Uzmanından 'sirkeli suyla duş almayın' uyarısı

AKSARAY (AA) – Aksaray Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı kişilerin yeni tip koronavirüsten korunmak adına vücut için zararlı, yanlış uygulamalara yönelebildiğini söyledi.

Vatandaşlar arasında doğru bilinen bazı yanlış tutumlar olduğunu anlatan Çalıkoğlu, şöyle konuştu:

“Yanlış uygulamalardan biri, sirkeli suyla duş almak. Bu uygulama vücudumuz için çok yanlış. İleri derecede kızarıklık, kuruluk ve tahriş yapabilir. Vatandaşlarımızdan kesinlikle böyle bir şey yapmamalarını istiyoruz. İkinci yanlış uygulama da kaynar suyla duş almak. Bunları yapınca ‘koronavirüsten koruyor’ gibi yanlış tutumlar var. Kaynar suyla duş almak da vücudumuz için çok tehlikeli, ikinci derece yanıklara yol açabilir.”

“El çatlağı her türlü enfeksiyona açık”

Çalıkoğlu, koronavirüsten korunmak için ellerin renksiz, kokusuz kalıp sabunlarla yıkanmasını önerdiklerini ifade etti.

El yıkama konusunda uyarılarda bulunan Çalıkoğlu, “Normal koşullarda el yıkama sıklığımız günde 6-8 kez olmalı. Bu dönemde günde 15-20’ye çıkmış durumda. Her el yıkama eli kurutuyor. Nemlendirme olmazsa kuruyan el önce kızarır, sonra da çatlar. El çatlağı da her türlü enfeksiyona açık olur. Bu nedenle her el yıkamadan sonra nemlendirici kullanmalıyız.” dedi.

Sabunun kullanılmadığı durumlarda, özellikle market gibi kalabalık ortamlara girildiğinde dezenfektan ve kolonyadan faydalanılması gerektiğini belirten Çalıkoğlu, şunları kaydetti:

“Hemen arkasından nemlendirici kullanmak çok önemli. Ev temizliğinde çamaşır suyu çok kullanılıyor, çamaşır suyuna elleri direkt temas etmemeliyiz, eldiven kullanmalıyız. Lastik eldivenler bazı kişilerde alerji yapabilir. İçi pamuklu ‘egzama eldivenleri’ kullanılabilir. Bu eldivenler bütçemiz için uygun değilse, lastik eldivenlerin içine pamuklu kumaştan astar dikebiliriz. Sağlık Bakanlığımızın bu yöndeki bütün önerilerini destekliyoruz. Bu seferberlik programında elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Server Serdaroğlu, "Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığı" dedi.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği tarafından Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü vesilesiyle ürtiker hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi

Novartis'ten yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Serdaroğlu, ürtikerde düzenli kontrolün önemli olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de yaklaşık 900 bin kronik ürtiker hastası olduğunu belirtti.

Serdaroğlu, kronik ürtikerin 20-40 yaş arasında genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görüldüğünü kaydetti.

Ürtikerin bir cilt hastalığı olduğunu ifade eden Serdaroğlu, şu bilgileri paylaştı:

"Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığıdır. Ürtikerin yaklaşık altı haftadan daha kısa süren akut formları dışında yıllarca süren kronik formları da vardır. Kronik ürtiker, gözlemlenen tetikleyicilere göre kronik spontan ve kronik uyarılabilir olarak ikiye ayrılıyor.

Kronik spontan ürtikerde, belirli bir tetikleyici olmaksızın belirtiler ortaya çıkarken, kronik uyarılabilir ürtikerde deriyi çizme, basınç uygulama, soğuk ya da sıcak teması, güneş ışınlarına maruz kalma ve egzersiz gibi çeşitli fiziksel uyaranlar hastalığı tetikliyor. Çeşitli ilaçlar, enfeksiyonlar, bazı hormon hastalıkları, stres ve besin katkı maddeleri gibi faktörler hastalığı ortaya çıkarabiliyor ya da alevlendirebiliyor. Bu faktörlerin tespit edilip müdahale edilmesi, hastalığın yatışmasını kolaylaştırıyor."

Özellikle kronik spontan ürtikerin hasta yaşam kalitesini belirgin şekilde olumsuz yönde etkilediğini aktaran Serdaroğlu, "1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde farkındalığı artırmanın ve hastaları bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ürtiker hastaları aynı zamanda, bilgi eksikliğinden doğan yanlış anlaşılmalardan dolayı iş yaşamlarında ve sosyal hayatlarında rahatsız edici bakışlara ve davranışlara maruz kalabiliyor. Hastalıkla ilgili önyargıları yıkarak hastalarda ve toplumda bilinirliği artırmak hastalıkla mücadelede önemli bir basamak." değerlendirmesinde bulundu.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği, Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü kapsamında ürtiker hastalığı hakkında toplumu bilgilendirmek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi. “Ürtikeri Değil Hayatını Yaşa” sloganıyla başlatılan “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesiyle dans, resim ve vücut boyama gibi sanatın çeşitli dallarıyla ürtiker hastalarının içinde bulunduğu zorlu yolculuğa dikkat çekiliyor. Proje kapsamında hazırlanan video serisinde ürtiker hastalarının karşılaştıkları zorluklar sanatsal bir dille ele alınarak hastalık semptomları gerçek bir deneyime dönüştürülüyor.

