Türkiye'de yatırım yapan yabancıların yüzde 93'ü gayrimenkulü elinde tutuyor

İSTANBUL (AA) – Gayrimenkul Yurtdışı Tanıtım Derneği (GİGDER) Başkanı Ömer Faruk Akbal, Türkiye’de gayrimenkul alan yatırımcıların yüzde 92,7’sinin taşınmazı elinde tuttuğunu bildirdi.

GİGDER ve AGS Global iş birliğiyle hazırlanan “Rekabet ve İlham: Türkiye’de Yabancı Gayrimenkul Yatırımlarının Geleceğini İhracat Odaklı Yeniden Düşünmek” başlıklı Yurt Dışı Yatırımcı Tutum ve Davranış Araştırması’nın sonuçları, çevrim içi düzenlenen toplantıda açıklandı.

Toplantıda konuşan GİGDER Başkanı Akbal, yabancı yatırımcıların Türkiye’deki talebini etkileyen tüm faktörleri, ülke ve pazar dinamiklerini, güçlü ve zayıf yönlerini, politik, hukuki, ekonomik, sosyokültürel ve teknolojik faktörleri ele aldıklarını, sektörün ve Türkiye’nin tanıtımına yön verecek stratejileri ve pazarları belirlediklerini söyledi.

Uluslararası gayrimenkul pazarında gelecek 10 yılın yol haritasını çizme hedefleri doğrultusunda araştırmadan çok çarpıcı sonuçlar edindiklerini aktaran Akbal, araştırmanın gelecek bölümlerini peyderpey kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceklerini bildirdi.

Akbal, dünyada uluslararası gayrimenkul pazarının 330-380 milyar dolar aralığında olduğunun tahmin edildiğini belirterek, Türkiye’de yabancıya konut yatırımından elde edilen rakamın 2019’da 6,8 milyar dolar olarak gerçekleştiğini kaydetti.

Yabancıya yıllık gayrimenkul satış tutarının ABD’de 150 milyar dolar, İngiltere’de 50 milyar sterlin, İspanya’da 12-15 milyar avro civarında olduğunu aktaran Akbal, araştırmada, İngiltere’yi hem rakip hem ilham veren bir pazar olarak oldukça detaylı bir şekilde ele aldıklarını, bu ülkenin başarısının arkasındaki nedenleri gösteren karşılaştırmalı analizlerden önemli stratejiler çıkardıklarını vurguladı.

Akbal, yabancıların Türkiye’de toplam konut satışından aldığı payda 2015’ten bu yana güzel gelişmeler yaşandığını ifade ederek, bu payın 2019’a kadar arttığını ve 2019’da yüzde 3,3 olarak gerçekleştiğini, geçen yıl ise faiz kampanyası kapsamında toplam satışta rekor kırılmasının bu payın yüzde 2,7 olarak gerçekleşmesine neden olduğunu söyledi.

“Ürdünlüler yatırım, Ruslar tatil amaçlı alıyor”

Ömer Faruk Akbal, araştırmada birebir görüştükleri 410 yabancıya yatırım amaçlarını sorduklarını belirterek, “Yabancıların yüzde 45’i yatırım, yüzde 30,5’i kısa süreli tatil amaçlı, yüzde 28’i kalıcı hayat, yüzde 28’si vatandaşlık için yatırım yapmış durumda. Yatırımlarda emeklilik oranı yüzde 24, oturma izni yüzde 14. Onları eğitim, iş-ticari nedenler takip ediyor.” diye konuştu.

Yatırım kararını etkileyen konulara değinen Akbal, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ürdünlüler yüzde 89,5 ile yatırım, yüzde 84,2 ile vatandaşlık amacıyla gayrimenkul alırken, Ruslar yüzde 76,5 kısa süreli tatil, yüzde 35,3 emeklilik, yüzde 23,5 sağlık nedeniyle gayrimenkul ediniyor. Almanların yüzde 64’ünün tatil, İngilizlerin yüzde 50’sinin kalıcı hayat kurma amaçlı taşınmaz aldığını görüyoruz. İranlıların ise yüzde 46,2 ile oturma izni, yüzde 23,1 ile iş-ticari nedenlerle gayrimenkul satın aldığı karşımıza çıkıyor.

