Türkiye'nin doğusunda yarın sağanak bekleniyor

ANKARA (AA) – Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan uyarıya göre, yarın ülkenin doğu kesimlerinde hava parçalı ve yer yer çok bulutlu olacak.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyiyle Ordu, Tunceli, Bingöl, Malatya ve Elazığ çevrelerinde yerel olmak üzere, aralıklı ve yer yer gök gürültülü sağanak öngörülüyor. Diğer yerlerde havanın az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

MALATYA(AA) – Malatya’da yaklaşık 7 bin yıllık geçmişe sahip olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne giren Arslantepe Höyüğü’nde milattan önce 3 bin 600 yılına ait iki çocuk iskeleti gün yüzüne çıkarıldı.

Arslantepe Höyüğü Kazı Başkanı Doç. Dr. Francesca Balossi Restelli, AA muhabirine, 2 aydır devam eden kazıları 7 Ekim’de tamamlayacaklarını söyledi.

Bu seneki kazılarda geç kalkolitik tabakalara indiklerini ve orada elit evler bulduklarını dile getiren Restelli, “Şu an tam evlerin tabanına geldik. Tabanlar üstünde çok seramik bulduk. Küçük, büyük, çok farklı seramikler. Seramik (topraktan yapılmış) tencere ve küçük bardaklar var, tohum, çamur ile yapılmış dolaplar bulduk. Üç oda dolusu seramik var. Şu anda onları kaldırıyoruz, tabandan kimyasal analiz yapmak için örnek alacağız. Bu analizden daha fazla bilgi alabiliriz, organik madde varsa veya ne yaptılar oda içinde öğrenebiliriz.” dedi.

Malatya’da yaklaşık 7 bin yıllık geçmişe sahip olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’ne giren Arslantepe Höyüğü’nde milattan önce 3 bin 600 yılına ait iki çocuk iskeleti gün yüzüne çıkarıldı.

Evlerde hayvan kemiklerinden yapılmış iğne de bulduklarına işaret eden Restelli, iğnelerin o dönemde elbise yapımında kullanıldığını anlattı.

Kazılarda vazo ve büyük küpler de ortaya çıktığını, bu küp ve vazoların tarımsal ürünlerin muhafazası için kullanıldığını aktaran Restelli, küplerden ikisinde iki çocuk iskeleti bulunduğunu kaydetti.

Restelli, bulunan küplerdeki iskeletlerin geç kalkolitik döneme ait olduğuna ve milattan önce 3 bin 600 yılına tarihlendiğine değinerek, inceleme sonunda iskeletlerin tam kesin tarihi ile çocukların herhangi bir hastalığı olup olmadığının da ortaya çıkacağını dile getirdi.

Kalkolitik döneme ait bir peynir kabı da bulduklarını ifade eden Restelli, “Tam böyle bir süzgeç veya peynir yapmak için seramik diyebilirim. Nasıl kullandılar daha belli değil ama anlamak için biraz araştırma yapacağız. O da geç kalkolitik döneme tarihlenen evlerden çıktı. O dönemde bugünkü hayvanlar vardı. İnek, keçi ve koyun Arslantepe’de onları çok kullandılar. Biz bu yönde hayvan kemikleri çok buluyoruz.” ifadesini kullandı.

Höyüğün kuzeyinde geç Hitit dönemine tarihlenen kazılar da yaptıklarını belirten Restelli, “Orada şu an yeni tabakaya iniyoruz, üstünde çok büyük anıtsal bir bina vardı, kaldırdık. Şu anki kazılarımızda yine duvarlar başlıyor. Burada duvar içinde milattan önce 900 yılına ait bir altın küpe bulduk.” diye konuştu.

Restelli, Arslantepe’nin çok önemli bir höyük olduğuna dikkati çekerek, “Malatya ovasının tam kenarında, yaşamak için çok güzel bir yer. Ondan dolayı burada yerleşim binlerce yıl devam etti. Demek ki biz de burada yüzlerce yıl çalışabiliriz. Bizden sonra gelecek arkeologlar da burada kesinlikle çok güzel şeyler bulacaklar ve tarihi çok daha iyi anlayabileceğiz.” dedi.

Zengin florası, yaban hayatı varlığı ve biyolojik çeşitliliğiyle büyük öneme sahip olan Munzur, Hel, Yılan ve Sülbüs dağları arasındaki kent, tarihi, doğal ve turistik güzellikleriyle her mevsim gözde yerlerin başında geliyor.

