyhinde kullanılmaya başlandı.

Günlerce kamuoyunda oluşturulan bu propagandalar sonucunda, 28 Şubat 1997’de adına post-modern darbe de denilen müdahale gerçekleşti.

Başbakan Erbakan’ın o gece ulusa seslenmek için hazırlık yaptırdığı, Milli Güvenlik Kurulu toplantısından geç saatte “gergin ve üzgün” geldiği için bu yayının iptal edildiği sonradan ortaya çıktı.

Başbakanlıktan istifa etti

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş tarafından 27 Mayıs 1997’de Anayasa Mahkemesine iktidar partisi Refah Partisinin temelli kapatılması istemiyle dava açıldı.

Koalisyon ortağı Doğru Yol Partisinin protokol gereği başbakanlık koltuğunu alması için Necmettin Erbakan, 30 Haziran 1997’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e istifasını sundu.

Demirel, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller yerine, 55. Hükümet’i kurması için Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a görev verdi.

Anayasa Mahkemesinde görülen Refah Partisinin kapatılması davası 16 Ocak 1998’de sonuca bağlandı. Refah Partisinin kapatılmasına ve aralarında Necmettin Erbakan’ın da bulunduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesine karar verildi.

Erbakan, partisinin kapatılması kararının ardından yaptığı konuşmada, “Bu alınmış olan karar, tarihin akışı içerisinde basit bir noktadır. Böyle bir kararın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de halkımızın muazzam bir bölümünün partisi olan Refah Partisi ve onun davası, bu kararlardan zerre kadar etkilenmez. Bu kararlardan bir tek sonuç çıkar, o da refah inancının tek başına iktidarı. Bu olayın arkasından Refah Partisi davasının, camiasının çok daha büyüyüp gelişeceği kesinlikle açıktır.” ifadelerini kullandı.

Refah Partisi kapanmadan Fazilet Partisi kuruldu

Refah Partisinin kapatılması sürecini beklemeyen partililer, 17 Aralık 1997’de Milli Görüş hareketinin dördüncü partisi olan Fazilet Partisini kurdu. Partinin genel başkanlık görevini de Recai Kutan üstlendi.

Fazilet Partisinin 14 Mayıs 2000’deki kongresi, gelenekçi ve yenilikçi kanat şeklinde isimlendirilen parti içi grupların yarışmasına sahne oldu.

Abdullah Gül yenilikçi kanadın, Recai Kutan ise gelenekçi kanadın oylarını aldı.

Bu arada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Fazilet Partisinin de kapatılması için dava açtı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının ardından Vural Savaş’ın yerine atanan Sabih Kanadoğlu’nun hazırladığı delillerle Fazilet Partisi 22 Haziran 2001’de kapatıldı.

Erbakan, Refah ve Fazilet partilerinin kapatılması üzerine, “Atımızı alan yolumuzu da almadı ya” ifadesini kullanmıştı. Bir ay sonra partililer, Milli Görüş’ün beşinci partisi olan Saadet Partisini kurdu.

Milli Görüş’ten ayrılan isimlerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002’de yapılan erken seçimde tek başına iktidar oldu. Saadet Partisi ise seçim barajını geçemeyerek TBMM dışında kaldı.

Erbakan, 5 yıllık siyaset yasağının kaldırılmasının ardından Mayıs 2003’te Saadet Partisi Genel Başkanı oldu.

Kayıp trilyon davası

Kamuoyunda “kayıp trilyon davası” olarak bilinen Refah Partisinin mali hesaplarına ilişkin açılan davada kendisine verilen hapis cezasından dolayı Erbakan, 30 Ocak 2004’te Saadet Partisi Genel Başkanlığı ve üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldı.

Erbakan’ın, sağlık sorunları sebebiyle başvurusundan dolayı cezanın infazı ertelendi. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Erbakan’ın 2 yıl 4 aylık hapis cezasını yeniden yargılama sonunda değiştirmedi ancak cezasını konutunda çekmesine karar verdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan’ın “sürekli hastalık” nedeniyle aldığı ev hapsi cezası 19 Ağustos 2008’de kaldırıldı.

Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongresi’nde 17 Ekim 2010’de yeniden genel başkan olan Erbakan, 28 Şubat post-modern darbenin yıl dönümü arifesinde solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011’de vefat etti.

Erbakan, 1 Mart 2011’de vasiyeti üzerine devlet merasimi yerine İstanbul Fatih Camisi’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Turkcell'in ana sponsorluğunda bu yıl ilk kez düzenlenen bisiklet yarışı Turkcell GranFondo Serisi'nin başlangıç yarışı olan İstanbul ayağı, iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok ismi bir araya getirdi.

Turkcell'den yapılan açıklamaya göre, şirket, dünyaca ünlü GranFondo bisiklet yarışlarını ilk kez İstanbul'a taşıdı.

Turkcell, düzenlediği yarış izleme etkinliğiyle cemiyet, sanat ve iş dünyasından birçok ünlü ismi bir araya getirirken, 15 ülkeden 1.000 amatör bisikletçinin yarıştığı yarışı, aralarında Ahu-Süleyman Orakçıoğlu, Gül Gölge, Hande Demir, Emel-Nejdet Ayaydın, Burcu Şendir, Melda Aksu, Ferruh Karakaşlı ve Nergis Pekuysal'ın da bulunduğu iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok isim yerinde izledi.

Ünlü isimlerin yoğun ilgi gösterdiği yarışta sporcular, hem İstanbul'un en güzel noktalarından birinde mücadele etti hem de salgın döneminde vefat eden sağlık çalışanlarının çocukları için eğitim bursu sağlanmasına destek oldu.

Beykoz'da Boğaz kıyısında düzenlenen etkinlikte ünlü davetliler, Boğaz'ın eşsiz güzelliği eşliğinde bir yandan bisiklet yarışını izlerken, diğer yandan keyifli atmosferin tadını çıkardı.

Ünlü isimler, teknolojik atıklara dikkati çekmek amacıyla mozaik ve heykel sanatçısı Mervan Altınorak'ın teknolojik atıklardan tasarladığı bisiklete de büyük ilgi gösterdi.

İSTANBUL(AA) – Şair ve yazar Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, vefatının 34. yılında yad ediliyor.

Hakimlik görevinde bulunan Niyazi Bey ile Şerife Hanımın oğlu Cahit 1 Temmuz 1940’ta Ankara’da dünyaya gelir Şair, okuma-yazmayı, resim yapmayı ve Kur’an-ı Kerim okumayı, okula başlamadan önce, annesi Maraşlı Evliyazadelerden Şerife Hanım ile anneannesi ve mahalle hocalarından öğrendi.

Zarifoğlu, Şanlıurfa’da başladığı ilköğrenimini, 1951’de Kahramanmaraş’ta tamamladı.

Babasının görevi sebebiyle Zarifoğlu’nun çocukluğu Silvan, Baykan, Siirt, Siverek ve Kızılcahamam’da geçti. Usta kalem, lise son sınıfta edebiyat ve matematik derslerinden bütünlemeye kaldığı için 1955’te başladığı lise öğrenimini 1961’de bitirdi.

Kahramanmaraş’a dönerek kısa bir süre vekil öğretmenlik yapan Zarifoğlu bir gazetede çalışmaya başladı. Başarılı edebiyatçının ilk şiirleriyle denemeleri, yerel gazete ve dergilerde yayımlandı.

Lisede Türk edebiyatının önemli isimleriyle dostluklar kurdu

Zarifoğlu ile Türk edebiyatının önemli isimlerinden Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan’ın Maraş Lisesinde başlayan arkadaşlıkları, “Diriliş”, “Edebiyat” ve “Mavera” dergilerinde sürdü. Nuri Pakdil’in Maraş’ta çıkardığı “Hamle” dergisinde ürünleri yayımlandı.

Daha sonra “Yedi Güzel Adam” olarak da hatırlanacak olan aynı arkadaş grubu, 1956-1959 arasında “Yenilik”, “Yeni Ufuklar”, “Seçilmiş Hikayeler”, “Türk Sanatı”, “Varlık”, “Yeditepe”, “Dost”, “Pazar Postası” gibi yayınlarda yer alarak, “Maraş’ın Sesi” gazetesinin sanat sayfasında yazı ve eleştiriler kaleme aldı.