Her coğrafyaya yönelik artık bir pazarlama planını, ülke ve GİGDER olarak hayata geçirebileceğiz. İranlılarla konuşurken ve o coğrafyaya seslenirken ayrı, İngiltere’ye yönelik mesajlarımız ayrı olacak.”

“Her 4 yabancı yatırımcıdan sadece biri vatandaşlık alıyor”

GİGDER Başkanı Akbal, gayrimenkul yatırımında vatandaşlık teşvikinin her zaman konuşulduğunu belirterek, “Biz de katılımcılara vatandaşlık alıp almadıklarını sorduk. Yüzde 10’u vatandaşlık aldığını, yaklaşık yüzde 15’i başvuru sürecinde olduğunu, yüzde 75’i de ‘hayır almadım, başvurmadım, düşünmüyorum’ cevabını vermiş. Yani Türkiye’de yatırım yapan her 4 yabancıdan sadece biri vatandaşlık amaçlıyor.” ifadelerini kullandı.

Araştırmaya katılanların yüzde 90’ının daire, yüzde 5’inin ise müstakil ev, villa ve bahçeli ev tercih ettiğini aktaran Akbal, “Yüzde 2,9’u ticari, yüzde 0,7’si ise diğer ticari ürünleri almış. Yani Türkiye’de gayrimenkul alanların yüzde 95’i imar durumu konut olan gayrimenkul satın almış.” dedi.

Akbal, yabancıların bir gayrimenkule ortalama 161 bin 500 dolar, konuta ise 150 bin dolar ödediğini belirterek, yabancıların yüzde 57’sinin sıfır, yüzde 3’ünün inşa halinde, yüzde 11’inin ise ikinci el konut aldığını bildirdi.

“Yabancıların aldığı gayrimenkulü uzun süre elinde tuttuğunu görüyoruz”

Ömer Faruk Akbal, gayrimenkul alan yabancıların bunları sattığına dair zaman zaman beyanatlar olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Türkiye’de gayrimenkul alan yatırımcıların yüzde 92,7’si gayrimenkulü elinde tutuyor. Yüzde 7,3’ü tekrar satıyor. Yabancıların aldığı gayrimenkulü uzun bir süre elinde tuttuğunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Araştırmamız, bir yabancının aldığı gayrimenkulü ortalama 5,7 yıl elinde tuttuğunu gösteriyor. Yabancı yatırımcılar, yılda yaklaşık 3 ayı Türkiye’de geçiriyor. Gayrimenkul alan yatırımcının yarısı ikinci gayrimenkulü de alıyor. Yabancı yatırımcı başına 1,66 adet mülk düşüyor. Yani kimisi 1, kimisi 2, kimisi 3 konut alıyor. “

AGS Global Araştırma Kurucusu Ahmet Güler de çalışmayı ülke genelinde 12 şehirde 8 ayrı dilde yaptıklarını belirterek, “48 farklı ülke vatandaşına dokunduk. Bu da çalışmanın kozmopolit yapısını ortaya koydu. Çok farklı ülkelerden Türkiye’de yatırım yapan vatandaşlarla görüştük. Dünyanın hemen hemen her coğrafyasına dokunmuş olduk. Çok çarpıcı sonuçlarla karşılaştık. Alanında çok özgün ve orijinal bir çalışmayı hayata geçirdik.” diye konuştu.​​​​​​​

Muhabir: Uğur Aslanhan

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BURSA(AA) – Bursa’daki Uluslararası Murad Hüdavendigar Anadolu İmam Hatip Lisesinde 25 farklı ülkeden 33 öğrencinin katılımıyla mehter takımı kuruldu.

