Türk'ün büyük zaferi Sakarya Meydan Muharebesi 100 yaşında

ANKARA(AA) – AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 22 gün süren yoğun çatışmaların ardından zaferle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi, “Türk’ün zaferi” olarak tarihe geçti.

Anadolu’nun düşman işgalinde olduğu İstiklal Harbi sürecinde, Türk ordusu Eskişehir Muharebesi sonrası 100 kilometrelik sahayı terk ederek Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildi.

Bu çekilmenin ardından bölgeye Yunan güçlerinin gelmesi, halk arasında umutsuzluğa, Mecliste ise sert tartışmalara yol açtı.

Durumun önlenebilmesi için harekete geçen Meclis, Türk milletinin kaderini belirleyecek savaşta Mustafa Kemal Atatürk’ü 5 Ağustos 1921’de “Türk Orduları Başkomutanı” olarak görevlendirdi.

Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak amacıyla, kanunla kendisine verilen yetkiyi kullanan Mustafa Kemal Paşa, tüm halkı fedakarlığa çağırarak, “Tekalif-i Milliye Emirlerini” çıkardı.

Böylece, kaynakların önemli bir kısmının Sakarya Cephesi’ne aktarılmasını sağlayan Atatürk, 12 Ağustos 1921’de Batı Cephesi’ne giderek, düşmanın muhtemel hareketlerine yönelik stratejileri de belirledi.

13 Ağustos’ta ileri saldırıya başlayan Yunan kuvvetleri, 23 Ağustos’tan itibaren ağırlık merkezi Sakarya mevzisinin güney kanadı olmak üzere taarruza geçti.

Yaklaşık 100 kilometrelik cephede başlayan, büyük çarpışmaların yaşandığı savaş, tarihin önemli meydan muharebeleri arasında yer aldı.

“Tarihi emir, tarihi mücadeleyi başlattı”

Düşmanın üstün kuvvet ve silahlarla yaptığı taarruzlar, Sakarya mevzisinde zaman zaman çekilmelere yol açtı.

Bu süreçte, kuşatmayı karşılamak için manevralar yapan Türk ordusu büyük kayıplar verdi.

Yunan ordusunun, Türk savunma hatlarını zaman zaman kırdığı böyle bir ortamda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos’ta çizgiye bağlı cephe sistemini değiştiren o tarihi emrini verdi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.”

Başkomutanın bu emrini alan Türk ordusu ile Yunan ordusu arasında takip eden günlerde çarpışmalar bütün şiddetiyle sürdü.

Emrin ardından geri çekilmek zorunda kalan birçok birlik, ilk tutunabildiği yerde durmaya, yeniden çarpışmaya başladı. Türk ordusunun birçok neferi bu süreçte mevzisini savunma çabası içinde son nefesini verdi.

“Düşman tamamen yok edildi”

Türk ordusunun “çelikten bir kale” gibi düşman karşısında çıktığı bu süreçte, Mehmetçik şehit oldu ancak vatan savunmasını bırakmadı.

Canla, başla savaşan Türk kuvvetlerini, 23-30 Ağustos’taki yoğun saldırılarına rağmen kuşatamayan Yunan birlikleri, bu sefer şansını Haymana istikametinden denemeye çalıştı.

Bu taarruzda da başarılı olamayınca, bulunduğu hatları savunarak buralarda kalmaya çalışan Yunan kuvvetleri, Türk ordusunun 10 Eylül’de başlattığı genel karşı taarruz ile ağır bir hezimete uğradı.

22 gün 22 gece devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, 13 Eylül 1921’de, düşmanın Sakarya Nehri’nin doğusunda tamamen yok edilmesiyle sonuçlandı.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın müjdecisi oldu

Bozgun halinde kaçan Yunan askerleri, Sakarya Nehri’nde boğuldu.

Tarihin akışını değiştiren bu zafer, Türk halkının esarete izin vermeyeceğini bir kez daha dünyaya ilan etti.

Bu büyük başarı üzerine 19 Eylül 1921 günü TBMM tarafından, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı verildi.

Türk ordusunun, Yunan ordusunu hezimete uğrattığı Sakarya Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağının en büyük müjdecisi oldu.

