Türk Telekom CEO'su Önal: “Türkiye'nin geleceğini inşa etmek bize düşer”

İSTANBUL (AA) – BELGİN YAKIŞAN MUTLU-HASAN ARSLAN – Türk Telekom Üst Yöneticisi (CEO) Ümit Önal, pandemi döneminde sabit genişbanttan mobile, TV'den dijital servislere kadar zengin ürün portföyleriyle hayatı eve sığdırdıklarını belirterek, "Türk Telekom iştiraklerinden de aldığı güçle yerli ve milli teknolojinin dönüşümünün temel omurgasında yer alacak çözümleriyle var olmaya devam edecek. Türkiye'nin geleceğini inşa etmek bize düşer diyor ve bunun için çalışıyoruz." dedi.

Ümit Önal, “İş Dünyası Söyleşileri” kapsamında AA muhabirine yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele edilen 2020'de Türk Telekom açısından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Tüm dünyada yıl başından itibaren pandeminin etkisinin görülmeye başladığını, mart ortalarından itibaren Türkiye'deki hayatın da olumsuz etkilendiğini anlatan Önal, salgının 2020'ye damgasını vurduğunu söyledi.

Önal, bu dönemde dijitalleşmenin önemi ve gerekliliğinin anlaşıldığından bahsederek, iş ve özel yaşamın sürdürülebilmesi noktasında kesintisiz iletişime ihtiyacın kendileri için önemli bir misyon haline geldiğini ifade etti.

Türk Telekom için 2020'nin beklentilerin üzerinde geçtiğini aktaran Önal, "Telekomünikasyon, pandeminin belirli ölçüde fırsatlar sunduğu bir sektör oldu. Biz özellikle sabit tarafta artan yeni bağlantı talepleri ve trafik artışını başarıyla yöneterek kesintisiz iletişimi sağlama konusundaki yetkinliğimizi ortaya koyduk. Bu başarı, Türkiye'nin dijital dönüşümüne katkı sağlamak için yıllardan beri yaptığımız yatırımların doğal bir neticesi aslında. Özellikle sabit genişbantta Türk Telekom tarihinin en yüksek 9 aylık abone artışını gerçekleştirdik. Mobilde de şebekemize yaptığımız yatırımlar ve net abone artışıyla performansımızı iyileştirmeyi sürdürdük." diye konuştu.

Önal, bu gelişmelerin finansal performanslarına yansımasının da son derece olumlu olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:

"Bu yılın 9 ayında harikulade sonuçlara imza attık. Yüzde 19'luk büyüme ve 20,6 milyar lirayı bulan gelirlerimizle 9 aylık dönemler içinde halka arzdan bu yana en yüksek yıllık büyüme performansını kaydettik. Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Karımız (FAVÖK), yüzde 47 FAVÖK marjıyla 9,7 milyar liraya ulaştı. Yılın 9 ayındaki net karımız, halka arzdan bu yana en yüksek 9 aylık seviyesine ulaşarak 2 milyar lirayı aştı. Yıl içindeki üstün performansımız ve piyasalardaki olumlu gidişatı da dikkate alarak 2020 öngörümüzü yıl içinde 2 kere yukarı yönlü revize ettik. Buna bağlı olarak, 2020 için yıllık yaklaşık yüzde 16 konsolide gelir (UFRYK 12 Hariç) büyümesi yaklaşık 13 milyar lira FAVÖK ve yaklaşık 6,6 milyar liralık yatırım harcaması öngörüyoruz. Kısacası 2020, dijitalleşmenin öneminin anlaşıldığı, kesintisiz iletişimin öneminin iş, özel yaşam ve eğitimin devamı için mutlak suretle perçinlendiği ve Türk Telekom gibi entegre bir operatörün başta sabit olmak üzere bütün ürünlerde yüksek performans gösterdiği ve rekorlarla geçen bir yıl oldu."