Osmangazi Belediyesince yaptırılan, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne bağlı lise, 70 ülkeden öğrencilerin eğitim öğretim faaliyetlerinin yanı sıra Türk kültürünün tanıtılmasında önemli görevler üstleniyor.

Bu kapsamda lise öğrencileri arasında kurulmasına karar verilen mehter takımına, Pakistan, Ürdün, Burkina Faso ve Fildişi Sahili gibi 25 farklı ülkeden 33 öğrenci katıldı. Öğrenciler, ilk konserlerini de arkadaşlarına verdi.

Osmangazi İlçe Milli Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer, AA muhabirine, Bursa’nın Osmanlı tarihinde önemli yeri olduğunu söyledi.

Lisede 70 ülkeden öğrencinin eğitim gördüğünü belirten Çokgezer, “Osmanlı zamanında kurulan mehter takımlarında da farklı coğrafyalardan ve farklı milletlerden kişiler vardı. 5 yıl önce bu fikir oluştu, bu mehter takımında farklı renklerden, farklı milletlerden, farklı ırklardan öğrenciler var. İnşallah bunu Türkiye’nin her yerine konser verecek hale getirip gönül coğrafyamızı bu müzik sayesinde birleştireceğiz.” dedi.

Çokgezer, kıyafetlerin Bursa Olgunlaşma Enstitüsü tarafından en kaliteli kumaşlarla, öğrencilerin bedenlerine uygun dikildiğini de ifade etti.

“Buradan bir barış, sevgi, üç kıtaya yayılmış”

Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar ise öğrencilerin her alanda başarılarını ispatladığını, mehter takımının da bunun göstergesi olduğunu söyledi.

Müziğin evrensel olduğunu vurgulayan Dündar, “Bursa, Osmanlı’yı kuran payitaht şehir. Buradan bir barış, sevgi, üç kıtaya yayılmış, 600 sene sürekli barış ortamında dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin insanlığa hizmet verilmiş. İşte bu okulda da bunu görüyoruz. Öğrencilerimiz aynı mantalite ile burada eğitimlerini alıp, ülkelerinin insanlarına hizmetlerini sunmuş olacak. Biz dışarıdan yabancı bir müziği alıp kendi insanımıza, kendi gençlerimize vermiyoruz, kendi müziğimizi, kendi milli tablomuzu yine bu gönül coğrafyamıza göndermiş oluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Okul müdürü Mehmet Türkmen, okulun Osmanlı padişahlarından 1. Murat’ın adını taşıdığını dile getirdi.

Projeye 40 öğrenciyle başladıklarını belirten Türkmen, “Bizim için çok anlamlı ve özel bir program. Önce okul genelinde mehterle ilgili bilgilendirme yaptık. Sonra mehtere ilgi duyanları takıma aldık.” dedi.

Öğrenciler projede yer almaktan mutlu

10. sınıfta okuyan Ürdünlü Huzeyfe Alavne, takımda mehter başı olarak görev yaptığını, marşları söylettiğini, duaları okuduğunu aktardı.

Daha önce haberdar olmadığı mehter takımını proje sayesinde tanıdığını belirten Alavne, “Proje içinde yer almak çok güzel. Hem eğleniyoruz hem de kültürümüzü genişletiyoruz. Mehter, harp zamanlarında askerleri savaşa teşvik ediyordu, onları cesaretlendiriyordu. Okulda farklı kültürlerle, farklı insanlarla, farklı renklerle tanışıyoruz.” diye konuştu.

12. sınıfta okuyan Pakistanlı Muhammed Enes ise yeni marşlar öğrendiklerini, projede yer almaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Enes, ailesine mehter takımıyla çekildiği fotoğrafları gönderdiğini, onların da çok mutlu olduğunu kaydetti.

