Video konferans uygulamalarında basit önlemlerle siber bombalamadan kurtulabilirsiniz

İSTANBUL (AA) – Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle dünyada kullanımı gittikçe artan online video konferans uygulamaları hakkında veri gizliliği ve bilgi güvenliğini ihlal ettiği iddialarının ortaya atılması, kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliğinin korunması konusunda alınabilecek önlemleri gündeme getirdi.

Bilgisayar korsanlarının, Zoom aracılığıyla yapılan toplantıları hacklemelerinin ardından çok sayıda kurum ve kuruluşun evden çalışma sırasında kullandığı çevrim içi programlar hakkında şüpheleri arttırırken uzmanlarca yapılan çeşitli uyarılarla kullanıcıların bilgi güvenliğinin arttırılması hedefleniyor.

Bilişim Grubu Başkanı ve siber güvenlik uzmanı Şenol Vatansever, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünya genelinde etkin olan koronavirüs salgını ile beraber yaşam ve çalışma biçimlerinde değişiklikler yaşandığını söyledi.

Salgının alarm seviyesi düşene kadar evde zaman geçirme süresinin arttığını, yaşamdaki bu değişimin beklenenden daha önce ve hızlı gerçekleştiğini belirten Vatansever, “Yaşadığımız her yeni günde artık bu değişime ayak uydurabilen ve ayak uyduramayan ülkeler ile işletmeler arasındaki uçurumlar daha da derinleşecek. Dijital dönüşüm her alanda olduğu gibi teknoloji ve e-devlet uygulamalarında da etkisini gösterecek.” diye konuştu.

Vatansever, dünyadaki mesleklerin yaklaşık yüzde 60’ının önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde yok olacağının öngörüldüğünü, bu sürenin koronavirüsün hayatlara ansızın girmesi ve domino etkisiyle 8-10 yıla kadar çekilebileceğini kaydetti.

Zoom kullanıcı sayısını yüzde 67 artırdı

Gelecek mesleklere uygun insan kaynağı oluşturulmadığı takdirde geniş kitlelere yayılmış işsizlik ve sosyal patlamalarla karşılaşılabileceğine dikkati çeken Vatansever, şöyle devam etti:

“Koronavirüs ile beraber milyarlarca insanın eve kapanması, video konferans uygulamalarına olan talebi olağanüstü düzeyde artırdı. Evden çalışma, görüntülü iş ve ekip toplantıları ve uzaktan eğitim için kullanılan bulut tabanlı uygulamalar arasında yer alan Zoom, son iki aydaki günlük aktif kullanıcı sayısını yüzde 67 artırarak en çok tercih edilenlerden biri haline geldi. Serbest çalışanlardan büyük holdinglere, öğrencilerden öğretmenlere; sağlık çalışanlarından devletlerin en üst kademedekilerine kadar görüntülü görüşme, çevrim içi toplantı, konferans, ders, sohbet ve mobil iş birliği yapmak isteyen herkesçe kullanır hale geldi. Geçen yıl halka arz edilerek ABD Borsası Nasdaq Endeksi’nde işlem görmeye başlayan şirketin geçen yılki gelirleri yüzde 88 arttı.”

Kişisel verilerin gizliliği sıkıntıya giriyor

Vatansever, Zoom ile ilgili olarak daha önce ortaya atılan bazı iddialarda bu firmanın Çin bağlantısı ve yapılan görüşmelerin Pekin merkezli takip edilebildiğinin yer aldığını bildirdi.

Sosyal paylaşım platformları ile mobil uygulamaların, cihazlara kurulum aşamasından itibaren kullanıcılardan ihtiyaçlarının olmadığı birçok erişim izni istediğinin, bu kapsamdaki kullanıcı verilerini topladığının herkesçe bilindiğini dile getiren Vatansever, “Zoom uygulamasının ‘Gizlilik Politikası’na onay vererek, cihazımız, ağımız ve internet bağlantımız hakkında teknik bilgiler, IP adresi, MAC (fiziksel) adres, diğer cihaz kimliği (UDID), cihaz türü, işletim sistemi ile istemci sürümü, kamera türü, mikrofon veya hoparlör, bağlantı türü, yaklaşık konum, Zoom’un nasıl kullanıldığına dair ilgili bilgiler, toplantı süresi, e-posta adresi, kullanıcının adı, katılım ve ayrılma zamanları, toplantı adı, tarihi ve saati, sohbet durumu gibi çeşitli kişisel verileri iletiyoruz. Video konferans kontrolünün kullanıcılarda olduğunu ve toplantı kayıtlarını Zoom’un bulut sunucularında veya kullanıcıların kendi depolama birimlerinde tutabileceği belirtiliyor. Artan kaygılar, Zoom toplantısını başlatan yönetici kullanıcısının yüzü bulan diğer kullanıcıların bilgi güvenliğini elinde bulundurmasından kaynaklanıyor.” değerlendirmesini yaptı.

