Vefat eden yazar ve akademisyen Prof. Dr. Ali Özek için taziye mesajları

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, sosyal medya hesabından, “Alimin ölümü, alemin ölümü gibidir.” sözünü anımsatarak, “Prof. Dr. Ali Özek hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet, makamı ali olsun.” paylaşımında bulundu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bir alim aramızdan ayrıldığında, yerinin doldurulamayacak oluşunun hüznü ayrıca kaplar yüreğimizi… Vakıf ve ilim insanı, mütefekkir, Prof. Dr. Ali Özek hocamıza Allah’tan rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Rabbim mekanını cennet, makamını ali eylesin.” ifadelerini kullandı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Vakıf insanı olarak verdiği hizmetlerle her zaman minnetle yad edeceğimiz kıymetli hocamız Prof. Dr. Ali Özek’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.” paylaşımını yaptı.

AK Parti’den taziye mesajları

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Twitter’dan yaptığı paylaşımında, “Hocaların hocası, İslami İlimler Araştırma Vakfı Başkanı muhterem Prof. Dr. Ali Özek hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve talebelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet, makamı ali olsun.” ifadelerine yer verdi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik da “Alim göçer bu dünyadan, insanlık dünyalar kadar eksilir… Prof. Dr. Ali Özek hocamıza Allah’tan rahmet diliyoruz… Milletimizin ve ilim yolcularının başı sağ olsun.” mesajını paylaştı.

Altun’dan taziye mesajı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise sosyal medyadan, “Kıymetli ilim insanı Prof. Dr. Ali Özek hocamızın ahirete irtihalini büyük bir teessürle öğrendim. Kıymetli hocamızı nesillere aşıladığı ilim mücadelesiyle hatırlayacağız. Hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve talebelerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.” paylaşımında bulundu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı ve Teşkilat Başkanlığının sunumlarının yapıldığını, Meclis çalışmalarının ve yerel yönetimlerle ilgili konuların değerlendirildiğini belirten Çelik, il başkanları toplantısının yarın Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda yapılacağını hatırlattı.

Çelik, terörle mücadele operasyonlarında şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dileyerek, ailelerine hürmetlerini sundu.

Ramazan ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır anneleriyle bir araya geldiğini ve annelerin nöbetinin 632’nci gününe girdiğini dile getiren Çelik, “Bugüne kadar 226 annemiz vicdan nöbetine katıldı ve 25 annemiz evladına kavuştu. İzmir, Van, Şırnak, Hakkari ve Muş’ta da benzer girişimlere ilham kaynağı oldu Diyarbakır anneleri. Onları bir kere daha selamlıyoruz. Hepsinin evlatlarına bir an evvel kavuşması için gayretlerimizi sürdürüyoruz.” diye konuştu.

Çelik, “siyasetin gündemine illegal mafyatik bir kişinin İçişleri Bakanı ve eski Başbakan hakkındaki iftiralarının bir şekilde gündeme getirildiğini” belirterek, “AK Parti MYK’sı en güçlü bir şekilde İçişleri Bakanımızla, eski Başbakanımız Binali Yıldırım Bey ile ilgili Süleyman Soylu Bey ile ilgili bu iddiaları en güçlü bir şekilde reddetmektedir.” ifadelerini kullandı.

Çok güçlü bir siyaset geleneğine sahip olduklarını söyleyen Çelik, “Pek çok vesayet odağıyla, pek çok vesayet girişimiyle, siyaseti zehirlemek isteyen, siyasette toksik alan oluşturmak isteyen, siyaseti dizayn etmek isteyen pek çok çabayla karşı karşıya kaldık. Bunlara dair güçlü bir tecrübemiz vardır.” dedi.

“Tarihi bir hata yaptılar”

İllegal mafyatik alanların siyasette referans alanı olarak kabul edilmesinin yanlış olduğunu daha önce ifade ettiğini belirten Çelik, “Burada arkadaşlarımıza saldıran siyasetçiler maalesef siyasetin doğasında olmaması gereken, siyasetin sivil dinamikleri içisinde olmaması gereken, demokratik siyasetin içinde olmaması gereken bir şey yaptılar ve illegal alandan, gayrimeşru alandan yöneltilen birtakım iftiraları ve hezeyanları kendi muhalefetlerini inşa etmek için malzeme olarak kullanmak gibisinden tarihi bir hata yaptılar.” değerlendirmesinde bulundu.