12. sınıftaki Burkina Fasolu Abdulkerim Tenkodogo, zırh olarak mehter takımında görev yaptığını, askerleri temsil ettiğini belirtti. Projede yer aldığı için çok mutlu olduğunu dile getiren Tenkodogo, arkadaşlarıyla bağını da güçlendirdiğini anlattı.

Fildişi Sahili’nden Seydou Diakite, mehter takımında çift davul çaldığını belirterek, “Bazen hareketleri yapmaya çalışıyorum. Çok mutluyum, fotoğraflarımı babama gönderdim, çok sevindi.” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL (AA) – Orta Doğu’da yaşanan tüm istikrarsızlıklara rağmen uzun yıllardır güvenli ülke olma konumunu korumaya çalışan Ürdün Krallığı, 100. kuruluş yıl dönümüne darbe girişimi olayının gölgesinde giriyor.

Bölge ve dünya ülkeleri nezdinde, dış politikada sakin bir tavır sergileyerek dengeli ilişkiler geliştiren bir devlet imajı oluşturan Ürdün, iç siyasetinde de fırtınalı bir iklimden mümkün olabildiğince uzak kalmaya çalışıyor.

Ülkenin resmi ajansı PETRA’nın haberine göre, Basından Sorumlu Devlet Bakanı Ali el-Ayid 10 Ocak’ta kamera karşısına geçerek, ülkenin 100. yıl dönümüne ilişkin ulusal planını açıkladı.

“Kamu düzenini ve ülke güvenliğini tehdit edecek” eylem ve planları, sahip olduğu güçlü istihbarat ağıyla def etmeyi başaran bu küçük Arap ülkesinin siyasi istikrarı son günlerde güçlü bir şekilde test edildi.

Uluslararası kamuoyunda büyük ses getiren olayda eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin ile bazı üst düzey kişiler “ülkenin istikrarına tehdit oluşturdukları gerekçesiyle” 3 Nisan’da gözaltına alınarak, haklarında soruşturma açılması kararı verildi.

Prens Hamza’nın Ürdün Kralı 2. Abdullah’a bağlılığını ilan etmesi sonrasında Kral, 7 Nisan’da devlet televizyonunda yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında “fitnenin bertaraf edildiğini” açıkladı.

Yüzüncü yıl kutlamaları

El-Memleke adlı televizyonuna ait Youtube kanalında yer alan tanıtım videosunda, kutlamalar kapsamında 56 büyük faaliyet gerçekleştirileceği belirtildi.

Kutlama çerçevesinde 30 adet program ve projeye imza atılacağı aktarılırken, 10 özel konferans tertip edileceği kaydedildi.

Ülkeyi farklı açılardan ele alan 200 kitabın basılacağı ifade edilen videoda, ayrıca birçok şarkı yarışması, spor müsabakası ve film festivali düzenleneceği duyuruldu.

Videoda ayrıca 100. yıla özel demir para ve pul basılacağına işaret edildi.

Ürdün’de 100. yıl dönümü nedeniyle 11 Nisan tarihi resmi tatil, 16 Nisan da Ürdün Bayrak Günü ilan edildi.

PETRA’da da tüm vilayetlerde kutlamaların devam ettiğine dair haberler yer alıyor.

İngiliz mandasından bağımsızlığa

Osmanlı Devleti egemenliği altında 400 yıl kalan Ürdün, 1920’de İngiltere manda yönetimi tarafından idare edilmeye başlandı.

Ürdün, 11 Nisan 1921 tarihinde “Mavera-i Ürdün Emirliği” adıyla Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah tarafından İngiliz mandası altında kuruldu. 25 Mayıs 1946’da manda yönetiminden ayrılarak bağımsızlığına kavuşan Ürdün, bugünkü ismini 1950 yılında aldı.

Meşruti monarşi sistemiyle yönetilen ülkede kralın ülke üzerinde “mutlak hakimiyeti” andıran geniş yetkileri bulunuyor.