Vatansever, yönetici kullanıcıların aktivitelerinin dışarıdan rahatlıkla izlenebileceğini, yöneticilerin ise her bir kullanıcının işletim sistemini, IP adresini, konum verisini ve sohbet bilgisini görebileceğini belirtti.

Kameralara izinsiz erişim tehlikesi

Uygulamanın eriştiği kameralarla ilgili güvenlik açığı sebebiyle Zoom’un geçen yıl çok zor günler geçirdiğini, açık sebebiyle kullanıcıların izni olmadan kameralarının etkinleştirilebildiğini aktaran Vatansever, firmanın daha sonra kullanıcılarından özür dileyerek, bu açığın giderildiğini duyurduğunu ifade etti.

Vatansever, veri güvenliğine ilişkin tartışmaların söz konusu uygulamanın “IOS” sürümünün içerisinde Facebook kodları bulunması, Facebook’ta hesabı olmayan kullanıcıların bile saat dilimi, bulunduğu şehir ve cihazlarıyla ilgili bilgilerinin sosyal medya platformuna iletildiğinin ortaya çıkmasıyla arttığını belirtti.

Zoom’un kurucusu Eric Yuan’ın özür dileyerek, yeni güncellemeyle Facebook’a olan bu bilgi transferinin engellendiğini ifade eden Vatansever, “Zoom görüşmelerinde ortaya çıkan, davetli olmayan kullanıcıların da katılabilmesi ve ‘Zoom Bombalama’ şeklinde ifade edilen taciz içerikleri paylaşımları da eklenince güvenlik kaygıları giderek arttı. İngiltere Savunma Bakanlığı, ABD New York Eğitim Departmanı ve daha birçok kurum, bu platformun kullanımını sınırlandırdı ya da yasakladı.” dedi.

Vatansever, kullanıcıların online video konferans uygulamalarını güvenli şekilde kullanması için yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

– Yazılımların en son ve güncel sürümlerinin kullanımı,

– Yönetici kullanıcılarının Zoom’un bekleme odası (Waiting Room) özelliği ve Toplantı Kimliği (Meeting ID) şifresi ile kullanıcıları kontrollü olarak dahil etmeleri,

– Kullanıcıları davet ederken bağlantılar yerine toplantı kimliklerini kullanmaları,

– Kullanıcıların bağlantıları ya da toplantı kimliklerini sosyal medyada paylaşmamaları,

– Kullanıcıların platformlara sosyal medya hesaplarını kullanarak giriş yapmamaları,

– Kullanıcıların kameralarını kapalı tutmaları ve kameralarını kullanmadıkları zamanlarda bant gibi bir aparatla örtmeleri,

– Sadece yönetici kullanıcılarının zorunlu hallerde kameraları açma yetkilerinin olması,

– Ekran paylaşımlarını ve diğer izinleri yönetici kullanıcılarının bilgisayarları ile sınırlandırmaları,

– Kullanıcıların görüşme esnasında kişisel verileri kaydetmemeleri ve hiçbir platformda paylaşmamaları.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Türkiye’de üniversite sıralamaları yapan kuruluş olan ODTÜ URAP Laboratuvarı Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile dünyanın önde gelen hakemli bilimsel tıp dergilerinden The Lancet’te, Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ural Akbulut, Kovid-19 salgını nedeniyle, bazı bilimsel dergiler ile Oxford Yayıncılık ve Avrupa Üniversiteler Birliği gibi 160 saygın kuruluşun, 31 Ocak 2020’de yazılı bir basın açıklaması yaparak, Kovid-19 konusunda dergilere ulaşan makalelerin hakem incelemesine göndermeden önce dergilerin internet sayfalarında yayımlanmasının yararlı olacağını açıkladığını ve bu önerinin saygın bilimsel dergilerin çoğu tarafından uygulamaya konulduğunu belirtti.

