Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma ile Türk Cerrahi derneklerinden obezite açıklaması

ANKARA (AA) – Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ve Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından 4 Mart “Dünya Obezite Günü” dolayısıyla yapılan ortak açıklamada, Türkiye’de obezite sıklığının giderek arttığı, bununla birlikte başta Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve kanserler olmak üzere, birçok kronik hastalığın görülme sıklığının yükseldiği vurgulandı.

Türkiye’de 20 milyon obezite hastası olduğu, bunlardan 2 milyonunun ise “şiddetli obezite” kategorisinde yer aldığı ve acilen tedavi beklediğinin öngörüldüğü vurgulanan açıklamada, obezite ile mücadele için toplumun bütününü hedef alan, akılcı ve sürdürülebilir koruyucu hekimlik uygulamalarına ihtiyaç duyulduğu değerlendirmesinde bulunuldu.

Obezite gelişimindeki en önemli faktörün sağlıksız beslenme alışkanlığı ve yetersiz fiziksel aktivite olduğuna işaret edilen açıklamada, bazı endokrin hastalıkların, psikiyatrik bozuklukların, ilaçların veya nadir görülen genetik rahatsızların da obeziteye neden olabileceği belirtildi.

Açıklamada, bu yüzden her obezite bireyin kapsamlı değerlendirilmesi, obeziteye neden olduğu tespit edilen faktörlerin ortadan kaldırılması gerektiği kaydedildi.

“Obezite ile mücadelede asıl hastalığın gelişmesi önlenmeli”

Açıklamada, obezite tedavisi için öncelikle yaşam biçimi ve alışkanlıkların düzenlenmesi gerektiğinin altı çizilerek, şunlar kaydedildi:

“Yaşam biçimini düzelttiği halde yeterli kilo veremeyen kişiler için tıbbi tedavi denenmeli, bundan da yarar görmeyenler ise obezite cerrahisine yönlendirilmeli. Obezite cerrahisi ile hastaların hem kilo fazlalığı hem de eşlik eden metabolik hastalıklardan kurtulması mümkün olabilir. Ancak cerrahi yaklaşım, obezite ile mücadelenin son basamağı olmalı.”

Obezite cerrahisinin deneyimli cerrahlar tarafından, donanımlı merkezlerde ve belirli koşullar halinde yapılması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Bilinen yöntemler dışında kalan ve henüz hiçbir rehberde önerilmeyen uygulamaları ‘diyabet cerrahisi’ adıyla insanımız üzerinde deneyen kişi, merkez ve kuruluşların mutlaka engellenmesi gerekli. Henüz deneysel boyutta olan tüm yeni uygulamaların, tanımlanan özelliklere sahip merkezlerde, klinik araştırma kapsamında ve denetim altında yapılması sağlanmalı.” uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, obezite cerrahisinin obezite ile mücadelenin son halkası olduğu ve Türkiye’deki tüm hastalar için çözüm olamayacağı belirtilerek, “Obezite ile mücadelede asıl önemli unsur hastalığın gelişmesinin önlenmesidir. Bu nedenle, ülkemizde sağlıklı beslenme alışkanlığını yerleştirecek ve fiziksel aktiviteyi arttıracak önlemlerin alınması esastır. Obezite ile mücadelede merkezi ve yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ulusal basınımızın da sorumluluğu olduğu unutulmamalı.” ifadelerine yer verildi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğünün ortak çalışmasıyla kronik hastalığı olan bireylerin tarama ve izlemlerinin ayrıntılı yapılabilmesi için geliştirilen ve 1 Ocak 2021’de kullanıma açılan Hastalık Yönetim Platformu (HYP), 1 Temmuz itibarıyla tüm aile sağlığı merkezlerinde yaygınlaştırıldı.

Aile hekimleri hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp ve damar hastalıklarına yönelik risk değerlendirmesi ile hastaların takibini, HYP’yi kullanarak yapacak.

Aile hekimlerinin, hastalar için yaptığı tedavi planı ve önerileri yazılıma kaydedilecek. Hastaların düzenli aralıklarla takibi yapılarak tedavi hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı ölçümlenecek.