Siyasetin sadece darbelerle, vesayetlerle ya da suç örgütlerinin dışarıdan yapmaya çalıştıklarıyla zehirlenmediğine işaret eden Çelik, siyasetin, sivil siyasetçilerin siyasetin esaslarına ve usullerine uygun şekilde davranmadığı durumlarda da zehirlendiğini söyledi.

Çelik, “Bunu yapanlar muhalefet etmek adına herhangi bir argümana sahip değillermiş gibi muhalefet etmek adına meşru alanda konuşabilecekleri, rekabet edebilecekleri herhangi bir alan yokmuş gibisinden illegal mafyatik bir alandan söylenenleri, o iftiraları ve hezeyanları kendi muhalefetlerinin, siyasetlerinin yapı taşı haline getirerek esasında referans alanı içerisinde olmaması gereken bir şekilde kendi zeminlerini kaydırmış oluyorlar.” dedi.

Siyasete dışarıdan saldırıların olabileceğini dile getiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önemli olan Türk siyasetinin içindeki herkesin siyasetin değerler sistemine dönük bu saldırıya karşı, saldırı gayrimeşru alandan geldiği için kategorik olarak bunu reddetmesi gerekir. Eğer kategorik olarak bunu reddetmezseniz, ‘Şurası doğru mu, burası yanlış mı’ gibisinden kendi muhalefetinizin ya da siyaset inşa etme biçiminizin yapı taşı haline bunu getirirseniz o zaman işte siyaset sivil alan içinden zehirlenmeye başlanmış olur. Esasında siyasi demeç verirken zaten bir suç örgütü liderinin sözlerini esas almak başlı başına bir vahim durum ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla suç örgütü mensuplarının referans alanı haline getirilmesi siyasi alanda asla kabul edilmemesi gereken, asla meşru sayılmayacak bir durumdur. Onun ötesinde diyorlar ki ‘Peki buradaki söylenenlerin açığa çıkmasıyla ilgili ne yapacağız’. Zaten arkadaşlarımızın kendileri, yani bu çirkinliklere, bu iftiralara muhatap olmuş arkadaşlarımızın kendileri yargı mensuplarına başvuruyorlar bu konuların araştırmasıyla ilgili.”

Türk siyasi hayatının referansının hiçbir zaman illegal yapılar, illegal örgütler ve suç örgütleri olmaması gerektiğini ifade eden Çelik, “Gelinen noktada eğer siyaset kurumu, siyasi muhalefet içindeki bazıları kendilerinin siyasi muhalefet etme biçimini arkadaşlarımıza bir saldırıya dönüştürmek için bir suç örgütü mensubunun iftiralarını yapı taşı olarak kullanırlarsa o zaman yaptıkları iş siyasi muhalefet olmaz suç örgütlerine siyasi aracılık olur, siyasi taşeronluk olur.” dedi.

“Kurguların her zaman farkındayız”

Bu durumun baştan başa siyasetin esaslarının ve usullerinin darmadağın olması anlamına geleceğine işaret eden Çelik, “Bu oyunların, bu kurguların her zaman farkındayız. Devletimizin hedef alındığını, İçişleri Bakanımızın, eski Başbakanımızın hedef alındığını, bunlarla nereye varılmak istediğini net bir şekilde görüyoruz.” diye konuştu.

Elinde belgesi ve bilgisi olanların kendi siyasetini yapması ve yargı kurumlarına başvurması gerektiğini belirten Çelik, böylece siyasetin meşru alanının korunması gerektiğini söyledi.