Hem sabit hem mobil tarafta büyümeye devam edeceklerini belirten Önal, "180 yıllık köklü geçmişimizden aldığımız güçle Türkiye'nin geleceğini inşa etmek bize düşer diyor ve bunun için çalışıyoruz. Amacımız, Türkiye'nin dört bir yanını hızla fiberleştirirken ve internet penetrasyonunu yükseltirken bir yandan da sayıları 50 milyona yaklaşan abonemizin her birine kendini değerli hissettirmek." ifadelerini kullandı.

– "Artan iletişim talebinin üstesinden geldik"

Ümit Önal, pandemi ile hayata giren uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi zorunlu durumların en çok telekomünikasyon sektörünü hareketlendirdiğini ifade etti.

Data tüketimi ve iletişime olan ihtiyacın büyük oranda artış gösterdiğine dikkati çeken Önal, "Özellikle bizim gibi sabit kası kuvvetli operatörlerin trafiklerinde çok yoğun artışlar yaşandı. Sabit genişbant abonelerimizin toplam veri kullanımı, 2020'nin dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 yükseldi." dedi.

Önal, Türk Telekom'un güçlü altyapısı, çevik yönetimi, yetkin saha ekibi ve uzaktan çalışma modeli sayesinde bu süreci başarıyla yönettiğini belirterek, şunları söyledi:

"Fibere, 5G teknolojilerine yatırımlarımız, internet penetrasyonunu yükseltme konusundaki gayretlerimizle ülkemizin 81 ilinde artan iletişim talebinin üstesinden geldik. Bizim için her şeyden önemlisi hem çalışanlarımızın hem de müşterilerimizin sağlığı… 19 Mart gibi erken bir dönemde, genel müdürlük ve grup şirketlerimizdeki çalışanlarımızın büyük bölümü için uzaktan çalışma kararı alarak, bu konuda da ülkemizin öncü şirketlerinden biri olduk. Staj ve işe alım süreçlerimizi, eğitim ve gelişim programlarımızı online ortama taşıyarak sürece kısa sürede uyum sağladık. Sık sık yaptığımız bilgilendirici yayınlar, online etkinlik ve turnuvalarla çalışan sağlığı ve motivasyonunu üst düzeyde tutmayı başardık."

Türk Telekom CEO'su Önal, pandeminin kendi gereklerini dayattığını, buna karşın kadim kültüre sahip köklü bir şirket olarak Türk Telekom'un bunu çeviklikle karşılayarak arkaik ve eski kalabilme tehlikesini başarıya çevirdiğini dile getirdi.

– "Pandemi döneminde birçok yeni teknolojiyi ve çözümü kullanıcıyla buluşturduk"

Ümit Önal, Türk Telekom'un son teknolojilerin sadece kullanıcısı ve dağıtıcısı değil, aynı zamanda geliştiricisi konumunda bulunmayı milli bir sorumluluk ve görev olarak gördüğünü vurguladı.

İletişim teknolojileri alanında geliştirdikleri çok sayıda ürün ve hizmet bulunduğuna işaret eden Önal, "Savunmadan sağlığa, eğitimden enerjiye, haberleşmeden sanayiye çok farklı alanlara entegre ettiğimiz, dışa bağımlılığı azaltan yerli ve milli teknolojilerimizle ülkemize hizmet etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Pandemi döneminde de aynı sorumlulukla hareket ettik. Sabit genişbanttan mobile, TV'den dijital servislere kadar zengin ürün portföyümüzle hayatı eve sığdırdık." ifadelerini kullandı.

