Türkiye'nin atık plastik ambalaj ithalatında tarihi yasak 28 gün sonra uygulanacak

ANKARA(AA) – Türkiye’de, geçen yıl 72,3 milyon dolarlık etilen polimer grubundaki plastik atık ithalatı gerçekleştirilirken, bu yılın ilk 4 ayında tutar 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 135 artarak 51,2 milyon dolara ulaştı. Çevre ve Şehircilik ile Ticaret bakanlıklarınca yapılan düzenlemeler çerçevesinde bu gruptaki plastik ambalaj atıklarının Türkiye’ye girişine 28 gün sonra izin verilmeyecek.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Birleşmiş Milletler tarafından çevre konusunda 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen “İnsan Çevresi Konferansı”nın başlama tarihi olan 5 Haziran günü, her yıl “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanıyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra endüstrileşme ve tüketim fazlasının neden olduğu çevre kirliliğinin azaltılması, gezegenin doğal kaynaklarının korunması amacıyla bu alışkanlıkları ve küresel bozulmayı tersine döndürmeyi hedefleyen “yeşil ekonomi uygulamaları” gelişmiş ekonomiler başta olmak üzere tüm insanlığın en önemli konuları arasında yer almaya devam ediyor.

Bu kapsamda, Türkiye’de de hem akademi dünyası hem özel sektör hem de kamu, çevre sorunlarının iktisadi açıdan değerlendirilmesi, çevreyi ve doğal kaynakları korumanın ekonomiye katkısının tespiti, çevre kirliliğinin en aza indirilmesine yönelik atılacak adımlar konusunda çalışmalar yürütüyor, düzenlemeler ve yatırımlar yapıyor.

Plastik atık ithalatı mercek altında

Çevre kirliliğinde başı çeken plastik atıklar konusunda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yanı sıra birçok kurum ve kuruluş bu yönde çalışmalar yürütüyor.

Bu çerçevede, Ticaret Bakanlığınca geçen ay çıkarılan tebliğ değişikliği kapsamında, plastik atık ithalatında en büyük paya sahip olan ve günlük hayatta sıklıkla kullanılan “etilen polimer” grubundaki plastik ambalaj türü atıklar ithal edilemeyecek.

Son birkaç yılda Çin başta olmak üzere birtakım ülkelerin uygulamaya koyduğu plastik atık ithalat yasakları neticesinde, bu ürünlerin ticareti, ilgili ulusal kuralların daha esnek olduğu ülkelere kayma eğilimi gösterdi.

Ticaret Bakanlığınca söz konusu eşya grubuna ait güncel dış ticaret verileri incelenirken, etilen polimerlerden olan plastik atıkların ithalatının miktar olarak 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 47 arttığı ve bu artış eğiliminin 2021 yılının aylık verilerinde de devam ettiği belirlendi.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, geçen yıl 72,3 milyon dolarlık etilen polimerler grubundaki plastiklerin döküntü, kalıntı ve hurdaları ithal edildi.

Bu yılın ilk 4 ayında, 2020’nin aynı dönemine kıyasla yüzde 135 artan söz konusu plastik atık ithalatı, 51,2 milyon dolara ulaştı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından da bu artışın, iç piyasada atık toplama faaliyetlerini aksattığı belirlendi.

Söz konusu atıkların Türkiye’ye gelişinin artması üzerine ulusal atık politikalarının belirlenmesinden sorumlu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile atık ithalatının düzenlemesinden sorumlu Ticaret Bakanlığı söz konusu düzenlemelere imza attı.

Böylelikle bu ürünlerin, 18 Mayıs 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliği ile ithalatı yasaklandı.

Çevre kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlayacak

Söz konusu tarihten önce çıkış ülkesinde ihraç amacıyla taşıma belgesi düzenlenmiş veya gümrük mevzuatı uyarınca gümrük idarelerine sunulmuş atıkların ithalatının sonuçlandırılması için de 45 gün süre tanındı. Düzenleme kapsamında Türkiye’ye “etilen polimer” grubundaki plastik ambalaj türü atıkların girişine 28 gün sonra izin verilmeyecek. Yasak 2 Temmuz itibarıyla başlamış olacak.