Cahit Zarifoğlu, Eskişehir’de Türk Hava Kurumu’nun uçuş kurslarına katılarak Milli Model Uçak B Sertifikası aldı. Jet pilotu olmak istediyse de kulağındaki rahatsızlık nedeniyle Hava Harp Okulu’na devam edemedi.

Çıkmasına ön ayak olduğu “İnkılap” gazetesinde yaptığı haberlerin yanı sıra günlük yazılar yazan ve sanat sayfası hazırlayan Zarifoğlu’nun bu sayfalardaki yazıları, 1980’de çıkan “Yaşamak” kitabında topladığı günlüklerinin ilk örnekleri oldu.

Zarifoğlu, 1961’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümüne girdi, uzun süren öğrenciliğinin ardından 1971’de mezun oldu.

Kısakürek ve Karakoç’un, Zarifoğlu üzerinde büyük etkisi oldu

İstanbul’da üniversite öğrenimi gördüğü dönemde Cahit Zarifoğlu’nun kişiliği ve şiiri üzerinde, Necip Fazıl Kısakürek ile Sezai Karakoç’un büyük etkisi oldu.

Yazı hayatı boyunca lisedeki arkadaş grubuyla birlikte hareket eden Zarifoğlu’nun şiirleri, mart 1966’da yeniden çıkmaya başlayan “Diriliş” dergisiyle “Türk Dili” ve “Soyut” dergilerinde, Cemal Süreya’nın “Papirüs”ü, Memet Fuat’ın “Yeni Dergi”sinde yayımlandı.

Cahit Zarifoğlu, haftalık “Yeni İstiklal” gazetesinin Rasim Özdenören tarafından yönetilen sanat sayfasında 1965’te asıl başlangıcını yaptı.

Abdurrahman Cem ve Cahit Zarifoğlu imzalarıyla peş peşe 13 şiir kaleme alan başarılı edebiyatçı, bu şiirleri 1967’de yayımladığı ilk kitabı “İşaret Çocukları”na aldı.

Zarifoğlu, 1967 ve 1973’te gittiği Almanya’da Goethe Enstitüsü’nün dil eğitimi kurslarına gitti, ayrıca otostop yaparak Avrupa’yı dolaştı.

Kısa bir süre tercümanlık da yapan Zarifoğlu, 1969-1970’te ise “Hakimiyet” gazetesinde teknik sekreterlik yaptı. Usta şair, yoğun çalışması dolayısıyla üniversiteyi 10 yılda tamamladı.

“Yedi Güzel Adam” kitabı 1973’te çıktı

Bir süre kağıt ve otomobil firmalarında da çalışan Zarifoğlu, 1972-1973’te, İstanbul’daki bir kolejde Almanca öğretmeni olarak çalıştı.

Usta şair, 1973’te İstanbul Tuzla’da yedek subay olarak başlayan ve Kars’ta devam eden askerlik görevini 1975’te Kıbrıs’ta tamamladı. Askerliğin hemen ardından Zarifoğlu, makine kimya endüstrisinde memuriyete başladı.

Edebiyat çevrelerinde ilgiyle karşılanan, ilk kitabını kendi parasıyla çıkaran ve yeterince dağıtamadığı için büyük kısmı elinde kalan Zarifoğlu’nun eylül 1973’te çıkan ikinci kitabı “Yedi Güzel Adam” en bilinen eserlerinden biri oldu.

Şairin “İns” adlı eseri 1974’de Edebiyat Dergisi Yayınları arasında çıktı.

Nikah şahitliğini Necip Fazıl yaptı

Zarifoğlu, mütercim sekreter olarak 1976’da TRT’ye geçti.

Necip Fazıl Kısakürek’in aracılığıyla, Abdülhakim Arvasi’nin soyundan gelen, Van müftüsü Kasım Arvas’ın kızı Berat Hanım’la tanışan şair, 19 Ağustos 1976’da evlendi. Zarifoğlu’nun Van’da gerçekleşen düğününde Kısakürek nikah şahidi oldu. Şairin, Fatma Betül, Ayşe Hicret, Ahmet ve Arife adında 4 çocuğu dünyaya geldi.