Suç örgütlerinin söylediklerini referans alarak siyasi hesaplaşma içine girmenin siyasetçinin kendisini suç örgütlerine kullandırması anlamına geldiğini anlatan Çelik, “Siyaset yapmanın, siyasi muhalefet yapmanın usulü burada temelden yanlış bir yere konumlandırılmıştır, yanlış bir şekilde yapılmıştır ve maalesef bu hataya düşenler olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Böyle durumlarda siyasetçinin gündemini suç örgütlerinin belirlemiş olacağına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

“Nasıl ki siyasetin gündemini, siyasetin dizaynını millet iradesi dışında hiçbir iradenin, ne terör örgütlerinin ne birtakım oligarşik odakların belirlemesine müsaade etmiyorsak tabii ki suç örgütlerinin de belirlemesine müsaade etmemeliyiz. Her suç örgütü mensubu çıksa, bugün arkadaşlarımızla, partimizle, hükümetimizle ilgili yaptığı bu iftiraları başka bir partiyle ilgili, başka bir siyasetçi grubuyla ilgili yapsa bugün bunları esas alarak muhalefet inşa etmeye çalışanlar yarın kendileri için söylenecek bu sözleri de doğru ve meşru kabul etmiş olurlar ki bu siyasetin ve siyasal alanın, demokratik siyaset alanının sivil siyasetçi eliyle berhava edilmesidir. Bu asla kabul edilemez. Dolayısıyla bu şekilde yaklaşarak İçişleri Bakanımızı, Genel Başkanvekilimizi, eski Başbakanımızı hedef alanların yaptıkları faaliyetin bir siyasi muhalefet olmadığını, gayrimeşru alanı meşru siyaset alanına taşımak gibi son derece yanlış bir iş olduğunu bir kere daha ifade ediyoruz. AK Parti MYK’sı bütün bu iftiraların karşısındadır, arkadaşlarımızın yanındadır.”

“Güçlü bir diplomasi yürüttü”

İsrail’in Mescid-i Aksa ve Gazze saldırılarına yönelik Çelik, “Türkiye’nin diplomatik girişimleri, burada yegane Filistin’den yana, vicdandan yana, uluslararası adaletten yana bir girişim olarak Cumhurbaşkanımızın girişimleri ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, İsrail’in Filistin’e saldırısında Gazze’de 63’ü çocuk 219 Filistinli kardeşimiz yaşamını yitirdi. Burada bin 570 Filistinli kardeşimiz yaralandı, Batı Şeria’da ise 4’ü çocuk, 25 Filistinli kardeşimiz yaşamını yitirdi. 6 bin 309 Filistinli kardeşimiz yaralandı.” diye konuştu.

Çelik, İsrail’in saldırılarına sessiz kalan Batı medyasına yönelik eleştirilerde bulunarak “Filistinlilerin öldürülmesiyle ilgili bir saldırı başladığı zaman ne deniliyor ‘İsrail’in kendini savunma hakkı vardır’ deniliyor. Yani baştan aşağı Filistinlileri yok etmek isteyen, Filistinlileri Batı Şeria’da ve Gazze’de yok etmek isteyen iradenin medyatik dilde de bire bir var olduğunu görüyoruz. Bu, son derece tehlikeli bir kara propagandadır ve giderek güvenirliğini yitiren, anlamsızlaşan bir noktaya gelmiştir.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Filistin ile ilgili yürüttüğü diplomatik girişimlere değinen Çelik, “20’ye yakın ülkenin devlet ve hükümet başkanı ile konuşarak uluslararası iradeyi harekete geçirmeye çalıştı. İsrail’in saldırısına karşı Filistin’e destek olmak için Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere bütün kurumları harekete geçirmek için güçlü bir diplomasi yürüttü.” dedi.

Çelik, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerine ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:

“Biz bu yaklaşımı kesinlikle reddediyoruz ve kınıyoruz. Cumhurbaşkanımızın hiçbir zaman antisemitik bir ifadesi olmamıştır. Tam tersine Cumhurbaşkanımız, antisemitizmi ve İslamofobi’yi, İslam düşmanlığını beraber mücadele edilmesi gereken nefret suçları olarak en üst sıraya koymuştur ve defalarca konuşmalarında bundan bahsetmiştir. Filistin meselesindeki adil tutumuna karşı Cumhurbaşkanımızın antisemitizm denilmesi, İsrail saldırganlığının, Filistinli çocukların öldürülmesinin örtbas edilmesinden başka bir şey değildir.”