Atılan bu adımla hem Türkiye’nin kaynakları plastik hurda ve atıklar için yurt dışına harcanmamış hem de çevre kirliliğinin azaltılması, önlenmesi noktasında önemli bir yol kat edilmiş olacak.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – MEHMET FATİH ERDOĞDU – Albayrak Grubu şirketlerinden Bayfa Geri Dönüşüm'ün genel müdürü çevre mühendisi Selim Korkmaz, "Biz bilinenin aksine su fakiri bir ülkeyiz. Yeteri kadar tasarrufla birlikte sıfır atık yaklaşımını uygulamalıyız. Burada bir yanlış anlama da var; sanki evimizde oluşan atıkları ilgili yerlere atınca sorumluluğu üzerimizden kaldırıyormuşuz gibi algılanıyor. Müsilaj, dersimizi alarak sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hayatımızın geri kalanını idame ettirme zorunluluğumuzu gösterdi." diye konuştu.

Korkmaz, Marmara denizinde yaşanan müsilaj sorunu sonrası önemi bir kez daha ortaya çıkan geri dönüşüm ve çevresel sorunlarla mücadele konularında AA muhabirine değerlendirmede bulundu.

Marmara denizinde yaşanan müsilaj probleminin aslında bir alarm ve sadece suda yaşanan bir sıkıntı olmadığına vurgu yapan Korkmaz, "Tüm dünyanın son dönemde ilgilendiği kaynakların verimsiz kullanımından kaynaklan bir sonuç ve çok önemli bir uyarı. Ülkemizin çevresel bilinç ve farkındalıkla birlikte bu kirliliğe hayat boyu katlanmamak adına yapması gereken bütün kaynaklarını evinde kullandığı içme suları, tükettiği ambalajları vs. ilgili tarifelere uygun şekilde geri dönüşümüne katkı sağlamasıyla başlıyor." dedi.

Müsilajın çevresel sorunların ihmali üzerine bir netice olduğunu vurgulayan Korkmaz, "Normal şartlarda doğanın kendi kendini temizleme ve arıtma imkanı varken aşırı yükler ve küresel ısınmanın getirdiği su kütlelerindeki ısı artışıyla birlikte artık biyolojik canlılığın kendi kendini arıtamadığı bir noktadayız. Bu sadece başlı başına bir su kirliliği değil tüm kaynaklarımızın verimli kullanılmayıp israf edilmesinden ve neticesinde de arıtma hassasiyeti gösterilmemesinden kaynaklandı." diye konuştu.

Müsilajın tek başına bir su kirliliği olarak algılanmaması gerektiğine değinen Korkmaz, şunları söyledi:

"Biz bilinenin aksine su fakiri bir ülkeyiz. Yeteri kadar tasarrufla birlikte sıfır atık yaklaşımını uygulamalıyız. Burada bir yanlış anlama da var sanki evimizde oluşan atıkları ilgili yerlere atınca sorumluluğu üzerimizden kaldırıyormuşuz gibi algılanıyor. Biz burada salgının da yüzünden halk olarak yeterli farkındalığı yaratamadık. Ne zaman ki müsilaj sorunu ortaya çıktı artık tek çare olarak geri dönüşüm felsefesinin tam da vatandaşta karşılığı olduğu noktaya gelindi. Bu musibet, dersimizi alarak sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hayatımızın geri kalanını idame ettirme zorunluluğumuzu gösterdi.

– "240 bin ton ambalaj atığını ekonomiye geri kazandırdık"

Bayfa Geri Dönüşüm olarak hanelerin normalde çöp sahalarına giden ambalaj atıklarını ekonomiye geri kazandırdıklarını belirten Korkmaz, "Örneğin 2009'dan bu yana 240 bin ton civarında ambalaj atığını ekonomiye kazandırdık. Bu 9750 megavat elektrikten tasarruf demek, 376 bin ağacın yıllık olarak doğrudan, totalde 3 milyon 765 bin ağacın kesilmesine engel olmak demek. 55 bin ton petrolün gerek plastikte hammadde olarak kullanılması, gerek hammaddeden ürün üretme konusunda çok daha az enerji maliyetleriyle yapılabilir olması demek. Buradan kaynaklanan sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz." ifadelerini kullandı.