“Atatürk’ün askeri dehası çok önemli”

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sakarya Zaferi’nin Türk tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Bu zaferin genç nesillere iyi anlatılmasının önemine işaret eden Çetin, o dönemdeki Anadolu’nun iktisadi, askeri ve moral açısından zor bir dönemde bulunduğunu kaydetti.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin Anadolu’nun “harim-i ismeti”nde yapıldığını anımsatan Çetin, “Top sesleri Ankara’dan duyuluyor. Böyle bir ortamda Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehası çok önemli bir rol oynuyor. Anadolu’nun böyle bir direnç göstereceğini kimse beklemiyordu. Hep savunmada kalmışız, toprak kaybetmişiz, geri gitmişiz. Aslında Sakarya bizim kendimize geldiğimiz bir dönemeçtir. Sakarya, kendimize olan güvenimizi tekrar sağlamamız açısından çok önemli.” dedi.

Türk ordusunun yeterli mühimmatı, silahı olmamasına rağmen çok büyük bir fedakarlıkla savaşı kazandığını vurgulayan Çetin, bu zaferde, hem milleti tanıma hem de askeri imkanları bilme noktasında Atatürk’ün tecrübesinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin her günü, her dakikasının çok önemli olduğunu ifade eden Çetin, Yunan kuvvetlerinin aldığı tüm desteğe rağmen Türk ordusunun Sakarya hattını başarıyla savunup, taarruza geçtiğini kaydetti.

“Bugün de emellerinden vazgeçmediler”

Bu zaferin çok önemli olduğunu vurgulayan Çetin, “Sakarya Zaferi ile Türk’ün bitmediğini, askeri gücünün, milli kuvvetinin henüz var olduğunu dünyaya gösterdik. Bunu beklemiyorlardı. Dolayısıyla ezberlerini bozan bir çıkıştı bu.” dedi.

Emperyalist saldırılara karşı kazanılan Sakarya Zaferi’nin dünya için de çok büyük bir örnek olduğunu belirten Çetin, Sakarya’da hezimete uğrayan güçlerin bugün de bu emellerinden vazgeçmediğine dikkati çekti.

Çetin, bağımsızlık, milli mücadele noktasında Sakarya’dan alınacak dersler olduğunu vurgulayarak, milli ruhun yeniden inşa edilmesi gerektiğini kaydetti.

“Milli Mücadele’nin kaderini doğrudan etkiledi”

Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan da Sakarya Meydan Muharebesi’nin Türklerin 2. Viyana kuşatması sırasında yaşanan bozgunla başlayan geri çekilme sürecinin sona erdiğini belirtti.

Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutan olması ve hemen ardından Tekalif-i Milliye Emirlerini yayınlamasının, savaşın sonucunu doğrudan etkilediğini ifade eden Ertan, 22 gün, 22 gece süren muharebenin, halkın maddi ve manevi desteğiyle kazanıldığını söyledi.

Savaş sonunda işgal güçleri arasında ciddi görüş ayrılıkları çıktığını, Fransızlar ve İtalyanların Yunan ordusunun Türkler karşısında başarılı olamayacağını gördüğünü dile getiren Ertan, şunları kaydetti:

“Bu nedenle de İngiltere’nin Doğu Akdeniz politikasına verdikleri desteği geri çekmişlerdir. Fransızlar, TBMM Hükümeti ile Ankara Antlaşması’nı imzalayıp TBMM’nin varlığını kabul ederken, İtalyanlar işgal ettikleri topraklardan tümüyle çekilmiştir. Bu arada İngiltere’de de Yunanlarla ilgili tereddütler ortaya çıkmıştır. İngiltere, Yunanistan’a verdiği askeri destekten büyük ölçüde vazgeçmiş ve sadece siyasi destekle yetinmiştir. Kısacası İtilaf Devletleri arasındaki birlik ve dayanışma büyük ölçüde son bulmuştur. Hatta İngilizler, Sakarya Zaferi sonrasında Malta’da esir olarak tuttukları Türkleri serbest bırakmışlardır. Bu bağlamda Sakarya Meydan Muharebesi hem Türk hem de dünya tarihi üzerinde etkili olmuştur. Milli Mücadele’nin kaderini doğrudan etkilemiştir.”

“Büyük bir zafer kazanılmıştır”

Sakarya Meydan Muharebesi’nin, Milli Mücadele’nin en fazla insan kaybı olan çatışması olduğuna dikkati çeken Ertan, “Türk ordusu 5 bine yakın şehit vermiştir. Ama sonunda da büyük bir zafer kazanılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi bir savunma zaferi olmakla birlikte Yunan ordusunun saldırı gücü büyük ölçüde kırılmıştır.” dedi.