“Bu, tamamen antisemitizmle mücadelenin istismarından başka bir şey değildir”

Antisemitizm ile mücadelenin her zaman için taze tutulması gereken bir mücadele olduğunu vurgulayan Çelik, şunları söyledi:

“Birileri çıkıp adalet isteyen herkese, zalime karşı mazlumu savunan herkese antisemitik dediği zaman en büyük zararı antisemitizm ile mücadeleye vermektedir ve esas antisemitizm ile yapılacak mücadeleyi zaafa uğratanlar, Yahudi düşmanlığını körükleyenler bunlardır. Türkiye’nin ve Türk halkının tarih boyunca böyle bir meselesi olmamıştır, tarihimiz buna şahittir. İtiraz ettiğimiz şey, Filistinli çocukların katledilmesidir, öldürülmesidir. Bu konuda iki devletli çözüm çerçevesinde bir adalet istiyoruz. Harem-i Şerif’in statüsüne ve kutsallığına dokunanları lanetliyoruz. Eğer bunları söylüyorsak ve buna karşı biz bunları söylediğimiz için antisemitizmle suçlanıyorsak, bu tamamen antisemitizmle mücadelenin istismarından başka bir şey değildir.”

“En büyük çirkinliklerden bir tanesidir”

Ömer Çelik, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerine ilişkin, şunları kaydetti:

“Maalesef en olmayacak şeylerden bir tanesi, yani batıdaki veya doğudaki, Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye’nin en azılı düşmanlarının bile söylemediği bir şey maalesef Sayın Akşener tarafından söylendi. Cumhurbaşkanımızı bebek katili (Binyamin) Netanyahu’ya benzetilmesi gibi bir yaklaşım oldu. Türkiye Cumhuriyeti, birinci prensip şudur, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı hiçbir şekilde bir katille yan yana getirilemez. Bu devlet terbiyesinin devlet adabının gereğidir. İkincisi, söz konusu olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu zaman bu zaten imkansız hale gelir. Filistin davasının, Filistinli çocukların en büyük savunucusunu, Filistinli çocukları öldüren katliamlara imza atan hükümetin başındaki Netanyahu ile yan yana getirmek akla ziyan bir yaklaşımdır. Bu Türk siyasi tarihinde görülmüş en büyük çirkinliklerden bir tanesidir. Kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını böyle bir kişiyle yan yana getiremezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ismi ve şahsı kim olursa olsun böyle bir bebek katili ile yan yana getiremezsiniz. Cumhurbaşkanımız söz konusu olduğunda bunu asla yapamazsınız. Maalesef bunda bir düzeltme beklerken bu düzeltme yerine maalesef ısrarın devam ettiğini görüyoruz.”

“Herhangi bir şekilde bir suç örgütü mensubunun partimizle ilişkilendirilmesi kategorik olarak reddettiğimiz bir husus”

“Bazı gazeteciler suç örgütü elebaşı olarak bilinen şahsın (Sedat Peker) çeşitli mitingler yaptığını ve daha önce AK Parti’den övgüler topladığını iddia ediyor. Bu konu hakkında değerlendirmeniz ne olacak?” sorusuna Çelik, “Gündemde konuşulan suç örgütü liderinin AK Parti ile ilgili mitingler yaptığı, AK Parti tarafından şimdiye kadar diğer ses çıkarılmadığı ifade ediliyor. Dolayısıyla sanki AK Parti’nin bu şahsı onaylanmış ya da hükümetimiz onaylamış, korumuş gibi bir soru gündeme geliyor. Bu yanlıştır.” cevabını verdi.