Korkmaz, geri dönüşümün milli bir ödev olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu:

"Geri dönüşümde bireyden genele yaklaşımı oldukça önemli. Önce hanede başlar bütün atık yönetimi ile ilgili hassasiyetler, çevre krizi zaten bunun bir neticesi. Bundan sonra adım adım ilerlemek gerekecektir, su kaynaklarımızı verimli kullanıp israf etmemek, ihtiyacımızın olmadığı mamulleri tercih etmemek gibi. Hayat akışında mutlaka üretim sonucu atıklar çıkacak ne kadar çaba sarf etsek de. Burada vatandaş olarak sorumluluğumuz önemli. Bayfa Geri Dönüşüm gibi alanında uzman firmalar var. İşimiz kaynaklardan bu atıkları alıp, vatandaşın bilincini destekleyip onları motive edip bu sürekliliği sağlayıp bu tesisimizde olduğu gibi atıkları gruplandırarak, ilgili fabrikalara en kolay ve olağan şartlarda yönlendirerek ekonomiye geri kazandırılmasını ve çevreye katkı sağlamasını sağlamak. Bu görev büyük bir keyif ve sosyal sorumluluk çerçevesinde hatta milli bir ödev. Yerine getirmek büyük bir keyif."

– "Bir ton kağıt atığın geri dönüşümü 17 ağacın kesilmesini önlüyor"

Yaptıkları işi önemsediklerini kaydeden Korkmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"Geri dönüşüm firmaları özelinde sadece kar amacı güden firmalar olarak algılanmaktan yoruluyoruz. Burada tesisimizde görülen karton atıkları var, bir ton karton veya kağıt atığın ekonomiye geri kazandırılması 17 ağacın kesilmesinin önüne geçiyor. Bunun başka bir boyutu daha var. Kağıt fabrikalarında siz bu kartonu geri kazandığınız zaman normalde keresteden bir karton veya kağıt mamulü elde etmek istediğiniz zamankine göre 10'da 1'i daha az su kullanıyorsunuz ve 10'da 1 daha az enerji kullanıyorsunuz. Bunu hamur haline getirmek için ısıya ihtiyaç var, bunu yerinde ve kaynağında topladığımız atıklarla sağlamak kadar mükemmel bir opsiyonumuz varken, vatandaş olarak kendimize ihanet etmek yerine ilgili bakanlıkların, hükümetin ve belediyelerin yönergelerini takip ederek ekonomiye kazandırma felsefesini birinci adım olarak merkeze alma ihtiyacı hissetmeliyiz."

Korkmaz, firma olarak hane halklarının sosyal sorumluluk bilinciyle bu işe sahip çıkmasına önem verdiklerine değinerek, "Atıkları daha kaynağında toplayıp ayrıştırarak ekonomiye en uygun maliyetle kazandırırken çevresel faaliyetleri de görüp keyif almak amacımız. Bu anlamda yeteri kadar motiveyiz, tek ihtiyacımız kaynakları sahada yerinde en uygun koşullarla temin etmek." dedi.

Kadın istihdamının geri dönüşümdeki önemine işaret eden Korkmaz, "Biz tesisimizde yüzde 66 oranında kadın personel istihdam ediyoruz. Bu konuyu önemseyen bir grup anlayışımız var. Çünkü evdeki bütün atık yönetiminde aslında ev hanımlarının katkısı var. Buradaki çalışanlarımız da bu hassasiyeti yerinde gördükleri için evlerinde ve bütün iletişimde bulundukları kişilere konunun önemini daha iyi izah edebiliyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

İSTANBUL (AA) – Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Denizi Koruma Eylem Planı Koordinasyon Kurulu’nun Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilen ilk toplantısının ardından yaptığı konuşmada, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri, çevre kirliliği ve deniz kirliliğinin İstanbul’un kıyı ve denizlerini tehdit ettiğini söyledi.

Marmara Bölgesi’nin mevsim normallerine göre aşırı yağış aldığını, sel ve su baskınları sonucu yaşamın durma noktasına geldiğini ifade eden Bakan Kurum, “Son yüzyılın en yüksek sıcaklıklarına ulaşan, maalesef her yaz yeni sıcaklık rekorları kıran ve önümüzdeki süreçte bu sıcaklıkların daha da artması beklenen bir Marmara gerçeğiyle karşı karşıyayız. Üstelik bu sorunlar sadece İstanbul’da ve Marmara’da değil, ülkemizin hemen hemen her noktasında yaşanıyor. Bakanlık olarak, bakanlıklarımızla birlikte bu eylem planlarını hayata geçirmeye gayret gösteriyor, şehirlerimizin iklim değişikliğinin etkilerinden en az şekilde etkilenmesi amacıyla yatırımlarımızı yapmaya devam ediyoruz. Her gün daha önce hiç tecrübe etmediğimiz sorunlarla karşılaşıyoruz. Aşırı hava olaylarıyla, sel, heyelan, hortum, kuraklık ve son olarak da müsilaj gibi sorunlarla birlikte yaşıyoruz.” dedi.