“Hastaların bütün verileri izlenmiş, risk faktörleri tam değerlendirilmiş olacak”

Ekin Çamlık Aile Sağlığı Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Yücel Vurmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HYP sayesinde hastaların takibinin daha kolay ve ayrıntılı şekilde yapılabileceğini belirtti.

Vurmaz, kronik hastaların düzenli takip edilmesinin önemine işaret ederek, “Uygulama, kronik hastalıkların seyrini, bu hastalıklarla ilgili risk faktörlerini daha iyi değerlendirmemize, herhangi bir sıkıntı anında hastaları hızla yönlendirmemize imkan tanıyor. Hastalar, ikinci basamak sağlık birimlerine gittiği zaman, uzman hekimin önüne hastanın bütün verileri izlenmiş, risk faktörleri tam değerlendirilmiş olarak gelecek.” dedi.

HYP üzerinden takip edilecek kronik hastaların muayene sıklıklarına ilişkin de bilgi veren Vurmaz, “Hipertansiyon ve obezite hastaları yılda bir kez, diyabet ve kardiyovasküler hastalıkları bulunanlar da risk faktörlerine göre belirlenecek sıklıklarda takip edilecek.” ifadelerini kullandı.

Dr. Yücel Vurmaz, “Bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların daha ciddi takibi, mutlaka toplumumuza pozitif olarak yansıyacaktır. Kalp krizinin, diyabete bağlı risk faktörlerinin azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Uygulamanın, hastaların ömrünü uzatacağını, toplumumuzun sağlığına katkı sağlayacağını düşünüyorum.” diye konuştu.

“Bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı 70 yaş altı ölümlerin yüzde 25 azaltılması amaçlanıyor”

Sağlık Bakanlığınca, dünyada en fazla ölüme ve engelliliğe yol açan bulaşıcı olmayan hastalıklara (kalp ve damar hastalıkları, kanserler, diyabet vb.) bağlı 70 yaş altı ölümlerin, 2025’e kadar yüzde 25 azaltılması amaçlanıyor.

HYP yazılımıyla aile hekimlerinin bu hastalıklara yönelik tarama ve izlemleri geliştirilerek kronik hastalığı olan bireylerin sağlık sorunlarının minimuma indirilmesi ve yaşam kalitelerinin artırılması hedefleniyor.

TBMM (AA) – Obezite ile Mücadele Yöntemleri ve Cerrahi Uygulamadaki Malpraktis İddiaların Araştırılması, Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu, sorunları tespit ederek, çözüm önerileri sundu.

Raporda obezite, bireyin ağırlık, boy, cinsiyet ve ırksal özelliklerine göre belirlenen değerlerin, idealin üzerinde bulunduğu ciddi ve kronik bir hastalık olarak tanımlandı. Alt komisyon raporunda fazla kilolu ve obez olmak ise en kolay görülebilen, aynı zamanda en kolay gözden kaçan küresel boyutta halk sağlığı sorunu; günümüzde obezitede gözlenen artış ise salgın olarak nitelendirildi.

Raporda, bu nedenle sağlık sistemi ve profesyonellerinin, bütüncül tedavi anlayışıyla fizyolojik, psikolojik hastalık veya bozukluklara neden olan obezitenin önlenmesinde, tanı ve tedavisinde son derece önemli olduğu vurgulandı.

Obez ve fazla kilolu olgularda, kardiyometabolik hastalık riskinin önemli oranda arttığına işaret edilen raporda, obeziteye eşlik etmesi muhtemel hastalıklar; metabolik sendrom ve prediyabet, Tip 2 diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, polikistik over sendromu, erkek hipogonadizmi, uyku apnesi, astım, diğer reaktif hava yolu hastalıkları, osteoartrit, gastrointestinal problemler, depresyon ve diğer psikolojik bozukluklar ile kanser şeklinde sıralandı.