Kendisine, Medya ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğu 2015’te söz konusu mitinglerle ilgili bir soru sorulduğunu anımsatan Ömer Çelik, şöyle devam etti:

“12 Ekim 2015’te bu mitinglerle ilgili yaklaşımımızın ne olduğunu ifade ettim. Bundan 7 sene evvel sorulmuş bir soru. ‘Bizim genel bir prensibimiz vardır.’ diyorum ve bunu çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Bu konuyla ilgili sorulduğunda 7 sene evvelki cevabımı söylüyorum. Herkes duysun, kim olursa olsun, bu kişiler, hatta bazı kurumlar, organizasyonlar var. Başına ‘Ak’ kelimesini koyarak kendisine ‘ocak’, ‘dernek’ ve hatta birtakım organizasyonlar var. Bunlarla AK Parti’nin hiçbir ilgisi yoktur. Organik hiçbir ilgisi yoktur, kurumsal hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bizi bağlayan bir konu değildir. Açık ve net şekilde söylüyorum, AK Parti’nin resmi mekanizmaları tarafından yapılmayan hiçbir faaliyetin sorumlusu değiliz. Dışarıda, bir sivil toplum örgütü yapmış olsa bile biz burada AK Parti’nin kurumsal kimliği çerçevesinde, Genel Başkanımız, AK Parti Sözcüsü olarak ben ve diğer yetkilendirilmiş arkadaşlarımız, ‘biz bu organizasyona destek veriyoruz’ diye sahip çıkmadığımız müddetçe bunların bizi bağlayan bir tarafı yoktur.”

Yapılan faaliyetlerin kendileriyle ilgisi varmış gibi sunulmasını kişi, isim zikretmeden kategorik olarak reddettiklerini vurgulayan Çelik, “Bu kişi, kurum ya da organizasyonlar kim olursa olsun, onayımız olmadan sembollerimizi kullanıyorlarsa, bize destek veren mitingler yapıyorlarsa bile hiçbir şekilde bunlara onay vermeyiz. Bunlarla herhangi bir şekilde aramızda bir bağ gösterilmesini doğru bulamayız.” dedi.

Herhangi bir şekilde şiddeti özendiren, her türlü ifadeyi kategorik olarak reddeden bir parti olduklarını belirten Ömer Çelik, “Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Bazı kendi mitinglerimize gittiğimizde de bazı pankartların açıldığını görüyoruz. ‘şu ocak, bu kişi’ diyerek, ‘Ak’ ismini kullanarak kendisine birtakım sıfatlar yapıştıranlar var. Bunlarla partimizin herhangi bir organik ya da kurumsal bağı olamaz. 7 sene önce bahsedilen suç örgütü lideriyle ilgili verdiğim cevap gazetelerde çıktı, videosu da var, bu vidoyu da yayınlarız. Dolayısıyla herhangi bir şekilde bir suç örgütü mensubunun partimizle, bakanlarımızla, hükümetimizle ilişkilendirilmesi, kategorik olarak reddettiğimiz bir husustur.” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Bu son olayla ilgili bir kez daha söylüyorum, İçişleri Bakanımızla ilgili ortaya konulan, Eski Başbakanımız ve Genel Başkanvekilimiz ile ilgili ortaya konulan bu iftiraları, bu hezeyanları tümüyle reddediyoruz.” diye konuştu.

Söz konusu organize suç örgütü elebaşının bir Arap ülkesinde bulunduğu ve Türkiye’ye iadesi konusunda bir çalışmanın olup olmadığı sorulan Çelik, “İstihbaratımızın yaptığı tespitleri burada paylaşmak istemem. Türkiye Cumhuriyeti devleti, güçlü bir devlettir. Bütün terör örgütlerinin ve suç örgütlerinin ileri gelenleriyle ilgili olarak kuşkusuz kendisine, devletimize yapılan saldırıya karşı gerekli cevabı verecek, gerekli çalışmaları yapacak güce sahiptir. Bu söylediğim kuşkusuz son gündemle de ilgilidir. Bugün Cumhurbaşkanımız da söyledi gerek terör örgütleriyle ilgili gerek suç örgütleriyle ilgili dünyanın neresinde olursa olsun bu takibimizi sürdürürüz. ‘Şuradadır, çalışmada şu aşamaya gelinmiştir, şöyle olmuştur’ gibi bir ayrıntı vermem doğru olmaz” yanıtını verdi.

“Demokrasi ve Özgürlükler Adası Türkiye’nin demokrasi hafızasının adasıdır”

AK Parti Sözcüsü Çelik, yarın, 27 Mayıs 1960 darbesinin 61’inci yılında, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda gerçekleştirilecek AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açıklamalara ilişkin soru üzerine, bunun son derece önem verilen bir toplantı olduğunu vurguladı.

