Yeditepe Üniversitesi’nden “altın standart” için önemli adım

İSTANBUL (AA) – Yeditepe Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Uluslararası Finans Bölümü, sektörün altın standartlarını belirleyen küresel yatırım uzmanları birliği Chartered Financial Analyst (CFA) Institute’nün, "University Affiliation Programı"na kabul edildi.

Yeditepe Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre, program kapsamında Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü öğrencileri, her yıl belirlenen sayıda öğrenci için ayrılan CFA Programı bursunu almaya hak kazanacak.

Küresel finans dünyasında saygın bir bilgi kaynağı olarak bilinen CFA Institute’nün, 164 bin CFA unvanı sahibi dahil, 166 ülke ve bölgede 176 binden fazla üyesi bulunuyor.

CFA Programı ise dünya çapındaki finansal analistlerin, portföy yöneticilerinin, yatırım danışmanlarının ve diğer yatırım profesyonellerinin becerilerini, standartlarını, yetkinliğini ve bütünlüğünü geliştirmek için ihtiyaç duyulan standartları belirliyor.

Yatırım mesleğinin en titiz akreditasyon programı olarak kabul edilen CFA Programı, İngilizce olarak yönetiliyor ve tüm dünya genelinde üyelerine aynı sınavı uyguluyor. Programı başarıyla tamamlayanlar ise yatırım profesyonelleri için "altın standart" olan CFA unvanına sahip oluyor.

– "Üstün başarıya doğru bir adım daha attık"

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yeditepe Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıfat Kamaşak, Uluslararası Finans Bölümü öğrencilerinin, CFA Institute University Affiliation Programı ile kariyerlerinde üstün başarıya doğru bir adım daha attıklarını vurguladı.

Kamaşak, "Programa giriş, Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü ders müfredatının güncel profesyonel uygulamalarla yakından bağlantılı olduğunu, finans alanında başarılı bir kariyer için sağlam bir eğitim verdiğini ve öğrencilerini, yatırım alanında dünyadaki en saygın ve tanınan Chartered Financial Analyst unvanını veren CFA sınavlarına hazırlamaya yetkin olduğunu gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Yeditepe Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Bahar Soğutmaz Özdemir ve ekibi, bitkiler üzerinde yaptıkları DNA barkodlama çalışmalarıyla bitkilere moleküler kimlik veriyor.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, bitkisel genetik kaynakların ortaya konması ve korunması amacıyla yapılan çalışmada ticari ve stratejik öneme sahip olan bitkiler de belirlenecek.

DNA dizileme teknolojilerinin hızla ilerleyişinin bilime kazandırdığı önemli araçlardan biri de DNA Barkodlama yöntemi.

Flora ve faunanın belirlenmesi, çevresel genom çalışmaları, adli tıp alanında biyolojik numunelerin suç mahalliyle ilişkilendirilmesi, gıda güvenliği ve çevrebilimle ilgili çalışmalarda faydalanılan yöntem, evrimsel akışı ve ilişkileri inceleme konusunda da bilim insanlarının önemli bilgiler elde etmesini sağlıyor.

Özdemir ve ekibi de Türkiye'deki her bitki türüne kimlik verilmesini sağlayacak olan Ulusal DNA Barkodlama Projesi'ni Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğiyle yürütüyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Bahar Soğutmaz Özdemir, Türkiye'de 12 bin çeşit takson olduğunu belirterek bugüne kadar endemik bitkiler başta olmak üzere 2 bine yakın bitkiye kimlik verildiğini kaydetti.

Genetik kaynakların çeşitliliğinin ve korunmasının önemine dikkat çeken Özdemir, "Belki eskiden yediğimiz domateslere o kokuyu, tadı veren bir gen vardı. O çeşidi kaybettiğinizde o geni kaybediyorsunuz. Gen havuzunuz ne kadar zengin olursa yeni çeşitler üretme şansınız da artıyor. Gen havuzunu kaybederseniz tekrar yaratamazsınız. O eski tatları bulamamamız, çevre faktörlerinin yanı sıra genetik çeşitliliğin kaybolmasından da kaynaklanıyor." ifadelerini kullandı.