Bunun, Türk halkının zafere olan inancını güçlendirdiğine işaret eden Ertan, şunları ifade etti:

“Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askeri önderliği kesinleşirken, halkın TBMM’ye karşı güveni de artmıştır. Bundan sonra genel saldırı hazırlıkları başlamış ve yaklaşık bir yıl sürecek olan bu dönemde siyasi ve askeri hamleler yapılmıştır. Ayrıca Sovyet Rusya’da Anadolu hareketi ile ilgili tereddütler büyük ölçüde ortadan kalkmış ve maddi yardım yolu açılmıştır. Sakarya Zaferiyle Yunan ordusunun mağlup edilebileceğini gören Türk halkının nihai zafere olan inancı artmıştır. Bu durum Büyük Taarruz’a giden yolu açmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Meydan Muharebesi’ni başkomutan olarak yönetmiş ve zaferin kazanılmasında doğrudan rol oynamıştır.”

Yunan tarafının Ankara Savaşı dediği, Haymana-Polatlı ekseninde gerçekleşen bu savaşın Mustafa Kemal Paşa’nın yaşamında da iz bıraktığına dikkati çeken Ertan, “100 yıl önce Mustafa Kemal Paşa”ya TBMM tarafından Gazilik unvanı ile Mareşallik rütbesi verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Atatürk soyadını alıncaya kadar Gazi unvanını kullanmış ve bu kutsal unvanı içselleştirmiştir. Bu tutum da onun Sakarya Zaferi’ni ne denli önemsediğini göstermektedir.” diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Setur, Milli Mücadele’nin 100. yılında Türk tarihinin çok önemli döneminin büyük olaylarının ve savaşlarının yaşandığı mekanları kapsayan “İstiklal Treni” turu düzenliyor.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Setur, Milli Mücadele’nin 100. yılında “İstiklal Treni” turu düzenleyerek bir ilke daha imza atıyor. 28 Ekim’de İstanbul’dan başlayacak olan Kurtuluş Savaşı’na bir saygı duruşu niteliğindeki tur, sadece Setur misafirlerine özel ilk kez takip edilecek bir rotada özel bir trenle, tarihi savaşların gerçekleştiği ve önemli olaylara tanıklık eden mekanları ziyaret etme fırsatı sunuyor. Bu özel trenin yolcuları yalnızca eşsiz bir yolculuk yapmakla kalmayacak, tarihimize de bambaşka bir gözle bakma şansı yakalayacak.

İstiklal Treni Turu’nun ilk gününde İstanbul’dan trene binecek misafirler, Ankara’da önce Anıtkabir ve burada yer alan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzeleri’ni gezdikten sonra 1922’den 1932’ye kadar Atatürk’ün özel konutu olarak kullanılan Çankaya Atatürk Müze Köşkü ile 1. Milli Meclis binasında yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi’ni gezme fırsatı bulacaklar. Oteldeki akşam yemeğinin ardından ise Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı alanları başta olmak üzere Türkiye ve dünyanın çeşitli savaş alanlarına yapılan gezilerde uzman rehberlik yapan Serhan Güngör tarafından verilecek seminerde, 2 gece 3 gün sürecek “İstiklal Treni 100. Yılında Kurtuluş Savaşı’nın İzinde” turu ile ilgili detaylı bilgi edinebilecekler.

Turun 2. gününde ilk ziyaret noktası Ankara Tren Garı içerisinde yer alan ve Milli Mücadele döneminde savaşın komuta merkezi olan Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi (Direksiyon Binası) olacak. Ardından başlayacak tren yolculuğunda ilk durakta Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Türk kuvvetlerinin ana lojistik ikmal merkezi olan ve 2 faal uçaktan ibaret Türk Hava Kuvvetleri’nin üstlendiği Malıköy’de yer alan TCDD Malıköy Tren İstasyonu Müzesi ziyaret edilecek. Daha sonra karayolu ile Atatürk ve silah arkadaşlarının Yunan taarruzu başlamadan 10 gün önce, 12 Ağustos 1921’de yerleşip, 9 Eylül’de Polatlı, Karapınar Köyü’ne geçene kadar karargah olarak kullandıkları ve Sakarya Savaşı’nı planladıkları Alagöz Karargah Müzesi’ne geçilecek. Bu ziyaretin ardından karayolu ile Polatlı’ya gidecek olan misafirler öğle yemeğinin ardından Duatepe Anıtı’nı ziyaret edecekler.