Önal, grup şirketlerinin de katkılarıyla birçok yeni teknolojiyi ve çözümü son kullanıcıyla buluşturduklarını aktararak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Milli Eğitim Bakanlığı'nın EBA platformu ile Sağlık Bakanlığı'nın 'Hayat Eve Sığar' gibi uzaktan eğitim ve sağlık uygulamalarının geliştirme ve altyapı süreçlerine katkıda bulunduk. Bilişim çözümleri sağlayan iştirakimiz İnnova, Sağlık Bakanlığı'yla birlikte Filyasyon ve İzolasyon Takip Sistemini (FİTAS) çok kısa bir süre içinde geliştirerek kullanıma sundu. Diğer bir iştirakimiz Argela'nın ONF platformunda geliştirdiği erişim şebekesini sanallaştıran SEBA teknolojisini dünyada ilk kez kendi şebekemizde deneyerek öncü olduk. Yine yakın zamanda Argela'nın, Amerika'daki iştiraki Netsia aracılığıyla geliştirdiği patentli VRAN ürünlerini, dünyanın sayılı şebeke altyapı üreticilerinden Juniper Networks aracılığıyla dünyaya pazarlamak üzere bir lisans ve iş birliği anlaşması yaptık. Bu Türkiye'nin dünyaya teknoloji ihracı yapması demek… Eylül ayında, araç içi acil çağrı sistemi eCALL çözümümüzü devreye aldık, üreticilerle testlerimizi başarıyla gerçekleştirdik. Bir sonraki aşaması olan eSIM için de hazır durumdayız. Yüklenici kurumun belirli düzenlemelerini bekliyoruz. Çok yakında eSIM'i de yerli teknolojiyle dijitalleştireceğimiz yeni nesil araçlarda tecrübe etmeye başlayacağız."

Bu dönemde, mobil, evde internet ve ev telefonu işlemlerini tek platformda birleştiren "Online İşlemler" uygulaması aracılığıyla sağladıkları TL yükleme ve fatura ödeme işlemlerinin rekor seviyelere ulaştığı bilgisini veren Önal, abonelerinin bağlantı sorunlarını kendi başlarına çözme imkanı sağlayan "Pratik Çözüm" platformunun da ilgi gördüğünü anlattı.

Önal, eğlence ve multimedya dünyasında da cazip ve kullanıcı dostu dijital çözümleri bulunduğuna değinerek, "TİVİBUGO, TAMBU, MUUD, PLAYSTORE ile eğlendirirken VİTAMİN ve RAUNT gibi Türkiye'nin büyük Online E-Eğitim Platformları ile uzaktan eğitim sürecine katkımızı sürdürdük. Dolayısıyla biz bu noktada bütün dijital varlıklarımızla pandemi dönemini geliştirmeye çalıştık. Önümüzdeki dönemde de Türk Telekom iştiraklerinden de aldığı güçle yerli ve milli teknolojinin dönüşümünün temel omurgasında yer alacak çözümleriyle var olmaya devam edecek." diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Türkiye’de üniversite sıralamaları yapan kuruluş olan ODTÜ URAP Laboratuvarı Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile dünyanın önde gelen hakemli bilimsel tıp dergilerinden The Lancet’te, Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ural Akbulut, Kovid-19 salgını nedeniyle, bazı bilimsel dergiler ile Oxford Yayıncılık ve Avrupa Üniversiteler Birliği gibi 160 saygın kuruluşun, 31 Ocak 2020’de yazılı bir basın açıklaması yaparak, Kovid-19 konusunda dergilere ulaşan makalelerin hakem incelemesine göndermeden önce dergilerin internet sayfalarında yayımlanmasının yararlı olacağını açıkladığını ve bu önerinin saygın bilimsel dergilerin çoğu tarafından uygulamaya konulduğunu belirtti.

Saygın bilimsel dergilerin, kendilerine sunulan makaleleri bilim insanlarından oluşan hakemlerin olumlu görüşlerini aldıktan sonra yayımladığına dikkati çeken Akbulut, bu nedenle makalelerin basılmasının genellikle bir yıl, bazen daha uzun zaman aldığını söyledi.

Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra aşı, ilaç ve virüs gibi, salgınla ilgili çeşitli konularda 10 binlerce makalenin bilimsel dergilere sunulduğunu aktaran Akbulut, şöyle konuştu:

“Salgının ilk 10 ayında dergilere Kovid-19 ile ilgili 125 bin makale gönderildi. Makale sayısı 1 Ağustos 2021’de 210 bin 183’e ulaştı. Kısa sürede sadece bir konuda bu kadar çok sayıda makale yazılması bilim dünyasında ilk kez gerçekleşti. Bu makalelerin hakemlere gönderilip görüş alınması çok zaman alacağı ve sürmekte olan salgına hızla önlem alınıp çözüm bulunabilmesi için Kovid-19 makalelerine ayrıcalık tanıdı. Yayın kuruluşları Kovid-19 makalelerini kısa süren bir ön incelemenin ardından ‘preprint’ (ön baskı) adı altında internet sayfalarında yayımlıyorlar. Burada amaç, salgının önlenmesine yardımcı olabilecek verilerin bilimsel çevreye ve topluma kısa sürede duyurulması. Bilim insanları, bu makaleler hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini ilgili web sayfasına ekleyebiliyor.”

