Türk üniversitelerindeki kadın profesör oranı, Avrupa ortalamasını geride bıraktı

ANKARA (AA) – AA muhabirinin YÖK kaynaklarından derlediği bilgiye göre, Türkiye’de 129’u devlet, 74’ü vakıf ve 4’ü vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere 207 yükseköğretim kurumunda, 8 milyon 219 bin 518 öğrenci, 90 bin 338 öğretim üyesi, 180 bin 65 öğretim elemanı bulunuyor.

Yükseköğretimdeki erkek öğrenci sayısı 4 milyon 178 bin 286 ile yüzde 51, kız öğrenci sayısı ise 4 milyon 41 bin 232 ile yüzde 49 orana sahip. Kız öğrenci oranı üniversitelerin ülke geneline yaygınlaşmasıyla 2002’de yüzde 42 iken bugün yüzde 49’a yükseldi.

Yükseköğretim Kurulunca, üniversitelerde çeşitli adlarla Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezleri kuruldu ve ilgili akademik birimler ile çeşitli çalışmalar gerçekleştirildi. Ayrıca kadın akademisyenlerin araştırma ve inovasyonda daha çok yer alması için ilgili kurumlar ile iş birliği komisyonu oluşturuldu. YÖK bünyesinde, akademide üst düzey kadın yöneticilerin sayılarının ve görünürlüklerinin daha da artması için faaliyetler yürütülüyor.

Akademisyen sayısı 2003’te 74 bin 134 iken bu sayı, 2020’de 98 bin 404’i erkek, 81 bin 661’i kadın olmak üzere 180 bin 65’e ulaştı. Toplam akademisyenler içinde kadın akademisyenlerin oranı yüzde 45’ün üzerine çıkarken, bu akademisyenlerin 10 bin 11’i kadın profesörlerden, 7 bin 190’ı doçentlerden, 18 bin 736’sı kadın doktor öğretim üyelerinden, 45 bin 724’ü ise kadın öğretim görevlilerinden oluşuyor.

Hukuk alanındaki kadın araştırma görevlisi sayısı, erkek araştırma görevlisi sayısını aştı.

Öte yandan, akademide kadın araştırma görevlilerinin sayısı da erkekleri geçti. Türkiye’de 26 bin 352 kadın, 25 bin 60 erkek olmak üzere 51 bin 412 araştırma görevlisi bulunuyor.

Akademide 10 bin 11 kadın profesör görev yapıyor

YÖK’ün istatistiklerine göre, Türkiye’de 10 bin 11 kadın profesör bulunuyor. Kadınların oranı toplam profesörlerin yüzde 32,5’ini oluşturuyor. İstatistikler, Türkiye’deki kadın profesörlerin oranının, AB ülkelerinin ortalamalarını geçtiğini gösteriyor. Buna göre, Türkiye’deki yüzde 32,5 orana sahip kadın profesör oranı, yüzde 20,8 ortalama ile AB ülkelerini geride bırakırken, yüzde 32,5 olan ABD ile eşitlendi.

Türkiye, yüzde 45 oranındaki kadın öğretim üyesi oranı ile yüzde 41,3 orana sahip AB ortalamasını ve yüzde 42,5’lik ABD ortalamasını geride bıraktı.

Akademide 394 kadın, üst yöneticilik görevinde

Türkiye genelindeki 203 üniversitede, devlet üniversitelerinde 255, vakıf üniversitelerinde 139 olmak üzere toplam 394 akademisyen kadın, üniversitelerde dekan ve rektörlük görevinde bulunuyor.

Türkiye’de 17 kadın rektör görev yaparken Avrupa Üniversiteler Birliğinin yayınladığı rapora göre, 48 üye ülkede kadın rektör oranı ortalaması yüzde 15 ve bu ülkelerin 20’sinde bu görevde hiç kadın bulunmuyor. 377 kadın dekanın 129’u Marmara, 95’i İç Anadolu, 50’si Ege, 38’i Akdeniz, 27’si Karadeniz, 23’ü Doğu Anadolu, 15’i Güneydoğu Anadolu bölgesindeki üniversitelerde görev alıyor. Bu oranlara yakından bakıldığında, Türkiye genelindeki fakülte sayıları açısından kadın dekan oranlarının benzerlik göstermesi dikkati çekiyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LONDRA (AA) – Boris Johnson, İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmenin ardından Sky News’e konuştu.

AB ile bir ticaret anlaşmazlığında İngiltere’nin toprak bütünlüğünü korumak için ne gerekiyorsa yapacağının altını çizen Johnson, çözüm bulunamaması halinde acil durum önlemleri almakla tehdit etti.

Johnson, “AB içindeki bazı kişiler, İngiltere’nin tek bir ülke ve tek bir bölge olmasını yanlış anlıyor. Bence bunu kafalarına sokmaları gerekiyor.” dedi.

