Türk ürünleri kalite, fiyat ve lojistik avantajıyla öne çıkıyor

İSTANBUL (AA) – Livio Manzini, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile İtalya arasındaki ticaret hacminin zaman içinde gelişim kaydederek yaklaşık 20 milyar dolarlık seviyelere ulaştığını söyledi.

Salgının yaşandığı 2020’de ticaret hacminde dramatik bir düşüş olmadığını ifade eden Manzini, “İtalya, Türkiye için Avrupa bölgesinde ikinci büyük ticari partner olma özelliğini korudu. Burada uluslararası İtalyan şirketlerinin büyük hacimli ithalat ve ihracat işlemlerinin katkısı önemli oldu. Öte yandan, İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği olarak hedefimiz, potansiyel ticaret hacmine ulaşabilmek için küçük ve orta ölçekli şirketlerin karşılıklı ithalat ve ihracat yapmalarına katkı sağlamak ve böylece sadece ticari gelişime değil, aynı zamanda iki ülke girişimcilerinin birbirlerini tanımasına olanak sağlamaktır. Böylece orta-uzun vadede potansiyel hacme ulaşılması hedefleniyor.” diye konuştu.

Geçen yıl Türkiye’ye yaklaşık 1 milyar dolara ulaşan İtalyan doğrudan sermaye girişi gerçekleştiğini dile getiren Manzini, “Şüphesiz içinde bulunduğumuz bu kırılgan süreçte geleneksel sektörler olarak görebileceğimiz enerji, çevre ve otomotiv ön plana çıkmaktadır. 2021’in ikinci yarısında normalleşmeye dönme süreciyle birlikte İtalya’dan gelebilecek yatırımlarda yeni bir ivmenin başlamasını bekleyebiliriz.” dedi.

“AB ile başlatılmakta olan yeniden yakınlaşma faaliyetlerini memnuniyetle gözlemekteyiz”

Livio Manzini, Türkiye’nin, dış ticaretinin yarıdan fazlasını AB üyesi ülkelerle gerçekleştirdiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Türk ürünlerinin gerek kalite/fiyat oranı gerekse de lojistik avantajı söz konusu. Salgın süreci, Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik ticaretindeki önem ve avantajını bir kez daha ortaya çıkardı. Burada Türkiye’nin sahip olduğu avantajları yerinde ve zamanında kullanımına olanak sağlayacak çok açık bir durumla karşı karşıyayız. AB ile başlatılmakta olan yeniden yakınlaşma faaliyetlerini memnuniyetle gözlemekteyiz. Söz konusu yakınlaşma sürecinin hızlandırılarak ivme kazandırılmasının Türk ihracatçı firmalara geniş olanaklar sağlayacağı kaçınılmazdır. Oda olarak beklentimiz, başlatılan bu yeni sürecin hızlanarak devam etmesidir. Nitekim bizler de bize düşen görev olan Türkiye’nin ve Türk ürünlerinin İtalya ve sahip olduğumuz network aracılığıyla tüm dünyada tanıtımına katkı sağlamaya çalışmaktayız.

Bu amaçla önümüzdeki günlerde Türkiye’ye yönelik yatırım ve ticaretin getireceği avantajları içeren bir internet semineri çalışmasını programımıza almış bulunmaktayız.”

“Ticaret hacmindeki yüzde 10’luk daralmayı 2021’de telafi etmeyi hedefliyoruz”

İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği Başkanı Manzini, 2020’nin ocak-kasım döneminde İtalya-Türkiye ticaret hacminin 14,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini, geçen yıl ticaret hacminde 2019’a göre yaklaşık yüzde 13 daralma yaşandığını söyledi.