Zarifoğlu, 1983’te TRT İstanbul Radyosuna atandı. Amatör çizimler yapan başarılı edebiyatçıya, Kısakürek’in “artist” diye seslenmesinin ardından, liseden itibaren “Aristo” olan lakabı, “Artist” oldu.

İçine kapanık bir karakteri olan ve şiirini temelde “İkinci Yeni”nin kazanımları üzerine kurarak bu akımda kendi yeniliğinin peşine düşen Zarifoğlu, alışılmadık söz dizimiyle, imge ve bütünlüğe verdiği önemle, Türk şiirine kendi orijinalliğini getirebilen şairlerden biri oldu.

Cahit Zarifoğlu, “Yeni Devir”, “Milli Gazete” ve “Zaman” gazetelerinde ve “İslam” dergisinde Ahmet Sağlam, Abdurrahman Cem ve Vedat Can müstear isimleriyle günlük yazılar kaleme aldı.

Şiir yazmakta zorlanmayan, kendi deyimiyle “ilhamı ele geçiren” Zarifoğlu’nun şiirleri İngilizce ve Arapçaya da çevrildi.

Başarılı edebiyatçı, ömrünün son yıllarında yöneldiği çocuk edebiyatında kaleme aldığı “Yürekdede ile Padişah” eseriyle, 1984’te Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülünü kazandı.

Gül Çocuk dergisinde de yazan Zarifoğlu, “Çocuklar için yazmak, acılarımı azaltıyor.” ifadelerini kullanmıştı. Usta şair, pankreas kanseri nedeniyle, 7 Haziran 1987’de İstanbul’da vefat etti.

Zarifoğlu, “Sultan” şiirinde kendisine şöyle seslenmişti:

“Seçkin bir kimse değilim/ ismimin baş harfleri acz tutuyor/ Bağışlamanı dilerim /Sana zorsa bırak yanayım/ Kolaysa esirgeme/ Hayat bir boş rüyaymış/ Geçen ibadetler özürlü/ Eski günahlar dipdiri/ Seçkin bir kimse değilim/ İsmimin baş harflerinde kimliğim/ Bağışlanmamı dilerim/Sana zorsa bırak yanayım/ Kolaysa esirgeme/ Hayat boş geçti/ Geri kalan korkulu/ Her adımım dolu olsa/ İşe yaramaz katında/ Biliyorum/Bağışlanmamı diliyorum”

“Zarifoğlu, çocukluğun izinde koşmuştur hep”

Çocuk kitapları çıkardığı dönem birlikte çalıştığı Mustafa Ruhi Şirin, yaptığı bir açıklamada, “Onu yakından tanıyanlar bilir, Zarifoğlu çocukluğun izinde koşmuştur hep. Çocukluğunu büyüterek koruması, çocuk saflığında çoğalması, Zarifoğlu’nun portresini verir bize.” ifadelerini kullanmıştı.

Zarifoğlu’na dair çeşitli belge ve mektuplar zaman içinde gün yüzüne çıkmaya devam ederken aylık edebiyat ve fikir dergisi “Muhit”in usta şaire ayırdığı 2020 Haziran sayısında, şairin ilk kez gün yüzüne çıkan eskiz defterinden çizimlerin yanı sıra Zarifoğlu’nun vefatından 35 gün önce yayınladığı ancak eserlerinde yer almayan “İşkence” şiiri de yer buldu.

Yazar Mehmet Narlı, Muhit dergisinin Cahit Zarifoğlu dosyasıyla çıkan sayısında, şunları aktardı:

“Tüm parasını, ilk kitabı İşaret Çocukları’nın basımı için harcar ama kitabın dağıtımını sağlayamaz; bir arkadaşının dayısının yazıhanesine bırakır. Fakat kitaplar, birkaç ay sonra ısınmak için dükkan sahibi tarafından yakılmıştır. Necip Fazıl’ın desteği ve tavsiyesiyle Berat Hanım’la evlenir. Çocukları olur. Onlara ve diğer çocuklara ‘Ağaçkakanlar’, ‘Motorlukuş’, ‘Yürekdede ile Padişah’ gibi modern masallar yazar. Dostu Erdem Bayazıt, kendi çocuklarının kendilerinden fazla Cahit’le anlaştığını söyler. Böyledir. Dilinde ve yaşayışında çocukluğun özgünlüğü hep vardır.”