AB’yi anlaşma şartlarında tek taraflı değişiklik yapmayı ve anlaşmadan çekilmeyi mümkün kılan 16. maddeyi uygulamakla tehdit eden Johnson, “Protokol, bu şekilde uygulanmaya devam ederse o zaman açıkça 16. maddeye başvurmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmazlığa neden olan protokol

Brexit Anlaşması’nın bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık’ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit’e rağmen Kuzey İrlanda, AB’nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık’ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle Birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

Protokolün ticarete zarar verdiğini ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’taki konumunu tehdit ettiğini savunan Protestanların protokole karşı mart ve nisandaki gösterilerinde otobüs ve araçlar ateşe verilmişti. Protestoların Katoliklerle çatışmaları yeniden başlatmasından endişe edilmişti.

İrlanda sorunu

İngiliz imparatorluğunun ilk sömürgesi İrlanda Adası’ndan İngiltere’nin elinde kalan kısmı teşkil eden Kuzey İrlanda, 1960’lı yıllardan 1998’e kadar Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki çatışmalara ve terör olaylarına sahne olmuştu. 40 yıla yayılan ve “Sorunlar” diye anılan yıllarda terör olaylarında 3 bin 500 kişi hayatını kaybetmişti.

Ada ancak 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile sükunete kavuşurken Kuzey İrlanda’da çatışan tarafların ortaklığına dayalı bir bölgesel yönetim kurulması üzerinde anlaşılmıştı.

Belfast Anlaşması olarak da bilinen metinler, Kuzey İrlanda’da bugün yürürlükte olan bölgesel yönetimin temelini oluşturuyor.

Barış anlaşmasının üzerinden geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bölge halkı arasında güven tam olarak tesis edilebilmiş değil.

Muhabir: Zuhal Demirci

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye ilk 3 ayda Avrupa Birliği'ne (AB) ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek." ifadesini kullandı.

İTO Meclisi Haziran ayı toplantısında yaptığı konuşmada, aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin de yüksek olduğunu belirterek, bu gelişmenin Türkiye’nin ihracatı için önemli bir imkan olduğunu söyledi.

Avdagiç, "Avrupa Birliği İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre Türkiye ilk 3 ayda AB'ye ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek. Bunu başarmamamız için hiçbir neden yok." dedi.

Türkiye'nin, AB ülkelerine yaptığı ihracatı yüzde 6,5 arttığını belirten Avdagiç, bu dönemde İngiltere'nin ihracatının yüzde 35,4, ABD'nin yüzde 12,1, İsviçre'nin yüzde 4,3, Rusya'nın yüzde 2,5, Japonya'nın yüzde 4,5, Hindistan'ın ihracatının ise yüzde 2 gerilediğini kaydetti.

Avdagiç, söz konusu dönemde ihracatta Türkiye'nin önünde yer alan ülkeler de olduğunu ifade ederek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Çin'in AB'ye ihracatı yüzde 25, Norveç'in yüzde 10,4, Güney Kore'nin ise yüzde 10,3 arttı. Bu rakamlar, 2021'in ilk çeyreğinde AB'nin en çok ithalat yaptığı 6'ncı ülke olduğumuza işaret ediyor. Ama aynı zamanda Çin'in bütün gücüyle AB dış ticaretinde varlığını devam ettirdiğini de gösteriyor. Dolayısıyla bizim bu gerçeği kabul ederek, kendimize yeni bir ilke koymamız lazım. O da Kovid-19 sonrası dönemde 'kurulacak yeni düzende' AB'ye ihracatımızı artırmaktır."

– "Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebi daha yüksek"

Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin daha yüksek olduğunu kaydeden Avdagiç, "Mal satmak için kanallar açılıyor. Türkiye olarak, hükümetiyle iş dünyasıyla Kovid-19 sonrası dönemde başarmamızın bir tek yolu var. Kovid-19'un açacağı yeni küresel ticaret yolunda tekerlek izlerini takip eden değil, 'tekerlek izleri bırakan' ülke olmalıyız." ifadelerini kullandı.

Avdagiç, 2021 yılının turizm için, bir toparlanma ve harekete geçme yılı haline getirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Özellikle önümüzdeki dönemde, Almanya’dan Türkiye'ye gelecek turist sayısının 2-3 kat artmasını, Rusya'nın da açılmasıyla birlikte bu artışın daha da yükselmesini bekliyoruz." dedi.

"Kur, faiz ve enflasyon" baskısının, yakın dönem risklerinin temel bileşenlerini oluşturduğunu belirten Avdagiç, şunları kaydetti:

"KOBİ'ler başta olmak üzere, işletmelerin ayağa kaldırılması ve kısa sürede sağlıklı üretim yapısına kavuşabilmeleri için gerekli politika önlemlerinin devreye sokulması büyük önem taşıyor. Dolayısıyla dışarıdaki faiz artırımları gündeme gelmeden likidite sıkıntılarının hafifletilmesine yönelik araçların devreye alınması anlamlı olacaktır. Bu durum, muhtemel şoklara karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını artırabilecektir. Bir diğer ifadeyle, uygulanacak program ve stratejiyle 'Post-Kovid' dönemin oluşturacağı finansal risklere karşı Türkiye ekonomisinin bağışıklık sistemi hızla geliştirilebilir ve sürecin maliyeti minimuma çekilebilir."