Saygın bilimsel dergilerin, kendilerine sunulan makaleleri bilim insanlarından oluşan hakemlerin olumlu görüşlerini aldıktan sonra yayımladığına dikkati çeken Akbulut, bu nedenle makalelerin basılmasının genellikle bir yıl, bazen daha uzun zaman aldığını söyledi.

Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra aşı, ilaç ve virüs gibi, salgınla ilgili çeşitli konularda 10 binlerce makalenin bilimsel dergilere sunulduğunu aktaran Akbulut, şöyle konuştu:

“Salgının ilk 10 ayında dergilere Kovid-19 ile ilgili 125 bin makale gönderildi. Makale sayısı 1 Ağustos 2021’de 210 bin 183’e ulaştı. Kısa sürede sadece bir konuda bu kadar çok sayıda makale yazılması bilim dünyasında ilk kez gerçekleşti. Bu makalelerin hakemlere gönderilip görüş alınması çok zaman alacağı ve sürmekte olan salgına hızla önlem alınıp çözüm bulunabilmesi için Kovid-19 makalelerine ayrıcalık tanıdı. Yayın kuruluşları Kovid-19 makalelerini kısa süren bir ön incelemenin ardından ‘preprint’ (ön baskı) adı altında internet sayfalarında yayımlıyorlar. Burada amaç, salgının önlenmesine yardımcı olabilecek verilerin bilimsel çevreye ve topluma kısa sürede duyurulması. Bilim insanları, bu makaleler hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini ilgili web sayfasına ekleyebiliyor.”

Bu yöntemle bilimsel olarak doğruluğu ve salgını önlemeye yardımcı olacağı anlaşılan makalelerdeki verilerin kısa sürede tüm dünyada bilim insanlarına ışık tuttuğunu dile getiren Akbulut, bilimsel açıdan güvenilir olmayan, verilerinin hatalı olduğu anlaşılan veya önerilen yöntemlerin zararlı olabileceği belirlenen makalelerin ise web sitelerinden çıkartıldığını aktardı.

Böylece, bilim insanlarının yanlış bilgiler nedeniyle zaman kaybetmesinin önlenmeye çalışıldığını ifade eden Akbulut, bu yöntemle dergilerin internet sayfalarında hakem incelemesi olmadan yayımlanan Kovid-19 makalelerinin bazılarının çok ilgi çektiğini, binlerce atıf alabildiğini anlattı.

Bazı makaleler negatif atıf alıyor

Hakem aşamasından geçmedikleri için bazı Kovid-19 makalelerindeki verilerin ve sonuçların güvenilmez olduğunu fark eden bilim insanlarının, “negatif atıf” da yaptığını belirten Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu tür negatif atıf alan çok sayıda makale, yayıncı kuruluşlarca sayfadan kaldırılıyor veya makale yazarları tarafından geri çekiliyor. Bu tür tartışmalı makaleler nedeniyle, bazı ülkelerde Kovid-19 hastalarına yararsız ve tehlikeli olduğu kanıtlanan ilaçların verilmeye devam edildiği rapor ediliyor. Kovid-19 ile ilgili çok sayıda makalenin hakem incelemesi olmadan kısa sürede internet sayfalarında yayımlanması faydalı bilgilerin sağlıkçılara ulaşmasını hızlandırmaktadır. Ancak hatalı verilere dayanan makalelerin salgının önlenmesini yavaşlatma tehlikesi bulunmaktadır.”

Ural Akbulut, bilimsel dergilerin hakem incelemesinden geçmeden internet sayfalarında yayımladıkları makaleleri hakemlere gönderip, olumlu görüş alanları cilt ve sayfa numaralarıyla yayımlayacaklarını kaydetti.

“Akademik yükseltmelerde hakemsiz yayımlanmış makaleler dikkate alınmamalı”

Akbulut, URAP’ın her yıl üniversite sıralaması yapan kuruluşlardan biri olduğunu hatırlatarak, geçen yıl hakemsiz ve sadece internet sitelerinde yayımlanan makalelerle ilgili aldıkları yeni kararı da açıkladı.