Manzini, 2020’nin aralık ayı sonuçlarında toparlanma olacağı varsayımıyla yılın yaklaşık yüzde 10’lar seviyesinde düşüşle kapanacağını öngördüklerini ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bizler için öngörülebilir ilk hedef, 2020’de yaşanan yaklaşık yüzde 10’luk kaybın bu yıl telafi edilmesi olmalıdır ancak bu değer, daha önceki yıllarda ulaşılmış olan 20 milyar dolar hedefinden halen oldukça uzak gözükmektedir. Dolayısıyla gerçekçi projeksiyon, 2021 yılında 2020 kayıplarını geri almak ve 2022 yılı hedefi ise yeniden 20 milyar dolar olmalıdır.

Orta vadeye bakarsak, başka bir deyişle tekrar büyüme trendine girmiş küresel ekonomik yapıda, ikili ilişkilerdeki ticari potansiyelin daha önce belirttiğimiz ve iki ülke hükümetlerinin de teyit ettikleri rakam şüphesiz 30 milyar dolardır. Başka bir deyişle, burada yüzde 50 civarında bir büyüme potansiyeli söz konusudur ki bu, küçümsenecek bir rakam değildir.”

“Yatırım imkanlarının hayata geçirilmesinde aktif rol oynamaya devam edeceğiz”

Livio Manzini, 30 milyar dolar ticaret hacmine ulaşmanın ancak küçük ve orta ölçekli şirketlerin ticari faaliyetlerinde tekrar normalleşmesiyle gerçekleşebileceğini kaydetti.

Manzini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu amaçla İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği, 2021 programlarında gerek Türk ürünlerinin tanıtımı gerekse de küçük-orta ölçekli firmalarımızın sanal ortamda ikili iş görüşmelerini gerçekleştireceği bir planlama yapmıştır. Aynı zamanda Türk firmalarının İtalya’da, İtalyan firmalarının Türkiye’deki yatırımlarını artırmaları için ikili ilişkilerin sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesinin ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz. Dolayısıyla yatırım imkanlarının değerlendirilmesi ve hayata geçirilmesi konularında da aktif rol oynamaya devam edeceğiz.

Amacımız ve gayretimiz, üretim çarklarının yeniden normale dönmesi ve karşılıklı ticaretimizin öncelikle tekrar 20 milyar dolara ulaşması, akabinde 30 milyar dolar hedefine doğru yeni bir büyüme ivmesi yakalamasını sağlamaktır.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LONDRA (AA) – Boris Johnson, İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmenin ardından Sky News’e konuştu.

AB ile bir ticaret anlaşmazlığında İngiltere’nin toprak bütünlüğünü korumak için ne gerekiyorsa yapacağının altını çizen Johnson, çözüm bulunamaması halinde acil durum önlemleri almakla tehdit etti.

Johnson, “AB içindeki bazı kişiler, İngiltere’nin tek bir ülke ve tek bir bölge olmasını yanlış anlıyor. Bence bunu kafalarına sokmaları gerekiyor.” dedi.

AB’yi anlaşma şartlarında tek taraflı değişiklik yapmayı ve anlaşmadan çekilmeyi mümkün kılan 16. maddeyi uygulamakla tehdit eden Johnson, “Protokol, bu şekilde uygulanmaya devam ederse o zaman açıkça 16. maddeye başvurmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmazlığa neden olan protokol

Brexit Anlaşması’nın bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık’ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit’e rağmen Kuzey İrlanda, AB’nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık’ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle Birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

Protokolün ticarete zarar verdiğini ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’taki konumunu tehdit ettiğini savunan Protestanların protokole karşı mart ve nisandaki gösterilerinde otobüs ve araçlar ateşe verilmişti. Protestoların Katoliklerle çatışmaları yeniden başlatmasından endişe edilmişti.

İrlanda sorunu

İngiliz imparatorluğunun ilk sömürgesi İrlanda Adası’ndan İngiltere’nin elinde kalan kısmı teşkil eden Kuzey İrlanda, 1960’lı yıllardan 1998’e kadar Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki çatışmalara ve terör olaylarına sahne olmuştu. 40 yıla yayılan ve “Sorunlar” diye anılan yıllarda terör olaylarında 3 bin 500 kişi hayatını kaybetmişti.