Bir çırpıda sayılan bu olayların çevre sorunu olmasının yanında çok daha büyük bir anlam taşıdığını, birer sağlık, ekonomi ve kalkınma sorunu olarak ortaya çıktığını belirten Bakan Kurum, sözlerine şöyle devam etti:

“İşte bugün Marmara’da yaşadığımız müsilaj probleminin, çıkış sebeplerine ve sonuçlarına baktığımızda da aynı gerçekle bir kez daha yüzleşiyoruz. Fakat mutlulukla ifade etmek gerekirse birlik ve beraberlik içerisinde yürütülen çok büyük bir gayret var. Marmara’da düne göre bugün iyiye gidiş var. Ülkemizde, yaklaşık 30 yıldır, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum noktasında, yaşanan afetlere müdahale noktasında çok büyük bir müktesebat var. Dahası, çok güçlü bir devlet iradesi var, millet desteği var, ülke çapında bir seferberlik şuuru var. Ortak duygu, ortak şuur, ortak mücadele burada en büyük şiarımız.

Van, Elazığ, Malatya ve İzmir’de nasıl seferber olduysak, Giresun’da Trabzon’da, Rize’de, Düzce’de sellerde, heyelanlarda nasıl bir ve beraber olduysak, burada da Marmara Denizi’mizi kurtarma noktasında aynı birlik ve beraberlik şuuru içerisinde çalışıyoruz. Bu mücadeleyi insani bir ödev ve doğaya saygı olarak görüyoruz. Hemen harekete geçen çevreye sevdalı bir Cumhurbaşkanımız var, liderimiz var. Ben bu vesileyle talimatları ve tecrübeleriyle bu seferberliğe liderlik eden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyorum.”

Bugün koordinasyon kurulunun ilk toplantısında Marmara Denizi Eylem Planı kapsamında yürüttükleri çalışmaları, kat ettikleri aşamaları ve geldikleri noktayı müzakere ettiklerini aktaran Bakan Kurum, kurul üyelerinin fikirlerini, önerilerini aldıklarını, istişare ettiklerini, birazdan açıklayacakları eylem planı kapsamında aldıkları yeni kararlara bunları yansıttıklarını söyledi.

“Ortaya koyduğumuz çalışmalarla sonuç almaya başladık”

Bakan Kurum, 6 Haziran’da eylem planını açıkladıktan sonra başlattıkları çalışmalarla yoğun bir haftayı geride bıraktıklarını anlatarak, “Hem ulusal hem de uluslararası alanda istişarelerimizi yapıyoruz, dünyanın her yerinden bilimsel çalışmaları yakından takip ediyoruz. Yaptığımız çevrimiçi toplantılarla, karşılaştırmalı analizler yapıyoruz. Mikrobiyolojik müdahale ve mekanik yöntemlerle kalıcı çözümler üzerinde çalıştık, çalışıyoruz. Geçmişe baktığımız zaman müsilaj sorunu, Avustralya, Yeni Zelanda’da, Baltık, Adriyatik, Tiren ve Sicilya Adası’nda da yaşanmış. Biz de aynı sorunla mücadele eden diğer ülkeler gibi ortak bir irade ortaya koyarak hep birlikte hareket ediyoruz. Hamdolsun aldığımız hızlı aksiyonla, ortaya koyduğumuz çalışmalarla sonuç almaya başladık.” dedi.

Şu anda Marmara Denizi’ni ve kıyıları denizden, havadan, karadan 7/24 yürüttükleri çalışmalarla anlık takip ettiklerini, temizlediklerini belirten Bakan Kurum, şu bilgileri verdi:

“Uydudaki görüntülerle müsilajın termal kameralarla tespitini yaparak, yoğunluğun nerelerde olduğunu, hangi bölgelerde temizlik çalışmalarının yönlendirilmesi gerektiğini yaptığımız günlük uçuşlarla İHA’larla uydu takip sistemleriyle havadan tespit ettiğimiz değişimlere karadan ekiplerimizi anında bölgeye sevk etmek suretiyle müdahalelerimizi yapıyoruz. 8 Haziran’da başlattığımız Türkiye’nin en büyük deniz temizliği seferberliğimiz ilk günkü hızla ve azimle devam ediyor.