Prof. Dr. Ural Akbulut, şunları kaydetti:

“Hakem incelemesinden geçmeyen ve aralarında çok sayıda hatalı veriye dayalı Kovid-19 makalesi, binlerce atıf alabildiği için bu makaleler üniversite sıralamalarının güvenirliğini sarsacaktır. Bu tür makalelerin önemli bir bölümü hakemlerce reddedilince, bu yıl üniversite sıralamalarında çok üst sıralara çıkan bazı üniversiteler önümüzdeki yıl alt sıralara düşecektir. Bu nedenle URAP sıralamalarında bu yıl, 2020 yılında sadece internet sitesinde yayımlanmış ve hakem kontrolü olmayan Kovid-19 makaleleri değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu makalelerden, hakemlerden olumlu görüş alıp normal şekilde yayımlananlar, önümüzdeki yıldan itibaren sıralamalarda değerlendirmeye alınacaktır. Öte yandan, hakemsiz makaleler çok sayıda atıf da alabiliyor. Bu nedenle üniversite yönetimlerinin, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterlerinde, sayı ve cilt numarası olmayan, web sitelerinde sadece malumat olması için hakemsiz yayımlanmış dergilerdeki makaleleri dikkate almamaları gerekir.”

Türkiye’nin makalesi, 5 farklı hakem sürecinden geçirildi

The Lancet’te yayımlanan Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ise bu yıl mayıs ayında gönderdikleri makalelerinin, temmuz ayında basıldığını ve 5 farklı hakem kontrolünden geçtiğini bildirdi.

Normal koşullarda bir makalenin basılma süresinin 4-5 ayı geçebildiğini dile getiren Akova, “Kovid-19 salgını, bilgi paylaşımını acilen gerektiren bir durum yarattı. Bazı tıp dergileri, bu durumu hızlandırmak için yayın öncesi web siteleri adını verdikleri sayfalarda makaleleri yayımlamaya başladılar. Bu makaleler, bu sayfalarda yayımlanmadan önce sadece şekilsel olarak bakılıyor ve hakem kontrolünden geçirilmiyor. Aslında hakemden geçmeyen bu makalelerin, bilimsel olarak içerikleri ve nitelikleri de belli değil.” diye konuştu.

Yayın öncesi internet sitelerinde yayımlanan ve yeterli niteliğe sahip makalelerin hızlı şekilde hakem kontrolünden geçtikten sonra dergide basıldığını anlatan Akova, bu konudaki bir istatistiği kaynak göstererek, “Mayıs 2021 tarihine kadar hakemli dergilerdeki Kovid-19 ile ilişkili makalelerin sadece yüzde 5’i önceden preprint (ön baskı) olarak yayımlanmış.” bilgisini aktardı.

Ön baskıya, çok önemli bilimsel dergilerde yayımlanacak önemli makalelerin yanı sıra bilimsel olarak çok değeri olmayan bilimsel içeriklerin de alınabildiğine dikkati çeken Akova, “Bu nedenle bilimsel anlamda bir verinin doğru olduğunun kanıtlanabilmesi için ancak hakem eleştirisinden geçmesi gerekir ve ciddi bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel kanıt olarak kabul edilebilir. Bazı veri tabanlarında, hakem eleştirisinden geçmeyen bazı makaleler de taranır hale geldi.” dedi.

Sinovac ile ilgili Brezilya’nın hakemsiz yayını bir şekilde yayıldı

Akova, bu duruma örnek gösterirken, hakemli dergide yayımladıkları ve Sinovac aşısına ilişkin ilk Faz-3 araştırmasının sonuçlarının bir benzerinin Brezilya’da yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Brezilyalıların bu çalışmaları, bizden önce bir internet sitesinde yer aldı ancak o çalışma hiç bir zaman bir dergide yayımlanmadı. Ancak Sinovac ile ilgili bu çalışmalara çok sayıda atıf aldı. O makalede aşının etkinliği yüzde 50 gösterilmişti. Bu durumu bilmeyen çoğu kişi ise ‘Çin aşısı yüzde 50 etkili’ diye o makaleyi örnek gösterdi. Halbuki o makale bir hakem eleştirisinden bile geçmedi. Makalemizin yayımlandığı The Lancet ise dünyanın bu konudaki en önemli ikinci yayınevi, buradaki makalemizde Sinovac aşısının etkinlik oranını yüzde 83 gösterdik. Hala bu aşıyla ilgili hakemli bir dergide yayımlanmış başka bir Faz-3 çalışması yok. Bazen internet sitelerindeki bu hakemsiz yayınlar, böyle çelişkiler de yaratabiliyor, insanlar duymak istediklerini orada duyunca hakemsiz şekilde yayımlanan bir makaleye bile bir şekilde itibar edebiliyor.”