Ada ancak 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile sükunete kavuşurken Kuzey İrlanda’da çatışan tarafların ortaklığına dayalı bir bölgesel yönetim kurulması üzerinde anlaşılmıştı.

Belfast Anlaşması olarak da bilinen metinler, Kuzey İrlanda’da bugün yürürlükte olan bölgesel yönetimin temelini oluşturuyor.

Barış anlaşmasının üzerinden geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bölge halkı arasında güven tam olarak tesis edilebilmiş değil.

Muhabir: Zuhal Demirci

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye ilk 3 ayda Avrupa Birliği'ne (AB) ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek." ifadesini kullandı.

İTO Meclisi Haziran ayı toplantısında yaptığı konuşmada, aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin de yüksek olduğunu belirterek, bu gelişmenin Türkiye’nin ihracatı için önemli bir imkan olduğunu söyledi.

Avdagiç, "Avrupa Birliği İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre Türkiye ilk 3 ayda AB'ye ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek. Bunu başarmamamız için hiçbir neden yok." dedi.

Türkiye'nin, AB ülkelerine yaptığı ihracatı yüzde 6,5 arttığını belirten Avdagiç, bu dönemde İngiltere'nin ihracatının yüzde 35,4, ABD'nin yüzde 12,1, İsviçre'nin yüzde 4,3, Rusya'nın yüzde 2,5, Japonya'nın yüzde 4,5, Hindistan'ın ihracatının ise yüzde 2 gerilediğini kaydetti.

Avdagiç, söz konusu dönemde ihracatta Türkiye'nin önünde yer alan ülkeler de olduğunu ifade ederek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Çin'in AB'ye ihracatı yüzde 25, Norveç'in yüzde 10,4, Güney Kore'nin ise yüzde 10,3 arttı. Bu rakamlar, 2021'in ilk çeyreğinde AB'nin en çok ithalat yaptığı 6'ncı ülke olduğumuza işaret ediyor. Ama aynı zamanda Çin'in bütün gücüyle AB dış ticaretinde varlığını devam ettirdiğini de gösteriyor. Dolayısıyla bizim bu gerçeği kabul ederek, kendimize yeni bir ilke koymamız lazım. O da Kovid-19 sonrası dönemde 'kurulacak yeni düzende' AB'ye ihracatımızı artırmaktır."

– "Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebi daha yüksek"

Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin daha yüksek olduğunu kaydeden Avdagiç, "Mal satmak için kanallar açılıyor. Türkiye olarak, hükümetiyle iş dünyasıyla Kovid-19 sonrası dönemde başarmamızın bir tek yolu var. Kovid-19'un açacağı yeni küresel ticaret yolunda tekerlek izlerini takip eden değil, 'tekerlek izleri bırakan' ülke olmalıyız." ifadelerini kullandı.

Avdagiç, 2021 yılının turizm için, bir toparlanma ve harekete geçme yılı haline getirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Özellikle önümüzdeki dönemde, Almanya’dan Türkiye'ye gelecek turist sayısının 2-3 kat artmasını, Rusya'nın da açılmasıyla birlikte bu artışın daha da yükselmesini bekliyoruz." dedi.

"Kur, faiz ve enflasyon" baskısının, yakın dönem risklerinin temel bileşenlerini oluşturduğunu belirten Avdagiç, şunları kaydetti:

"KOBİ'ler başta olmak üzere, işletmelerin ayağa kaldırılması ve kısa sürede sağlıklı üretim yapısına kavuşabilmeleri için gerekli politika önlemlerinin devreye sokulması büyük önem taşıyor. Dolayısıyla dışarıdaki faiz artırımları gündeme gelmeden likidite sıkıntılarının hafifletilmesine yönelik araçların devreye alınması anlamlı olacaktır. Bu durum, muhtemel şoklara karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını artırabilecektir. Bir diğer ifadeyle, uygulanacak program ve stratejiyle 'Post-Kovid' dönemin oluşturacağı finansal risklere karşı Türkiye ekonomisinin bağışıklık sistemi hızla geliştirilebilir ve sürecin maliyeti minimuma çekilebilir."