Gerek bakanlığımızın, gerek valiliklerimizin, gerek belediyelerimizin, gerekse ilgili bakanlıklarımızın desteğiyle 1550 personel, 46 tekne ve çok sayıda karadan temizleme ekipmanıyla çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.

Bugün itibarıyla İstanbul, Balıkesir, Kocaeli, Yalova, Bursa, Çanakkale, Tekirdağ’da 169 bölgede temizlik faaliyetlerini yürütüyoruz. 7 gün boyunca yaptığımız çalışmalarla toplam 2 bin 684 metreküp müsilajı topladık. Toplanan müsilajı, Bakanlığımız tarafından izin verilmiş, özel geçirimsizliğe sahip düzenli depolama alanlarına göndererek, bertarafını sağlıyoruz.”

Bir yandan denetimlerin aralıksız devam ettiğini belirten Bakan Kurum, şunları kaydetti:

“Uzun vadede yapacağımız yatırımlardan önce bu denetimler sayesinde Marmara’daki kirliliği en az seviyeye getirecek adımlarımı atıyoruz. Bu çerçevede mevzuata uymayan tüm işletmelere kapatma dahil her türlü cezai işlemi uyguluyoruz.

Bugün itibarıyla 7 ilimizde toplamda 2 bin 942 denetim gerçekleştirdik. Gerek İçişleri Bakanlığımız, gerek Sahil Güvenlik Komutanlığımız, gerekse belediyelerimizle birlikte farklı noktalardan 550 numune aldık. Denetimlerimiz neticesinde Balıkesir’de bir gübre fabrikası, bir termal tesisi, yine Yalova’da 3 tersane işletmesini kapattık. 55 tesis, 9 gemiye, 10 milyon lira idari para cezası uyguladık, denetimlerimize gece gündüz aralıksız olarak devam ettireceğiz.”

Marmara Denizi’nde belirledikleri bölgelerde, hem su altından hem de su üstünden aldıkları örneklerle sürekli ölçümler yaptıklarını anlatan Kurum, şunları söyledi:

“Bu noktaların her birinde denizdeki oksijen, azot ve fosfor seviyelerindeki değişimleri de an be an takip ediyoruz. Bu bize neyi sağlayacak? Azot, fosfor seviyesindeki düşüşü hedefliyoruz. Hocalarımızın verdiği görüşe göre denizlerimizdeki azot seviyesinin yüzde 40 azalması halinde Marmara Denizi’miz eski haline gelecektir. Deniz üstünde ve altındaki oksijen seviyesini arttırmak hedeflerimizin başında geliyor. Bu noktada şu iyi haberi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Müsilajın tehlikeli atık olup olmadığını gösteren 5 metal elementi var. Müsilaj örneklerini, arkadaşlarımız incelediler ve her birinin üzerinden ayrı ayrı testlerini gerek TÜBİTAK, gerek ODTÜ, gerekse İstanbul Üniversitemiz ile birlikte araştırmalarını yaptık.

Yaptığımız ilk çalışmalar çerçevesinde bugün itibarıyla müsilajın tehlikeli atık olmadığı veya toksik özellik göstermediği tespitini yaptık. Bu çalışmalar ilk test gruplarımız. Oluşturduğumuz alt gruplarla birlikte denizlerdeki canlılara etkisi, kirliliğin insan sağlığına olan etkisi, balık türlerine olan etkisi, denizde yüzülüp yüzülmeyeceği gibi araştırmaları da kurullarımız bu çerçevede yapıyorlar. Sonuçlarını almaya müteakip kamuoyu ile paylaşacağız. Sağlık Bakanlığımız, ODTÜ, TÜBİTAK ve bilim insanlarımızla yürüttüğümüz ileri analiz ve test çalışmalarımız devam ediyor.”