27 Mayıs 1960 darbesinin Türkiye’deki bütün siyasi kötülüklerin, belaların kaynağı olduğunu belirten Çelik, Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptığı dönemde “Hukukun katledildiği bu yerde keşke hukuk fakültelerinin mezuniyet törenleri yapılsa” dediğini anımsattı.

AK Parti’nin Türkiye’deki bütün vesayetlere, darbe kültürüne karşı mücadele ettiğine dikkati çeken Çelik, “Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası aynı zamanda uluslararası problemlerin çözülmesi için bir müzakere adası olarak da konumlandırılıyor. Ama esasında Türkiye’nin demokrasi hafızasının adasıdır.” şeklinde konuştu.

“Demokrasimizin hukuksal geleceğiyle ilgili bir manifesto ortaya konulacak”

Geçmişte burada yakınlarını kaybetmiş ailelerin acılarının hala taze olduğunu ve adanın açılışında da buna şahit olduklarını anlatan Çelik, “Cumhurbaşkanımızın büyük bir hayaliydi burayı Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline çevirmek. Hukukun katledildiği yeri hukuk, demokrasi, siyaset bilincinin inşa edildiği bir yer haline getirmek. Nitekim Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Sayın Bahçeli’nin katılımıyla, bütün devlet, siyasi erkanın katılımıyla çok güçlü bir mesaj verilmiş oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısını orada yapıyor oluşumuzun çok önemli bir sebebi var. Hukukun katledildiği, Başbakanımızın, Bakanlarımızın şehit olduğu bir sürecin önemli bir sembolü olan bu yerde tekrar demokrasiye bağlılığımızı, teşkilatlarımızın demokratik siyasete olan taahhüdünü, demokratik siyaset yolundan asla dönmeyeceğimizi net bir şekilde söyleyeceğiz. Cumhurbaşkanımızın yarın çok önemli bir konuşması olacak. Gerek reformlarla Anayasa meseleleriyle ilgili, hukukun katledildiği yerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin, demokrasimizin hukuksal geleceğiyle ilgili bir manifesto, vizyon ortaya konulacak. Bütün değerli vatandaşlarımızı Cumhurbaşkanımızın yarınki konuşmasını dinlemeye davet ediyoruz.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, Kovid-19 salgınıyla mücadelede düşen vaka sayılarına dikkati çekerek, tüm vatandaşlara maske-mesafe-temizlik konusunda hassas olmaları çağrısında bulundu.

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 27 Nisan e-muhtırasının 14. yılında, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

27 Nisan e-muhtırasının, Türkiye’deki “çirkin geleneğin” son halkası denilebilecek bir süreci temsil ettiğini belirten Çelik, Türkiye’de geçmişte, bir güvenlik kuvveti olarak değil, bir siyasi kuvvet olarak değerlendirilen askeri bürokrasinin, ülkenin yönetimiyle ilgili doğrudan yasamanın, yürütmenin, yargının alanına giren konularla ilgili bir takım kırmızı çizgiler ortaya koyduğunu anımsattı.

Bunun, az gelişmiş demokrasilerde ve darbe geleneğinin yaşandığı ülkelerde sık rastlanan bir durum olduğuna dikkati çeken Çelik, AK Parti’nin iktidara geldiği andan itibaren, askeri vesayet denilen ve ona bağlı olarak ortaya çıkan bu çirkin gelenekle çok ciddi mücadele ettiğini vurguladı.

Bu çirkin geleneğin, hem Türkiye’nin demokrasisine hem de Türk Silahlı Kuvvetlerine haksızlık olduğuna işaret eden Çelik, “Bundan, devletin işleyişi, demokratik sistemin işleyişi, sivil siyasetin işleyişi büyük bir zarar görüyordu. Aynı zamanda da silahlı kuvvetler sürekli politize oluyordu. Ama birilerinin kafasında hep, ‘yasama, yürütme, yargı ve silahlı kuvvetler’ gibi bir dörtlü siyasi kuvvet yaklaşımı vardı.” diye konuştu.