ANKARA (AA) – Yeni sanat sezonunda zengin bir repertuvarla sanatseverlerin karşına çıkmaya hazırlanan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ünlü opera “Saraydan Kız Kaçırma”nın kısaltılmış versiyonunu, 2 Ekim’de izleyiciyle buluşturacak.

Doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte insanın iyi ve kötü davranış biçimlerinin ve üzerine çöken büyük bir felaket karşısında bile aymazlığını sürdürmesinin ele alındığı “C-19” balesi, 9 Ekim’de prömiyer yapacak.

Bu sezon birçok farklı konsepte konseri izleyicinin beğenisine sunacak ADOB, Gala Konseri’ni ise 13 Ekim’de CSO Ada Ankara Ana Salon’da verecek.

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 20 aylık bir salgın sürecinden sonra sanatseverlerle kapalı salonlarda buluşmaya başlamanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Sahnede olmayı ve seyircinin alkışlarını duymayı çok özlediklerini dile getiren Türkoğlu, Kovid-19 önlemlerine uyarak yeni sanat sezonunu yürüteceklerini belirtti.

Seyircilerden aşı kartı ya da en az 48 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi isteyeceklerini, salonda bir boş bir dolu koltuk şekilde oturumu sağlayacaklarını, salonun dezenfekte edileceğini anlatan Türkoğlu, “Seyircilerimiz gönül rahatlığıyla salonlarımıza gelebilirler. Ben hiç şüphe duymuyorum, buradaki ortam evlerinden farklı olmayacak.” dedi.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz”

Türkoğlu, sanatseverlerin yanı sıra sanatçılar için de önlemler aldıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çalışma odalarımızda piyanoyla sanatçının arasına kalın naylon perdeler yaptırdık. Çalışma anında herhangi bir virüs yayılımını önlemek için onları çekiyoruz. Bütün provalarımızı sahnede yapıyoruz. Çalışma salonlarımıza henüz sanatçılarımızı sokmadık. Provalarda genellikle koroyu seyirci kısmına, solistleri yan tarafa orkestrayı da sahneye yerleştiriyoruz. 1,5 metre sosyal mesafeye riayet ediyoruz.”

Feryal Türkoğlu, provaları henüz kostümlü yapmadıklarını, tedbirli davrandıklarını belirterek, sosyal mesafeyi koruma adına kadrosu daha dar eserleri seçtiklerini, orkestra çukurunu kullanmadıklarını, orkestra üyelerini sahnenin arkasına yerleştirdiklerini anlattı.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan fazla ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz.” diyen Türkoğlu, balede orkestrayı çukura indirmeden sahneyi kullanmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bale eserlerini bant eşliğinde sergilediklerini dile getirdi.

“Bol bol konser yapacağız”

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, Kovid-19 salgını öncesi hazırlanan ve sahneye çıkarmak üzere oldukları eserleri, salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda bunları seyirciyle buluşturacaklarını ifade etti.

Maskeli Balo, Tosca, C-19, Midas’ın Kulakları’nın yeni eserler arasında yer aldığını dile getiren Feryal Türkoğlu, şöyle konuştu:

“Ayrıca sahne üzerinde bol bol konser yapacağız, orkestralı, piyanolu. Hatta belki bazı eserlerimizi konsertan şeklinde yapmaya çalışacağız. Sahne üzerinde küçük gruplarımız var, kuartetlerimiz var. Onlarla baleyi birleştirerek bir tango akşamı yapıyoruz. Ben de eserin içinde tango söylüyorum. Bir A planı bir de B planı yaparak programlarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Bu çok da kolay olmuyor. Ama yeter ki sanatımız ve bizler sağlıkla devam edelim, gerisi önemli değil.”



Koronavirüs Haber Indeksi


Rusya Koronavirüs  | Hindistan Koronavirüs | İngiltere Koronavirüs | Almanya Koronavirüs | Fransa Koronavirüs | İtalya KoronavirüsKoronavirüs AşısıKoronavirüs TedbirleriSokağa Çıkma KısıtlamasıSağlık Bakanı AşıBrezilya KoronavirüsBioNTechSputnik-VYerli Aşıİran KoronavirüsABD KoronavirüsKoronavirüsü YenenJaponya KoronavirüsEsnaf Koronavirüs Haberleri