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşen Altuğ’un “Marmara Denizi’nden izole edilen bakterilerle” yaptığı çalışmayı takip ettiklerini aktaran Bakan Kurum, bu tür çalışmaların TÜBİTAK MAM bünyesinde oluşturdukları alt kurulda değerlendirileceğini söyledi.

Bakan Kurum, çeşitli kuruluşlar tarafından “deniz ortamı dışında üretilen mikroorganizmalar” vasıtasıyla müsilajın giderilmesine dair çalışmaları izlediklerini ifade etti.

‘Marmara Denizi için başlattığımız bilimsel çalışmaları Temmuz sonuna kadar tamamlayacağız’

Bakan Kurum, yürütülen çalışmalarla Marmara Denizi’nin bugün bir hafta öncesinden çok daha temiz olduğunu söyledi.

Marmara Denizi’nin su kalitesini artırmak, denizdeki canlı yaşamını korumak için 22 maddeden oluşan bir eylem planı ortaya koyduklarını anlatan Kurum, kısa ve uzun vadeli eylem planını hep birlikte hayata geçireceklerini bildirdi.

Bu bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edileceğini hatırlatan Bakan Kurum, şöyle konuştu:

“Marmara Denizi için başlattığımız bilimsel çalışmaları inşallah temmuz ayı sonuna kadar tamamlayacağız. Koruma bölge ilanı çalışmalarımızı temmuz ayı itibarıyla tamamlamak istiyoruz. Tabii bu çalışmalar, buradaki biyoçeşitliliği korumak ve geleceğe aktarmak için de Akdeniz ve Karadeniz’in korunmasına katkı sağlamak için de çok önemli bir adımdı bu. Marmara Denizi Koruma Alanımız, bu çerçevede Türkiye’nin en büyük denizel koruma alanı. Yine dünyada sayılı büyüklükte ve etrafında 7 şehrin olduğu ilk koruma alanı olarak inşallah literatüre geçecektir. Koordinasyon Kurulu için de 14 alt çalışma grubu kurduk. Bunlar noktasal kaynaklı kirliliğin tespitiyle ilişkili ki bu kirlilikleri tespit edeceğiz. İş programını bu kirlilikleri tespit ettiğimiz noktalarda yoğunlaşmak suretiyle hayata geçireceğiz. Yine yeni yapılacak kentsel atık su arıtma tesisleri var.”

Kurulacak alt çalışma grupları

Kurulacak diğer alt çalışma gruplarının “Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisleri”, “Yayılı Kaynaklı Kirliliğin Tespiti”, “Teknolojik ve Biyolojik Mücadele”, “Balıkçılık Faaliyetlerinin Kontrollü Hale Getirilmesi” olduğunu anlatan Kurum, “Balıkçılıkla alakalı burada zarar gören esnafımıza, vatandaşımıza destek olunma sürecini Tarım Bakanımız da açıkladılar, bu süreci takip edeceğiz.” dedi.

Müsilajın çevre ve insan sağlığına etkilerinin belirlenmesi amacıyla da bir alt çalışma grubu kurulduğuna değinen Bakan Kurum, bu grubun da müsilajın tüm etkilerini araştırarak vatandaşları bilgilendireceğini söyledi.

“Müsilaj Temizleme Çalışmalarının Düzenlenmesi”, “Gemi Kaynaklı Kirliliğin Önlenmesi”, “Deniz İzleme, Denetim”, “Özel Çevre Koruma”, “Bilgilendirme ve Farkındalık” ve “İletişim” başlıklarında da alt çalışma grupları olacağını belirten Kurum, şöyle konuştu:

“İletişimi doğru yapmak durumundayız. Tek elden yürütmek zorundayız. Vatandaşımızı doğru bilgilendirmek adına da iletişim sürecini de koordinasyon kurulunda kuracağımız bir yapı ve illerde de valilik nezdinde yürütüyor olacağız. Eylemlerimizin çok daha etkin, verimli ve hızlı bir şekilde hayata geçmesi amaçlanmakta. Valiliklerimiz de belediyelerimiz de hocalarımız da buradaki tüm kurul üyelerimiz, kurul üyelerimizin dışındaki yine hizmet aldığımız hocalarımız var, üniversitelerimiz var. Tüm ekibimizle birlikte bu çalışma gruplarına desteklerimizi sürdüreceğiz ve 3 hafta içerisinde, Marmara Denizi Havzası’nda yer alan tüm evsel, kentsel ve endüstriyel atık su arıtma tesislerini yerinde izlemeye devam edeceğiz. Bu süreç 7 gün 24 saat de fiilen devam edecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızla birlikte özellikle OSB’lerdeki arıtma tesislerinin mevcut durumu ve iyileştirme kapsamında yapılması gerekenleri konuştuk, belirledik. Bu çerçevede Marmara Denizi’ne yapılan deşarjlara ilişkin de kirlilik yüklerini tespit edecek ve iş planımızı da buna göre oluşturacağız.”