– Kartaltepe Mehmetçik Anıtı da ziyaret edilecek

10 Eylül 1921 tarihinde başlayan Türk karşı hücumunda kanlı çarpışmalar sonucunda, 15. Tümen’in 38. Alayı ve 1. Tümen’in bir kısım birlikleri tarafından ilk ele geçen bu tarihi tepeye yapılacak ziyaretin ardından gezi, Koç Holding ve Tüpraş sponsorluğunda 2008 yılında yapılan 10 metrelik kaidesiyle birlikte toplam 32 metre yüksekliğindeki Kartaltepe Mehmetçik Anıtı ziyaretiyle devam edecek. Polatlı Belediyesi Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi (POTA) ile Sakarya Şehitler Anıtı ve Sakarya Şehitliği ziyaretlerinden sonra İstiklal Treni ile Eskişehir’e doğru hareket edilecek. Akşam yemeği özel trende alınacak ve yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından varılacak Eskişehir Tren İstasyonu’nda inilip, Kurtuluş Savaşı’nda demiryollarından sorumlu komutan, TCDD’nin kurucusu ve ilk Genel Müdürü Behiç Erkin’in mezarı ziyaret edilecek ve sonrasında Afyon Ali Çetinkaya Tren Garı’na doğru gece yolculuğu başlayacak.

İstiklal Treni Turu’nın 3. günü Afyon Zafer Anıtı ziyareti ile başlayacak. Ardından Türkiye tarihinin en önemli mekanlarından biri olan Kocatepe’ye geçilecek ve misafirler Kocatepe’den 26 Ağustos 1922 sabahındaki muharebe alanını görüp, anlama fırsatı bulacaklar. Büyük Taarruz’da 57’nci Tümen Komutanı olan Albay Reşat’ın görevlendirildiği ve taarruz hattının en batısı olan Çiğiltepe’ye ise Kocatepe’den muharebe alanlarının içinden geçerek ulaşılacak. Daha sonra Dumlupınar Şehitliği, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı ve Zafertepe ziyaretleri gerçekleşecek. Tren ile yaklaşık 1,5 saatlik yolculuğun ardından varılacak Uşak Tren Garı’ndan, esir edilen Yunan Generaller Trikupis ve Digenis’i kabul ettiği eve, Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne geçilecek. Ardından İzmir Basmane Tren Garı’na uzanan gece yolculuğu başlayacak.

– Rotada Başkomutanlık Karargâhı da var

Turun 4. gününde sabah saatlerinde İzmir Basmane Garı’na varılacak ve İzmir’de ilk ziyaret noktası Atatürk’ün İzmir’in kurtuluşunun altıncı günü, 14 Eylül 1922’de geldiği ve 16 gün kaldığı süre boyunca “Başkomutanlık Karargâhı” olarak kullandığı, yerli ve yabancı birçok devlet adamı ve gazeteciyi ağırladığı Uşakizade Köşkü olacak. Oradan Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım’ın Anıt Mezarı’na ve son günlerini yaşadığı Latife Hanım Köşkü ve Anı Evi’ne geçilecek. Son olarak İzmir Atatürk Evi Müzesi ziyaret edilecek ve gezi İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan İstanbul’a uçuş ile sona erecek.

SİVAS(AA) – Milli Mücadele’nin mihenk taşı olan Sivas Kongresi’nin 102. yıl dönümü, Sivas’ta çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından 4 Eylül 1919’da gerçekleştirilen Sivas Kongresi’ne ev sahipliği yapan, “manda ve himaye” fikrinin reddedilerek ulusal bağımsızlık düşüncesinin benimsendiği, ulusal kurtuluş mücadelesine ışık tutacak kararların alındığı ve 108 gün Milli Mücadele’nin merkezi olan Sivas’ta, tarihi kongrenin 102. yıl dönümü dolayısıyla etkinlikler düzenleniyor.

Kentte 1 Eylül’de başlayan kutlamalar kapsamında, Atatürk’ün Sivas’a gelişi temsili olarak canlandırıldı.

Kongrenin yapıldığı ve şu an Atatürk ve Kongre Müzesi olarak kullanılan binanın bahçesinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan Türk Armoni Yıldızları Orkestrası bugün konser verecek.

Etkinliklerde 4 Eylül’de Atatürk Anıtı’na çelenk sunulacak, Atatürk ve Kongre Müzesi’nde Sivas Kongresi temsili olarak canlandırılacak. Müze bahçesinde devam edecek törenlerin ardından F-16 uçağı Sivas semalarında gösteri uçuşu yapacak.

Kutlamalar kapsamında 5 Eylül’de 9. Ulusal Yıldız Dağı Tırmanışı gerçekleştirilecek. Aynı gün akşam ise Sivas Devlet Tiyatrosunca Buruciye Medresesi’nde Hacivat-Karagöz çocuk oyunu sahnelenecek.

Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde 7 Eylül Salı günü yapılacak Solistler Geçidi Konser Programı ile Sivas Kongresi’nin 102. yıl dönümü kutlamaları sona erecek.

Sivas Kongresi’ne giden yol

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlattığı ulusal kurtuluş mücadelesini Amasya’dan sonra, 27 Haziran 1919’da “güvenilir kent” olarak gördüğü Sivas’a gelerek devam ettirdi. Sivas’ta yapılan toplantıda ülkenin durumu görüşülerek en kısa zamanda kentte milli bir kongre yapılmasına karar verildi.

Erzurum Kongresi’nin ardından 2 Eylül 1919 günü yeniden Sivas’a gelen ve 18 Aralık 1919’a kadar burada kalan Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyet tarafından 4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14.00’te bugünkü Atatürk ve Kongre Müzesi binasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi yapıldı.

Atatürk, tarihi kongrenin önemini “Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi.” sözüyle vurguladı.

Sivas Kongresi’nde manda tartışmaları

Kayıtlara göre resmi çalışmaları 7 gün süren kongrede, Mustafa Kemal Atatürk başkanlığında ulusun kurtuluşu için çeşitli gündem maddeleri görüşüldü. 8-9 Eylül 1919 tarihlerinde “manda” tartışmalarının yaşandığı kongre, 11 Eylül 1919’da sonuç bildirgesinin yayımlanmasıyla kapandı.

Mustafa Kemal Paşa ve Heyeti Temsiliye, 12 Eylül 1919’da halkın da katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, ulusun kurtuluşu için önemli kararların yer aldığı kongre beyannamesini yayımladı.

“Manda ve himaye kabul olunamaz.” gibi ulusun kurtuluşu için çok önemli kararların alındığı kongrede, ilginç bir olay da yaşandı. Yurdun çeşitli yörelerinden delegelerin katılımıyla 4 Eylül’de düzenlenen ve “manda” konusunun da tartışıldığı kongrede, öğrenci arkadaşlarının temsilcisi olarak, aralarında topladıkları para ile kente gelen Hikmet ismindeki askeri tıbbiye öğrencisi de bulunuyordu. Heyecanlı manda tartışmalarının yaşandığı 8 Eylül akşamı, Mustafa Kemal Paşa’nın odasında yapılan toplantıda, askeri tıp öğrencisi Hikmet şunları dile getirdi:

“Paşam, delegesi bulunduğum tıbbiyeliler, beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa bunlar her kim olursa olsun, şiddetle ret ve takbih ederiz. Farzı muhal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve telin ederiz.”

Bu sözler karşısında duygulanan ve “Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.” diyen Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Hikmet Bey’e dönerek, “Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, ekalliyette (azınlıkta) kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez, ya istiklal ya ölüm.” dedi.

O dönem Sivaslı kadınlar, Trabzon ve Erzurum’dan gelen çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan göçmenlerle yakından ilgilendi. Mustafa Kemal Paşa’nın, Türk kadınlarının da Milli Mücadele’ye örgütlü olarak katılması gerektiğini ifade etmesi üzerine Sivaslı kadınlar dernek kurmak için çalışmalara başladı. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti adı verilen dernek, 9 Aralık 1919’da kuruldu.

Sivas Kongresi’nden Cumhuriyet’in ilanına giden süreç

Atatürk başkanlığında 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde gerçekleştirilen Sivas Kongresi ile Mustafa Kemal Paşa’nın gençlik yıllarından beri düşündüğü ve seslendirdiği, Samsun’a çıktığı andan itibaren resmi yazışmalarında en önemli mesele olarak yer verdiği “milli egemenlik” ve “milli irade” kavramları devlet hayatına yansıtılmaya başladı.

Halkın bütününü kapsayan ilk örgütsel faaliyet Sivas’ta gerçekleştirildi ve Sivas Kongresi, şekli ve içeriği itibarıyla adeta milli bir meclis işlevi gördü. Kongrede yeni seçilen üyelerin katılımıyla yurdun tamamını kapsayan Heyeti Temsiliye, ülkenin kaderinde birinci derecede söz sahibi bir kurul halini aldı, ulusal hareketin meşru organları biçimlendirilmiş oldu.

Sivas Kongresi, 7 günlük çalışmayla devletin önündeki engelleri ortadan kaldırarak, halkı bir bütün halinde, çizdiği program doğrultusunda harekete geçirmeyi sağladı. Bu hareket, 9 Eylül 1922’de büyük bir zafere kapı açıp, 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet’in ilanıyla taçlandı.