Ömer Çelik, Türkiye’de, sürekli bu tip vesayet girişimlerine destek veren, demokrasiyi askeri vesayet ya da yargı vesayeti üzerinden sakatlamaya çalışan, geleneği bununla dolu partilerin de bulunduğunu anlattı.

“Siyasi hayatımızın gizli devrimlerinden bir tanesi”

27 Nisan’ın, “bir muhtıra teşebbüsü” olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Ama muhtıra olamadı. Bu da Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir yere oturtuyor 27 Nisan gününü, gecesini ve ertesini. İlk defa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir hükümet, muhtırayı kabul etmedi. Yani tebliğ edilen muhtırayı tebellüğ etmedi ve çıktı buna cevap verdi. Bu, Türkiye’de siyasi hayatımızın gizli devrimlerinden bir tanesidir. Geçmişte, muhtıralar verilirdi, hükümetler muhtırayı yerdi ve ondan sonra da gereğini yapacaklarını söylerlerdi. Böylece, anayasanın üstünde, seçilmiş iradenin üstünde, millet iradesinin üstünde, demokrasinin üstünde kırmızı çizgilerin ortaya koyulduğu bir askeri vesayet, herkes tarafından kabullenilmiş olurdu.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, muhtıranın yayımlanmasının ardından, Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, güçlü bir irade ortaya koyduğunu, buna cevap verilmesiyle ilgili bir tavır geliştirdiğini anlattı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, o gece telefonlara çıkmaktan kaçtığını, gece boyunca kendisine ulaşılmaya çalışılsa da bunun mümkün olmadığını söyleyen Çelik, hükümetin cevabı ifade edildiği andan itibaren, Büyükanıt’ın telefonlara dönmeye başladığını aktardı.

“Muhtıra olarak düşünülen çerçeve, bir kağıt parçasına döndü”

Ömer Çelik, “Eğer o gün kabullenilseydi, bu hükümet muhtıra yemiş olacaktı. Kabullenilmeyince o muhtıra teşebbüsü, muhtıra olarak düşünülen çerçeve, bir kağıt parçasına döndü ve ilk defa cumhuriyet tarihi boyunca bir hükümet muhtırayı kabul etmedi, muhtıraya direndi.” dedi.

Bunun, genelde rastlanmayan bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Çelik, “Hükümet tarafından politik olarak bunun kabul edilmediği, Genelkurmayın o zamanki sistem içerisinde Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğu ve bu sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerektiği hatırlatıldığı zaman, telefonlara çıkmayan Genelkurmay Başkanı o zaman tuttu, izahat getirmeye çalıştı, yani hükümetin cevap vermemesini temin etmek için, cevap vermesin hükümet diye. İşte ‘bizim maksadımız o değildi, sadece görüşlerimizi açıkladık’ vesaire gibisinden…” diye konuştu.

AK Parti’li Çelik, o gün teşebbüsü destekleyen pek çok siyasetçi olduğu gibi hükümetin cevabının arkasından, hükümetin duruşunu destekleyen çok sayıda kişinin de bulunduğunu belirterek, “Aslında bu, Türkiye’deki bir geçiş döneminin, yani vesayet döneminden demokratik konsolidasyon dönemine geçişin en önemli sembollerinden bir tanesiydi.” ifadesini kullandı.

“Sabaha kadar cevap hazırlandı”

Bildirinin yayımlanmasının ardından sabaha kadar cevap hazırlamak üzere çalıştıklarını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu cevap, Türk siyasi hayatında aslında, bir hükümet adına öylesine zor bir günde, demokratik konsolidasyonu savunmak ve demokratik duruşu ortaya koymak açısından tarihi bir takım temalar içeren bir cevaptır. Orada, öteden beri ortaya çıkan bu çirkin geleneğin, yani ordumuzu da demokrasimizi de yıpratan bu çirkin geleneğin ortadan kalkması açısından önemli maddeler vardır. Başbakanlığa bağlı bir kurumun, Başbakanlık makamına, bağlı olduğu yönetime bu şekilde bir ültimatom veremeyeceği, anayasanın maddeleri hatırlatılarak ortaya konulmuştur.”