Atık su arıtma tesislerine ilişkin çalışmalar

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bakanlık olarak 15 gün içerisinde yayımlayacakları mevzuatla Marmara Denizi Havzası’nda yer alan atık su arıtma tesislerinin kimyasal oksijen ihtiyacı ve deşarj standartlarına yeni kısıtlamalar getirdiklerini bildirdi.

“Marmara Denizi’ne kirlilik taşıyan kaynakların tamamını kontrol altına almak için de tüm atık su arıtma tesislerine Sürekli Atıksu İzleme Sistemi getiriyoruz.” diyen Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tesisleri online olarak izleyeceğiz ve bu sistemi kurmak için yaptığımız mevzuat düzenlemesi de bir ay içinde hayata geçecek. Su kalitesine ilişkin izleme noktalarımızı 90’dan 150’ye çıkaracağımızı ifade etmiştik. Bu noktada ODTÜ ve TÜBİTAK MAM ile birlikte çalışmamızı başlattık. İnşallah en kısa sürede atık suları takip edeceğimiz sistemi, yine izleme noktalarının sayısını da artırmış olacağız. Arıtılan atık suyun yeniden kullanımı çok önemliydi. Bu kullanım için gereken ilave yatırım ihtiyaçlarına Çevre ve Şehircilik Bakanlık olarak biz de destek vereceğiz. Türkiye geneli için hedefler belirledik. Şu anda arıtılan atık suların yüzde 3,2’si arıtılarak yeniden kullanılıyor. 2030’larda su kıtlığı yaşayacağımız öngörüsüyle 2023’te yüzde 5’e, 2030 yılında ise yüzde 15’e çıkarma hedefimiz vardı. Ancak Marmara kapalı bir deniz olduğu için, hem de daha hızlı hareket etmemiz öngörüsüyle bu noktada miktarını artırmamız gerekiyor. Bu kapsamda hedeflerimizi 2023 yılında yüzde 10’a, 2030 yılında ise yüzde 20’ye çıkardık, büyüttük. Bu çerçevede yatırımlarımızı, projelerimizi yapıyor olacağız.”

Hayalet ağlar sorunu

Bakan Kurum, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Marmara Denizi’ndeki hayalet ağların toplanma sürecinin Kocaeli’nden başlatıldığını, bir yıl içerisinde Marmara’daki bütün hayalet ağların toplanma sürecinin devam edeceğini söyledi. Kurum, toplanan hayalet ağların, geri kazanım tesislerine gönderilerek yeni ürünlere dönüştürülmesinin de sağlanacağının altını çizdi.

Gemilerdeki atık suların da kirlilik sebebi olduğunu, buna yönelik denetimlerin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Liman Başkanlığı tarafından yürütüleceğini anlatan Kurum, “Üç ay içerisinde yayımlayacağımız mevzuat çerçevesinde de gerek tersanelerde temiz üretim teknikleri gerekse Marmara’ya giren teknelere bu noktadaki atık suların yönetimi noktasında süreci başlatmış olacağız.” dedi.

Bakan Kurum, Tarım ve Orman Bakanlığının yapacağı çalışmaları da şöyle sıraladı:

“Tarım ve Orman Bakanlığımız da küçük balık avı, buradaki ekolojik yaşama ilişkin kısıtlamaları gerektiği yerde denize balık bırakılması, gerekse deniz altındaki biyoçeşitliliğin, oradaki canlı yaşamın, döngüsel yaşamın tekrar hareketlendirilmesi adına balıkçılık faaliyetlerindeki kısıtlamadan tutun da burada midye yetiştiriciliği veya küçük balıkların bu alana bırakılması konusunda çalışmalar yapacak, bilim insanlarımızla birlikte. Deniz çiftçiliği, deniz tarımı gibi hususların yer alacağı uygulamaları hayata geçireceğiz ve buna ilişkin de bir ay içerisinde bu eylemlerimizi de sahada inşallah görüyor olacaksınız.”