Ülkeyi 1953-1999 yıllarında Kral Hüseyin yönetti. Hüseyin, ABD, Sovyetler Birliği ve Britanya arasında güç dengelerini idare eden bir Kral olarak biliniyordu.

Kral Hüseyin’in büyük oğlu mevcut Kral 2. Abdullah, babasının ölümü üzerine 7 Şubat 1999 tarihinde tahta geçerken, 1994 doğumlu büyük oğlu Prens Hüseyin’i 2009’da Veliaht Prens ilan etti.

Irak ve Suriye’nin güvenli komşusu

Coğrafi konumu itibariyle Ürdün uzun yıllardır iç savaş ve istikrarsızlıkların yaşandığı Suriye ve Irak’a komşu bir ülke.

ABD’nin Irak’ı Mart 2003’te işgal etmesinden sonra birçok Iraklı Sünni çareyi daha güvenli gördükleri Ürdün’e sığınmakta buldu. Ürdün kısa bir süre içinde önemli Iraklı Sünni ailelere ev sahipliği yapan bir ülkeye dönüştü.

2003’ten 8 yıl sonra 2011’deki Arap Baharı’yla başka bir komşu Suriye’de iç savaş patlak verdi. Suriye’deki durumdan Türkiye, Lübnan, Irak gibi Ürdün de etkilenen ülkelerden oldu. Suriyeli yüz binlerce sığınmacı Ürdün’e kaçtı.

Birlemiş Milletler (BM) verilerine göre, son 10 yıl içinde 650 binden fazla Suriyeli sığınmacı Ürdün’e geçti.

Ürdün istikrarına uluslararası destek

Ürdün’de son günlerde yaşanan “ülke güvenliğini tehdit eden” girişimlerin ardından başlatılan adli sürece uluslararası camiadan da büyük destek geldi.

Stratejik konumu ve çevresindeki problemli ülkeler dolayısıyla “güvenlik adası” olma konumunun sürdürülmesi istenen Ürdün’e, ABD, Rusya ve Çin gibi dünya güçlerinin yanı sıra, tüm Arap ülkelerinden de tam destek geldi.

Birçok ülke gerek yayınladığı mesajlarda, gerekse bizzat Kral 2. Abdullah’ı telefonla arayarak, “tam ve güçlü desteğini” ifade etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric de 5 Nisan’da yaptığı açıklamasında “Ürdün, Ortadoğu’da önemli bir rol oynuyor ve ülkenin barış, güvenlik ve istikrarı kritik öneme sahip. Ürdün ayrıca 650 binin üzerinde Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Ekonomik gücü istenilen düzeyde değil

Ürdün 100. yılına büyük ekonomik buhranlarla adım attı. Zayıf ekonomisiyle dış yardıma muhtaç ülke konumundaki Ürdün, sırtında bulunan ağır mülteci yükünü dış yardımlarla idare etse de, bu durum ülkenin ekonomisini sarsıyor.

Mütevazı kaynaklara ve sınırlı tarım arazilerine sahip Ürdün’de toprakların sadece yaklaşık yüzde 5’i işlenebilir durumda.

Dünyanın en büyük fosfat üreticileri arasında yer alan ülkenin 100 yıllık tarihinde ekonomisine katkı sağlayacak başarılı hamlelerin gerçekleştirilememiş olması ülkeyi dış sermaye ve yardımlara bağlı hale getirdi.

Az miktarda petrol çıkarılan Ürdün’de, ham madde ve enerji kaynakları sınırlı olduğu ve ülkede sanayinin de fazla gelişmediği ifade ediliyor.

Ekonomisi hizmet sektörüne, turizme ve yabancı sermaye-yatırıma bağlı olan Ürdün, 2000’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldı, 2001 yılında ise Avrupa Serbest Ticaret Birliği’yle ortaklık kurdu.

Muhabir: Ekrem Biçeroğlu