Cevapla ilgili o gece çalışmayı yaparken, çok fazla arayan, “ne yapıyorsunuz, bir hazırlığınız var mı, bir cevap verecek misiniz” diye soran olmadığını aktaran Çelik, “Yani önceki dönemler gibi bir tablo, Ankara’nın üzerine gri bulutların çöktüğü bir tablo ortaya çıkmıştı. Hükümetin cevap vermesiyle birlikte, o çirkin geleneğin sona erdiği, ters yüz edildiği bir döneme geçilmiş oldu. Ondan sonra da zaten pek çok adım atıldı. Dolayısıyla şu önemlidir, bir muhtıra teşebbüsü onu kabul ederseniz muhtıra olur, kabul etmediğiniz andan itibaren bir kağıt parçasına döner.” değerlendirmesinde bulundu.

Ömer Çelik, silahlı kuvvetleri yıpratan, politik kuvvet haline getirmeye çalışan bir yaklaşımın bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Nitekim ondan sonraki demokratik dönüşümler ortaya çıktıktan sonra bir gün, anayasa hukukçusu da olan bir CHP Milletvekili çıktı, ‘Ordu kağıttan bir kaplanmış, artık darbe yapacak gücü kalmamış’ diye hayıflandı. Aslında bu çok üzüntü vericiydi, yani anayasa hukukçusu sıfatını taşıyor, milletvekili sıfatını taşıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi, ama darbe yapan bir orduyu seviyor, ordu darbe yapmadığı zaman onun açısından başarısız oluyor. Aslında bu, vesayetçi zihniyetin, Silahlı Kuvvetleri de nasıl kullandığını, kışkırttığını gösteriyor.

Bir takım askeri bürokratlar hep şunu söylerler, aslında ordu durduğu yerde duruyordu, ama sürekli olarak siyasetçi geliyordu, gazeteci geliyordu, akademisyen geliyordu, ‘niçin duruyorsunuz, niçin bekliyorsunuz, ülke kötüye gidiyor, ülkede büyük sıkıntılar olacak’ gibisinden. Bu travmanın başlangıcı, 60 ihtilalidir, yani bu şekilde kışkırtmanın. Hatırlayın, askeri brifinglerde gazetecilerin, akademisyenlerin esas duruşa geçtiği, darbeler sonrasında Anayasa Mahkemesi Başkanlarının anayasayı lağvedenleri ilk önce gidip selamlayan kişi olması gibisinden garabetler her zaman söz konusu oldu, o bakımdan buna cevap verilmesi bir devrimdi.”

Bazı emekli amirallerin bildirisine de değinen Çelik, şu görüşleri paylaştı:

“Emekli amiraller bildirisinde, aynı çirkin gelenekten hiçbir şekilde kendisini uzaklaştıramamış bir zihniyetin halen devam ettiğini gördük. Bu, Türkiye’nin başına büyük belalar açmış, büyük sıkıntılar getirmiş, ordumuzu çok yıpratmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni çok yıpratmış, Türkiye’nin demokratik sistemini altüst etmiş, sivil siyaseti sakatlamış çirkin bir gelenektir. 27 Nisan, 27 Mayıs’tan beri gelen darbe, müdahale, postmodern müdahale ve muhtıra geleneği açısından baktığımızda bir şekilde o muhtıra geleneğinin belki son halkası olarak görülebilecek bir şeydir. Çünkü o gün ilk defa hükümet cevap vermiş, ters yüz olmuştur.”

Ömer Çelik, Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimine de hükümetin ve milletin topyekun direnerek, o büyük düşman saldırısını da ters yüz ettiğini hatırlattı.

AK Parti’li Çelik, “27 Nisan, muhtıra geleneğinin sona erdirildiği, bir hükümetin ilk defa cevap verdiği, demokratik güçlerin ‘biz buradayız ve bu tebliğ edilmeye çalışılan muhtırayı tebellüğ etmiyoruz, kabul etmiyoruz, reddediyoruz’ dediği bir gün olması açısından, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından özel bir gündür.” diye konuştu.