Nüfusun yüzde 34’ü aşırı kilolu

Farklı çalışma grupları tarafından yapılan araştırmalarda, obezitenin doğudan batıya gidildikçe artış eğiliminde olduğu tespitine yer verilenen raporda, son yayınlanan çalışmalara göre, Türkiye’de obezitenin en yüksek görüldüğü bölgeler yüzde 37,5 ile Batı Karadeniz, yüzde 36,9 ile Orta Anadolu; en az görüldüğü bölgeler ise yüzde 24,2 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 24,5 ile Ortadoğu Anadolu oldu. İstanbul’da obezite oranı ise yüzde 30,7.

Rapora göre, kadınlarda obezite oranı yüzde 39,1; erkeklerde ise yüzde 24,5. Nüfusun yüzde 34’ü aşırı kilolu. Bu oran erkeklerde yüzde 39,9, kadınlarda ise yüzde 27,6.

Obezite sıklığındaki artışın nedenleri

Obezitenin, enerji alımı ve tüketimi arasındaki dengesizlik nedeniyle oluştuğu, en önemli nedenin ise yüksek kalorili besinlerin aşırı tüketilmesi olduğu belirtilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Obezite hastaları temel ihtiyaçlarını karşılamalarına rağmen gereksinimlerinin çok ötesinde aşırı yemek tüketimine ve yanlış beslenmeye devam ederler. Obezite sıklığındaki artışın temel nedeni; insan biyolojisinin modern dünyanın değişen yaşam koşullarına uyum gösterememesidir. Burada hem genetik yatkınlık hem de çevresel koşullar önemli rol oynar. İnsanlık giderek daha az hareket etmekte ve giderek daha fazla kalori içeren besinler tüketmektedir. Gelişen teknoloji ile akıllı cep telefonları, televizyon, bilgisayar, tablet, asansörler, arabalar, uzaktan kumandalar gibi yaşamımıza girmiş ve hareket süremiz kısalmıştır.

Hayatı kolaylaştıran söz konusu faktörler günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlanmış ve fiziksel aktivitenin azalmasına neden olmuştur. Öte yandan modern yaşam giderek daha stresli ve daha yarışmacı bir hale gelmektedir. Stres, kaygı bozukluğu ya da depresyonu bulunan kişilerde yeme bozuklukları daha fazla görülmektedir. Beynimizdeki haz merkezi ile tokluk merkezi komşudur. Tokluk duygusu, insana en fazla haz veren duygulardan birisidir. Duygu durum bozukluğu olan kişilerin yemek yiyerek haz merkezlerini tatmin etmeleri sık görülen obezite nedenleri arasında yer alır. Obezite hastaları kendilerini sakinleştirmek, hoş olmayan durumlardan kaçmak, olumsuz duyguları azaltmak için aşırı yemek yiyebilmektedirler.”

“Türk kadınlarının obezite sıklığı dünya ortalamalarından yüksek”

İnsanlığın beslenme alışkanlıklarının hızla değiştiği belirtilen raporda, “Fast-food olarak tanımlanan sağlıksız besinler rafine karbonhidratlardan zengin, bitkisel liflerden fakir, aşırı yağlı ve enerji yoğundur. Vakit kaybını önlemek için ayaküstü hızlı yenen gıdaları tercih etmek, hazır gıdalara her yerde ve her an ulaşabilmek bu durumu iyice kötüleştirmektedir. Ayrıca öğün sayısının ve ekmek tüketiminin artması, porsiyonların büyük olması, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetlerin uygulanması da diğer faktörlerdendir.” denildi.

Obezitenin gelişmesinde dikkat edilmesi gereken faktörlerden birinin de yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şekli olduğuna işaret edilen raporda, şu tespitler yer aldı:

“Yaşamın ilk yıllarındaki beslenmenin, özellikle anne sütü ile beslenememenin de ileride obezite gelişmesine zemin hazırladığı ileri sürülmüştür. Anne sütü verme süresinin, tamamlayıcı besinlerin türü, miktarı ve başlama zamanlarının obezite oluşumunu etkilediği bildirilmektedir. Ülkemizde obeziteyi belirleyici en önemli nedenlerin yaşlanma, cinsiyet, diyabet ve HT olduğu, buna ilaveten yaşanılan çevre (yerleşim yeri ve bölgesi), sosyo-kültürel durum, düşük eğitim düzeyi, gelir durumu, tütün ve alkol kullanımı ve kullanılan bazı ilaçlar (bazı kortikosteroidlerin kullanımı, antidepresan, diüretik, antihiperglisemik, antiepileptik vb.), hormonal ve metabolik bozukluklar gibi yaşam tarzını belirleyen etmenlerin de obezite gelişmesine katkıda bulunduğu ortaya konulmuştur. Özellikle kadınlarımızın obezite sıklığı dünya ortalamalarından yüksektir. Bu durum hiç de şaşırtıcı değildir. Yapılan çalışmalar, Türk kadınlarında fiziksel aktivite azlığı, yüksek doğum sayısı, emzirme dönem ve doğumlar arası sürenin kısa olması, eşlik eden diyabet ve HT gibi hastalıklar, psikolojik sorunlar, düşük gelir ve düşük eğitim düzeylerinin obezite üzerinde önemli ölçüde etkili olduğunu düşündürmektedir.”

Obezitenin tedavi yöntemleri

Raporda, obezite tedavisinde kullanılan yöntemler, tıbbi beslenme (diyet), egzersiz, davranış değişikliği tedavisi, farmakolojik ve cerrahi tedavi olmak üzere 5 grupta sıralandı.

Yanlış tedavi olarak bilinen “malpraktis” uygulamalarına da değinilen raporda, “Son zamanlarda kamuoyu tarafından da bilinen ve yakından takip edildiği üzere gerek yazılı ve görsel basına yansıyan, gerekse Dilekçe Komisyonuna yapılan bildirimlerden, obezitenin tedavisinde giderek yaygınlaşan bir tedavi yöntemi olarak uygulanan ve bariatrik cerrahi olarak adlandırılan obezite cerrahisi uygulamalarına bağlı olarak bazı vakaların ölümle sonuçlanması şüphesiz takip edilmekte olup bu durum komisyon tarafından kabul edilemez bir durum olarak görülmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

Son 5 yılda Sağlık Bakanlığı birinci basamak sağlık hizmetlerine beslenme tedavisi için başvuran kişi sayısı; 2016’da 93 bin 49, 2017’de 189 bin 921, 2018’de 233 bin 776, 2019’da 285 bin 135, 2020’de ise 130 bin 977 oldu.

Her 3 kişiden 1’i obez

Raporda, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 15 yaş üstü bireylerde obezite oranının 2008’de yüzde 15,2 iken, 2014’te bunun yüzde 31,1 oranında artış göstererek yüzde 19,9’a ulaştığı, artış trendinin devam ettiği bildirildi.

Dünya Sağlık Örgütü 2018-2019 yılı obezite verilerine göre, Türkiye’de her 3 kişiden 1’i obez.

OECD tarafından 2019’da yayınlanan rapora göre, obezite sorunu yaşayanların sağlık hizmetlerinden daha sık yararlanma eğiliminde olduğu, obezlerin normal bireylere göre yaklaşık 2,5 kat daha fazla sağlık harcaması yaptığı tespitine yer verildi.

OECD ülkelerinde, obezite kaynaklı hastalıkların tedavisinin, toplam sağlık harcamalarının yüzde 8,4’ünü oluşturduğu kaydedildi.

“Obezite ameliyatı sınırları, nesnel ölçütler ve katı kurallarla belirlenmeli”

Alt komisyon raporunda, söz konusu dönemde Türkiye’nin sağlık harcamalarının yüzde 12’sinin obeziteye bağlı hastalıklara ayrılacağı belirtildi.

Raporda, 2020-2050’de obeziteye bağlı hastalıklara kişi başına en çok bütçe ayıracak ülke, 644,8 dolarla ABD olurken Türkiye 99 dolarla bu sıralamada ABD, Almanya, Kanada, İtalya, İspanya, Avustralya, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya’nın ardından 10’ncu sırada yer aldı.

Raporda, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturu çerçevesinde hareket edilmesi adına obezitenin önlenmesi ve tedavi edilmesi, obezite ameliyatı sınırlarının ise bilimsel verilerle desteklenen daha nesnel ölçütler ve katı kurallarla belirlenmesi gerektiği ifade edildi.