Aksaray’ın Gülağaç ilçesi Saratlı beldesinde yer alan Aziz Mercurius yer altı şehrindeki 35 mezar ve Aziz Mercurius’un eşine ait olduğu tespit edilen kafatası, ziyaretçilerin dikkatini çekiyor.

.w3-content { max-width: 100%; margin: auto;} .w3-tooltip, .w3-display-container {position: relative;} .w3-black, .w3-hover-black:hover { color: #fff!important; background-color: #000!important;} .w3-display-left { position: absolute; top: 50%; left: 0%; transform: translate(0%,-50%);-ms-transform: translate(-0%,-50%);} .w3-display-right { position: absolute; top: 50%; right: 0%; transform: translate(0%,-50%);-ms-transform: translate(0%,-50%);} .w3-btn, .w3-button {-webkit-touch-callout: none;-webkit-user-select: none; -khtml-user-select: none;-moz-user-select: none; -ms-user-select: none;user-select: none;} .w3-btn, .w3-button {border: none;display: inline-block;outline: 0;padding: 8px 16px;vertical-align: middle;overflow: hidden;text-decoration: none;color: inherit;background-color: inherit;text-align: center;cursor: pointer;white-space: nowrap;}❮❯Aksaray’daki Aziz Mercurius yer altı şehrindeki mezarlar ilgi görüyor

Kapadokya bölgesinde Hristiyanlığın yasak olduğu milattan sonra 250’li yıllarda sığınak olarak kullanılan yer altı şehrinde, 2011’de başlanan kazı çalışmaları 2016’da 3 katının temizlenmesiyle sona erdi.

Roma döneminde generalken yasak din Hristiyanlığı kabul eden Mercurius, Kapadokya bölgesine sürgün edildikten sonra yer altı şehrinde saklandı. Hristiyanlığı yaymaya devam eden Mercurius ve ailesi Romalı askerlerce katledilip yer altı şehrindeki kiliseye gömüldü. Mercurius’un kafatası ise Mısır’ın başkenti Kahire’ye götürüldü.

Aksaray Müzesi Müdürü Yusuf Altın, AA muhabirine, mezarların ve kafatasının yerli ve yabancı tatilciler tarafından yoğun ilgi gördüğünü söyledi.

Hristiyanlığın ilk dönemlerinde yer altı şehrinin saklanma amaçlı kullanıldığını belirten Altın, şöyle konuştu:

“Aziz Mercurius yer altı şehrini diğer yer altı şehirlerinden ayıran en önemli özellik; içerisinde kilise ve mezarlarının olmasıdır. Kilisenin en önemli özelliği de ismini aldığı Romalı generalin ve ailesinin buraya gömülmesidir. 50’li yaşlarında resmi din olmayan Hristiyanlığı kabul eden Aziz Mercurius, Kapadokya bölgesine sürgün ediliyor. Sürgüne gönderilen Aziz Mercurius Hristiyanlığı yaymaya devam edince Romalı askerler buraya gelerek ailesiyle birlikte Mercurius’u katlediyor. Buradaki mezarlara gömülüyor. Yapılan kazı çalışmalarında bir mezarın içerisinde üst üste iki kişiye ait iskeletler bulduk. İskeletlerden kadının kafatası dururken, erkeğin kafatası yoktu. Tarihi kaynaklarda Mercurius’un kafasının Kahire’ye götürüldüğü bildiriliyor. Yapılan çalışmalarda Aziz Mercurius ve ailesinin bu mezarlarda yattığını tespit ettik. Turistlerimiz bu mezarların nasıl yapıldığını merak ediyor.”

Rus turist Natali Zakharova ise ailesiyle birlikte Antalya’ya geldiklerini, kültür turizmi kapsamında Kapadokya bölgesini ziyaret ettiklerini söyledi.

Dünyanın bir çok bölgesini gezdiğini, Türkiye’nin çok güzel bir yer olduğunu anlatan Zakharova, “Yer altı şehri beni büyüledi, mistik bir dokusu var. Mezarları ve kafatasını görünce çok şaşırdık. Günümüzden asırlar önce buradaki insanların bulunduğu yerde bulunmak çok ilgimizi çekti. Kafatası bizleri çok şaşırttı.” diye konuştu.

Rus turist Marina Katırbolava da Kapadokya’ya balon turu yapmak için geldiklerini ifade etti.

Türkiye’nin tarihi ve kültürel yerlerini çok beğendiğini vurgulayan Katırbolava, “Türkiye’nin zengin tarihi bizleri çok şaşırtıyor. Mezarların içerisindeki kafatası ilgimi çekti. Çok garip bir hisse kapıldım.” ifadesini kullandı.

Antakya’dan ailesiyle birlikte yer altı şehrine gelen Hikmet Tan ise yer altı şehrini ziyaret ettiğini, hemen girişteki irili ufaklı mezarların dikkatini çektiğini anlattı.

Kafatasını merak ettiğini ve oldukça ilgisini çektiğini belirten Tan, çok ilginç şeyler gördüğünü vurgulayarak, herkese burayı görmelerini tavsiye etti.