“Yedi İklim” dergisinin usta şaire geniş yer ayırdığı sayısında ise Zarifoğlu’nun Eski Kültür ve Turizm Bakanı, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ile Mavera dergisinin İstanbul dağıtım sorumlusu Nevzat Çeviker’e yazdığı mektuplar ilk kez okuyucuyla buluştu.

“Anadan doğma şair”

Zarifoğlu’nun şiiri hakkında yakın dostu Rasim Özdenören, “Şiiri bunca anlaşılmaz, kapalı ya da zor anlaşılır bulunmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir aklı başında şiir okuyucusu, (eleştirmen ya da okuyucu olarak) bu şiirleri reddetmek, yok saymak cesaretini gösterememiştir.” yorumunda bulunurken, yine yakın arkadaşı Erdem Bayazıt, “Cahit Zarifoğlu o hale gelmişti ki kendi dünyası içinde bir şiir dili kurmuştu ve bunu çok iyi kullanırdı. Yani şiire, o anlatılmaz olana ait bir durum çıktığı, bir algılama olduğu zaman onu hemen anında şiire döküverirdi.” yorumunu yapmıştı.

Şair Akif İnan’ın “anadan doğma şair” olarak tarif ettiği Zarifoğlu hakkında, Cemal Süreya da “Ece Ayhan’a sordum, ona göre Cahit Zarifoğlu şiirde yapı sorununu en iyi kavramış, bu konuda örnek gösterilebilecek sanatçılardan biri. Kolsuz bir Hattat’ta da ayrıca belirtmiş bunu.” şeklinde görüşlerini dile getirmişti.

Şair İsmet Özel ise Zarifoğlu’nu şu sözlerle anlatmıştı:

“Kendinden sonra yazmaya başlayan genç Müslüman şairlere, hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, ondan sonrakiler onda ders alınacak bir taraf bulacaktır, hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından hem Müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.”

Vefatından sonra Yedi İklim, Muhit, Mavera, Beyaz Bulut, Seferber, Kitap/Haber, Hece ve Bürde’nin arasında bulunduğu dergilerde özel sayılarla yad edilen ve adına şiir ödülleri verilen Zarifoğlu hakkında ayrıca Nazım Elmas, Mustafa Yeşilkaya, Ali Pulat, Hüseyin Çolak, Rıdvan Çınar tarafından yüksek lisans tezleri hazırlandı.

“İşaret Çocukları”, “Yedi Güzel Adam”, “Menziller”, “Korku ve Yakarış”, “Şiirler” isminde şiir kitapları olan Zarifoğlu, “Serçekuş”, “Ağaçkakanlar”, “Katıraslan”, “Yürekdede ile Padişah”, “Motorlu Kuş”, “Küçük Şehzade”, “Kuşların Dili”, “Gülücük” ve “Ağaçokul” isminde çocuk kitapları da kaleme aldı.

Zarifoğlu, günlük türünde “Yaşamak”, roman türünde “Savaş Ritmleri” ve “Anne” eserlerini yazarken, deneme türündeki “Bir Değirmendir Bu Dünya” ve “Zengin Hayaller Peşinde” isimleriyle toplanan eserlerinin yanı sıra, “Sütçü İmam” adlı tiyatro oyununa da imza attı.

Şairin üniversite tezi “Rilke’nin Romanında Motifler” adıyla kitaplaştırıldı. Beyan Yayınları ayrıca “Konuşmalar”, “Romanlar,” “Hikayeler”, “Çocuklarımızla Atlara Biniyorduk”, “Okuyucularla”, “Mektuplar” ve “Radyo Oyunları”nı okurla buluşturdu.