Deniz çöpleriyle mücadele

“Marmara hepimizin” sloganı kapsamında deniz çöpleri ile mücadelede kararlı adımlar attıklarını da belirten Bakan Kurum, şunları söyledi:

“Marmara Denizi’ni esas alan ve karasal kaynaklı kirliliği engelleyecek bu bütüncül çalışma çerçevesinde Bölgesel Atık Yönetimi ve Deniz Çöpleri Eylem Planı oluşturulmasına yönelik çalışmalara başladık. Gerek dere ve nehirlerde gerekse deniz yüzeyinde ve kıyıda deniz çöplerinin denize ulaşmasını önleyici tedbirlerimizi hayata geçireceğiz. Burada belediyelerimizle birlikte deniz kirliliği ile mücadelede ihtiyaç duydukları tüm araç ve gereçleri bir hafta içerisinde bakanlığımıza iletecekler. Gerek bölgemizden gerek Türkiye’nin başka illerinden araç teminini artırmak ve bu bölgedeki mücadeleyi daha etkin hale getirmek için bakanlığımız, valiliklerimiz koordinasyonunda süreci yürütüyor olacak. Bu süreçte belediyelerimiz inşallah bir ay içerisinde Sıfır Atık Daire Başkanlıkları bünyesinde süreçlerini takip edecekler.

Bütün Marmara Bölgesi’nde kamu kurum ve kuruluşları, belediyelerimizin, vatandaşlarımızın, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm binalarda sıfır atık sistemini kuracağız. 7 ilimizin tamamında, mahalle mahalle, sokak sokak, sıfır atık uygulamasına ayırma sistemleri kurmak suretiyle buradaki hammaddeleri geri dönüşüm tesislerine gönderecek ve ülkemizin sanayisine katkı sağlayacak adımları atacağız. Bu konuda da Bakanlığımız gerek kompost tesisleri noktasında gerek atık getirme merkezleri doğrultusunda desteklerine yine devam edecek. Bu noktada yüzde 50 hibe desteklerimiz belediyelerimize var. Bu desteklerimizi yapmak suretiyle bu alandaki etkin mücadeleyi daha da etkin kılacak adımlarımızı atmış olacağız.”

Kamu kurum ve kuruluşlarında temizlik ürünlerine düzenleme

Eko-etiket sistemi ile fosfat ve petrol türevi içermeyen temizlik ürünlerinin satışına yönelik destekleri artıracaklarını kaydeden Kurum, ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarında fosfat ve petrol türevi içermeyen temizlik ürünleri kullanımını da zorunlu hale getireceklerini bildirdi.

Bakan Kurum, havzada yer alan zeytinyağı işletmeleri, zeytinaltı kara suyu ve peynir altı suyuna ilişkin üretim teknolojilerinin dönüştürülmesini sağlayacaklarını belirterek, “Bu kapsamda 15 gün içerisinde valiliklerimiz tespitlerini yapacaklar ve değişime yönelik bu noktada biz de valiliklerimizle birlikte süreci yürüteceğiz. Bakanlık olarak işletmelere maddi destekler sağlayacağız.” dedi.

Tarım ve Orman Bakanlığının 3 fazlı zeytinyağı işletme sistemlerine destek ve hibe verilmesini durduracağını belirten Kurum, soğutma sistemleri, termal tesisler ve termik santrallerin Marmara Denizi’ne etkilerine yönelik araştırma başlattıklarını söyledi.

Soğutma tesislerinin denize derin deşarjına ilişkin yönetmeliği değiştireceklerini ifade eden Kurum, mevzuat değişikliğini bir ay içinde yapacaklarını bildirdi.

Marmara Denizi ve deniz temizliğine dair farkındalık eğitimi vereceklerini anlatan Kurum, “Süreci tamamen şeffaf yönetecek bir anlayışla yürütüyoruz. Milletimiz bu noktada müsterih olsun. Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nı beslemiş, Mavi Vatan’ın kolyesi, Karadeniz, Akdeniz ve Ege’nin küçük kardeşi Marmara’mızı inşallah hep birlikte kurtaracağız, Marmara’mızı kaderine terk etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, kararların Marmara Denizi için hayırlı olması dileğinde bulundu.