Bu yöntemle bilimsel olarak doğruluğu ve salgını önlemeye yardımcı olacağı anlaşılan makalelerdeki verilerin kısa sürede tüm dünyada bilim insanlarına ışık tuttuğunu dile getiren Akbulut, bilimsel açıdan güvenilir olmayan, verilerinin hatalı olduğu anlaşılan veya önerilen yöntemlerin zararlı olabileceği belirlenen makalelerin ise web sitelerinden çıkartıldığını aktardı.

Böylece, bilim insanlarının yanlış bilgiler nedeniyle zaman kaybetmesinin önlenmeye çalışıldığını ifade eden Akbulut, bu yöntemle dergilerin internet sayfalarında hakem incelemesi olmadan yayımlanan Kovid-19 makalelerinin bazılarının çok ilgi çektiğini, binlerce atıf alabildiğini anlattı.

Bazı makaleler negatif atıf alıyor

Hakem aşamasından geçmedikleri için bazı Kovid-19 makalelerindeki verilerin ve sonuçların güvenilmez olduğunu fark eden bilim insanlarının, “negatif atıf” da yaptığını belirten Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu tür negatif atıf alan çok sayıda makale, yayıncı kuruluşlarca sayfadan kaldırılıyor veya makale yazarları tarafından geri çekiliyor. Bu tür tartışmalı makaleler nedeniyle, bazı ülkelerde Kovid-19 hastalarına yararsız ve tehlikeli olduğu kanıtlanan ilaçların verilmeye devam edildiği rapor ediliyor. Kovid-19 ile ilgili çok sayıda makalenin hakem incelemesi olmadan kısa sürede internet sayfalarında yayımlanması faydalı bilgilerin sağlıkçılara ulaşmasını hızlandırmaktadır. Ancak hatalı verilere dayanan makalelerin salgının önlenmesini yavaşlatma tehlikesi bulunmaktadır.”

Ural Akbulut, bilimsel dergilerin hakem incelemesinden geçmeden internet sayfalarında yayımladıkları makaleleri hakemlere gönderip, olumlu görüş alanları cilt ve sayfa numaralarıyla yayımlayacaklarını kaydetti.

“Akademik yükseltmelerde hakemsiz yayımlanmış makaleler dikkate alınmamalı”

Akbulut, URAP’ın her yıl üniversite sıralaması yapan kuruluşlardan biri olduğunu hatırlatarak, geçen yıl hakemsiz ve sadece internet sitelerinde yayımlanan makalelerle ilgili aldıkları yeni kararı da açıkladı.

Prof. Dr. Ural Akbulut, şunları kaydetti:

“Hakem incelemesinden geçmeyen ve aralarında çok sayıda hatalı veriye dayalı Kovid-19 makalesi, binlerce atıf alabildiği için bu makaleler üniversite sıralamalarının güvenirliğini sarsacaktır. Bu tür makalelerin önemli bir bölümü hakemlerce reddedilince, bu yıl üniversite sıralamalarında çok üst sıralara çıkan bazı üniversiteler önümüzdeki yıl alt sıralara düşecektir. Bu nedenle URAP sıralamalarında bu yıl, 2020 yılında sadece internet sitesinde yayımlanmış ve hakem kontrolü olmayan Kovid-19 makaleleri değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu makalelerden, hakemlerden olumlu görüş alıp normal şekilde yayımlananlar, önümüzdeki yıldan itibaren sıralamalarda değerlendirmeye alınacaktır. Öte yandan, hakemsiz makaleler çok sayıda atıf da alabiliyor. Bu nedenle üniversite yönetimlerinin, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterlerinde, sayı ve cilt numarası olmayan, web sitelerinde sadece malumat olması için hakemsiz yayımlanmış dergilerdeki makaleleri dikkate almamaları gerekir.”