Kente bağlı Ovacık ilçesinde Munzur Vadisi Milli Parkı, Munzur Gözeleri ve Kırkmerdiven Şelaleleri bulunurken, Keban Baraj Gölü kıyısında kurulu Pertek ilçesinde ise Sağman, Sungur Bey ve Çelebi Ağa camileri ile Pertek Kalesi tarihi ihtişamıyla göz dolduruyor.

Hozat ilçesinde yer alan Ergen Kilisesi ve Çemişgezek’teki İn Delikleri ve Tağar Köprüsü’nün yanı sıra yaylalarıyla göz kamaştıran Pülümür ilçesindeki tarihi Hatun Köprüsü ve Gelin Odaları geçmişin izini taşıyor.

Sahip olduğu tarihi güzellikleriyle turizm açısından büyük önem sahip olan kentte, 4 blok ve 5 bin 800 metrekare kapalı alandan oluşturulan Tunceli Müzesi de yazılı ve görsel alanlarının yanı sıra “Alevilik”, “arkeoloji”, “kütüphane” ve “etnografya” bölümleriyle ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.

Tunceli Müzesi vitrinlerinde 800 eser sergileniyor

Yöreye ait inanç ritüellerinin bal mumu heykeller kullanılarak sergilendiği müzede, kentin en eski tarihsel buluntularından taş aletler, pişmiş topraktan çömlekler ve çeşitli madenlerden yapılmış yaklaşık 800 eser ön plana çıkıyor.

Müzedeki koleksiyonlar arasında en çok ilgiyi çeken eserler arasında ise 1968-1974 yılları arasında Çemişgezek’teki Pulur Sakyol Höyüğü’nde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen 5 bin yıllık ok uçları bulunuyor.

Keban Baraj Gölü kurtarma kazısında çıkarıldıktan sonra uzun yıllar Elazığ Müzesi’nde sergilenen ve geçen yıl resmi açılışı yapılan Tunceli Müzesi’ne taşınan ok uçları, yapıları ve büyüklükleriyle Demir Çağı ve Tunç Çağı hakkında önemli ip uçları veriyor.

Müzenin arkeoloji bölümünde sergilenen nadide eserler arasında yer alan ok uçları, dönemin insanlarının vazgeçilmez besin kaynağı olan hayvanların avlanmasında kullanılan önemli aletler arasında değerlendiriliyor.

Tunceli Müzesi’nde görevli arkeolog Özgür Şahin, AA muhabirine, kentte 1968-1974 yılında yapılan ilk arkeolojik çalışmanın Pulur Sakyol Höyüğü’ndeki kurtarma kazısı olduğunu söyledi.

Höyükteki buluntu ve kalıntıların kentin kültür tarihi açısından önemli olduğunu ifade eden Şahin, “Yakın döneme kadar ilimizde müzenin olmamasından dolayı buradaki kültür varlıkları çevre illerdeki müzelere taşınarak koruma altına alınmıştı. Ancak 2020’de Tunceli Müzesi’nin resmi olarak açılmasıyla buradan dışarıya giden kültür varlıkları ait oldukları topraklara geri getirildi ve müze vitrinlerinde sergilenmeye başladı.” dedi.

5 bin yıllık ok uçları ziyaretçilerin ilgini çekiyor

Şahin, 2021 yılındaki arazi araştırmalarıyla 200 yeni eserin müzede korumaya alındığını belirterek, “Müzemiz koleksiyonları arasında yer alan ve Pulur Sakyol Höyüğü’nden çıkarılan buluntular arasında yer alan ok uçları, müzemize gelen ziyaretçilerden yoğun ilgi görmektedir.” ifadesini kullandı.

Ok uçlarının günümüzden 5 bin yıl öncesine ışık tuttuğunu anlatan Şahin, bu eserlerin ait oldukları dönemin insanlarının vazgeçilmez besin kaynağı arasında yer alan hayvanları avlamak için kullanılan önemli bir silah ve alet olduğuna işaret etti.

Şahin, okların farklı dönem ve gölgelere göre tipolojik ve malzeme açısından farklılık gösterdiğine dile getirerek, “Müzemizdeki bu ok uçları ait oldukları dönem içerisinde o dönemin insanlarının beslenme alışkanlıkları ve kullandıkları teknikler hakkında son derece önemli bilgiler sunuyor. Özellikle erken dönemlere tarihlenen obsidyen ve kemikten yapılmış ok uçları dönem insanlarınca küçük av hayvanlarını avlamak için kullanılmıştır. Bunun yanında maden işleme teknolojisinin gelişmesiyle dökme ve dövme tekniği kullanılarak yapılan tunç ve demir ok uçları da müzemiz koleksiyonları içerisinde yer almaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.