Türkiye’nin makalesi, 5 farklı hakem sürecinden geçirildi

The Lancet’te yayımlanan Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ise bu yıl mayıs ayında gönderdikleri makalelerinin, temmuz ayında basıldığını ve 5 farklı hakem kontrolünden geçtiğini bildirdi.

Normal koşullarda bir makalenin basılma süresinin 4-5 ayı geçebildiğini dile getiren Akova, “Kovid-19 salgını, bilgi paylaşımını acilen gerektiren bir durum yarattı. Bazı tıp dergileri, bu durumu hızlandırmak için yayın öncesi web siteleri adını verdikleri sayfalarda makaleleri yayımlamaya başladılar. Bu makaleler, bu sayfalarda yayımlanmadan önce sadece şekilsel olarak bakılıyor ve hakem kontrolünden geçirilmiyor. Aslında hakemden geçmeyen bu makalelerin, bilimsel olarak içerikleri ve nitelikleri de belli değil.” diye konuştu.

Yayın öncesi internet sitelerinde yayımlanan ve yeterli niteliğe sahip makalelerin hızlı şekilde hakem kontrolünden geçtikten sonra dergide basıldığını anlatan Akova, bu konudaki bir istatistiği kaynak göstererek, “Mayıs 2021 tarihine kadar hakemli dergilerdeki Kovid-19 ile ilişkili makalelerin sadece yüzde 5’i önceden preprint (ön baskı) olarak yayımlanmış.” bilgisini aktardı.

Ön baskıya, çok önemli bilimsel dergilerde yayımlanacak önemli makalelerin yanı sıra bilimsel olarak çok değeri olmayan bilimsel içeriklerin de alınabildiğine dikkati çeken Akova, “Bu nedenle bilimsel anlamda bir verinin doğru olduğunun kanıtlanabilmesi için ancak hakem eleştirisinden geçmesi gerekir ve ciddi bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel kanıt olarak kabul edilebilir. Bazı veri tabanlarında, hakem eleştirisinden geçmeyen bazı makaleler de taranır hale geldi.” dedi.

Sinovac ile ilgili Brezilya’nın hakemsiz yayını bir şekilde yayıldı

Akova, bu duruma örnek gösterirken, hakemli dergide yayımladıkları ve Sinovac aşısına ilişkin ilk Faz-3 araştırmasının sonuçlarının bir benzerinin Brezilya’da yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Brezilyalıların bu çalışmaları, bizden önce bir internet sitesinde yer aldı ancak o çalışma hiç bir zaman bir dergide yayımlanmadı. Ancak Sinovac ile ilgili bu çalışmalara çok sayıda atıf aldı. O makalede aşının etkinliği yüzde 50 gösterilmişti. Bu durumu bilmeyen çoğu kişi ise ‘Çin aşısı yüzde 50 etkili’ diye o makaleyi örnek gösterdi. Halbuki o makale bir hakem eleştirisinden bile geçmedi. Makalemizin yayımlandığı The Lancet ise dünyanın bu konudaki en önemli ikinci yayınevi, buradaki makalemizde Sinovac aşısının etkinlik oranını yüzde 83 gösterdik. Hala bu aşıyla ilgili hakemli bir dergide yayımlanmış başka bir Faz-3 çalışması yok. Bazen internet sitelerindeki bu hakemsiz yayınlar, böyle çelişkiler de yaratabiliyor, insanlar duymak istediklerini orada duyunca hakemsiz şekilde yayımlanan bir makaleye bile bir şekilde itibar edebiliyor.”

ANKARA (AA) – Yeni sanat sezonunda zengin bir repertuvarla sanatseverlerin karşına çıkmaya hazırlanan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ünlü opera “Saraydan Kız Kaçırma”nın kısaltılmış versiyonunu, 2 Ekim’de izleyiciyle buluşturacak.

Doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte insanın iyi ve kötü davranış biçimlerinin ve üzerine çöken büyük bir felaket karşısında bile aymazlığını sürdürmesinin ele alındığı “C-19” balesi, 9 Ekim’de prömiyer yapacak.

Bu sezon birçok farklı konsepte konseri izleyicinin beğenisine sunacak ADOB, Gala Konseri’ni ise 13 Ekim’de CSO Ada Ankara Ana Salon’da verecek.

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 20 aylık bir salgın sürecinden sonra sanatseverlerle kapalı salonlarda buluşmaya başlamanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Sahnede olmayı ve seyircinin alkışlarını duymayı çok özlediklerini dile getiren Türkoğlu, Kovid-19 önlemlerine uyarak yeni sanat sezonunu yürüteceklerini belirtti.

Seyircilerden aşı kartı ya da en az 48 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi isteyeceklerini, salonda bir boş bir dolu koltuk şekilde oturumu sağlayacaklarını, salonun dezenfekte edileceğini anlatan Türkoğlu, “Seyircilerimiz gönül rahatlığıyla salonlarımıza gelebilirler. Ben hiç şüphe duymuyorum, buradaki ortam evlerinden farklı olmayacak.” dedi.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz”

Türkoğlu, sanatseverlerin yanı sıra sanatçılar için de önlemler aldıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çalışma odalarımızda piyanoyla sanatçının arasına kalın naylon perdeler yaptırdık. Çalışma anında herhangi bir virüs yayılımını önlemek için onları çekiyoruz. Bütün provalarımızı sahnede yapıyoruz. Çalışma salonlarımıza henüz sanatçılarımızı sokmadık. Provalarda genellikle koroyu seyirci kısmına, solistleri yan tarafa orkestrayı da sahneye yerleştiriyoruz. 1,5 metre sosyal mesafeye riayet ediyoruz.”

Feryal Türkoğlu, provaları henüz kostümlü yapmadıklarını, tedbirli davrandıklarını belirterek, sosyal mesafeyi koruma adına kadrosu daha dar eserleri seçtiklerini, orkestra çukurunu kullanmadıklarını, orkestra üyelerini sahnenin arkasına yerleştirdiklerini anlattı.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan fazla ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz.” diyen Türkoğlu, balede orkestrayı çukura indirmeden sahneyi kullanmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bale eserlerini bant eşliğinde sergilediklerini dile getirdi.

“Bol bol konser yapacağız”

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, Kovid-19 salgını öncesi hazırlanan ve sahneye çıkarmak üzere oldukları eserleri, salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda bunları seyirciyle buluşturacaklarını ifade etti.

Maskeli Balo, Tosca, C-19, Midas’ın Kulakları’nın yeni eserler arasında yer aldığını dile getiren Feryal Türkoğlu, şöyle konuştu:

“Ayrıca sahne üzerinde bol bol konser yapacağız, orkestralı, piyanolu. Hatta belki bazı eserlerimizi konsertan şeklinde yapmaya çalışacağız. Sahne üzerinde küçük gruplarımız var, kuartetlerimiz var. Onlarla baleyi birleştirerek bir tango akşamı yapıyoruz. Ben de eserin içinde tango söylüyorum. Bir A planı bir de B planı yaparak programlarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Bu çok da kolay olmuyor. Ama yeter ki sanatımız ve bizler sağlıkla devam edelim, gerisi önemli değil.”



Koronavirüs Haber Indeksi


Rusya Koronavirüs  | Hindistan Koronavirüs | İngiltere Koronavirüs | Almanya Koronavirüs | Fransa Koronavirüs | İtalya KoronavirüsKoronavirüs AşısıKoronavirüs TedbirleriSokağa Çıkma KısıtlamasıSağlık Bakanı AşıBrezilya KoronavirüsBioNTechSputnik-VYerli Aşıİran KoronavirüsABD KoronavirüsKoronavirüsü YenenJaponya KoronavirüsEsnaf Koronavirüs Haberleri