Önce sahip olanların bilinmesi gerektiğini, ancak bu aşamadan sonra genetik kaynakların koruyabileceğini kaydeden Özdemir, şunları kaydetti:

"Türkiye'de bitki çeşitliliği açısından aşağı yukarı 12 bine yakın takson var. Bu kadar çeşide sahip çok fazla ülke yok. Avrupa’daki endemik türün üçte ikisi Türkiye'de. Buğdayın ana vatanı Türkiye, bütün yabani akrabaları burada. Buğdayın ana vatanının Türkiye olması, bütün dünyanın hayranlıkla baktığı bir durum. DNA Barkodlama projesine endemik bitkilerden başladık. Moleküler kimliklendirmeyle bitki türlerinin Türkiye’ye ait olduğunu söyleyebiliyoruz. Günümüzde bitki çeşitliliği, genetik çeşitlilik, genetik kaynakların korunması ve yeni çeşitlerin oluşturulması dünyanın gündeminde. Biz de elimizdekileri bilip, kaynaklarımızı korumak zorundayız.

Genetik kaynaklarımız üzerinde hak sahibi olabilmek, bitki kaçakçılığının önüne geçmek ve Ar-Ge çalışmalarına genetik kaynak desteği vermek için genetik kaynaklarımızın envanter altına alınması gerekiyor. Türkiye’nin sahip olduğu gen havuzu DNA Barkodlama gibi moleküler yöntemlerle açığa çıkarıldıktan sonra bu kaynaklardan, tarım, gıda ve ilaç sanayi gibi önemli sektörlerde kullanılacak yeni ürünlerin geliştirmesi çalışmalarında faydalanılacaktır."

İSTANBUL (AA) – Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Aydın, "Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler, evdeler, online dersteler, sıkılmış durumdalar. Bu yaşlarında, dünyanın uğraştığı çok ciddi bir krizi tecrübe ediyorlar. Gençlerimiz bu dönemde 'yılmazlık' sınavı veriyorlar. Hiç endişelenmesinler, çok güzel bir eğitim hayatı onları bekliyor." ifadelerini kullandı.

Yeditepe Üniversitesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Aydın, üniversite sınavına hazırlanan gençlere önerilerde bulunarak, 21. yüzyılın başında insanlığın önemli bir sınav verdiğini aktardı.

Yaşanan zorlu sürecin bu yüzyılın yetkinliklerinin en önemlilerinden biri olan "Yılmazlık" kavramını insanlara anımsattığını belirten Aydın, şunları kaydetti:

"Yaşanan zorlu süreç, aynı zamanda fırsatlar da doğurdu. Bu dönemden önemli dersler çıkardık ve önemli kazanımlar elde ettik. Yolculuk gibi bir zorunluluğu ortadan kaldırması sayesinde online konferansların bile çevreye ve dünya ekonomisine katkısı yadsınamaz. Çok daha önemli bir kazanımımız oldu; yılmazlık. Yeni yüzyılın gençlerinden beklenen en önemli özelliklerden biri; yılmazlık. Gençlerimiz bu dönemde 'Yılmazlık' sınavı veriyor. Kolay değil, üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler, sürekli evdeler, dışarı çıkamıyorlar, online dersteler, sıkılmış durumdalar. Bu yaşlarında, dünyanın uğraştığı çok ciddi bir krizi tecrübe ediyorlar. Daha sonraki yıllarında karşılaşacakları farklı zorluklar için önemli bir tecrübedir bu.

Önemli olan bu dönemden elde ettiğimiz kazanımlara bakmamız. Bu dönemden yılmasınlar, önlerine baksınlar. Yılmadan derslerine çalışsınlar, yeni kazanımlar elde etmeye baksınlar. Bu dönemin geçeceğini bilsinler. Bu dönemde 'yılmazlık' özelliğini kazanıp kazanmadıklarını test etmiş olacaklar, bu yetkinliği kazandıklarını ispat edecekler. Eğer bu dönemi atlatabiliyorlarsa ne mutlu onlara. Hiç endişelenmesinler, çok güzel bir eğitim hayatı onları bekliyor. Biz gençlerimizin kampüs hayatını yaşamalarını isteriz. Arkadaşlarıyla bir arada olabilmelerini, hocalarıyla yüz yüze ders yapabilmelerini isteriz. Şartlar şu anda uzaktan eğitimi gerektiriyor. Ancak geçici bir süreç yaşıyoruz."

– "Üniversite kavramının önemini anladık"

Aydın, salgının insanlara bilimin hayat için olduğunu hatırlattığının altını çizerek, bu dönemde üniversitenin binalardan ibaret olmadığının görüldüğünü aktardı.

"Üniversite kavramının önemini, üniversite ortamının, üniversite hayatının özellikle öğrenciler için ne kadar önemli olduğunu, akranlarla birlikte olmanın sosyal hayat için ne kadar değerli olduğunu anladık." ifadelerini kullanan Aydın, uygulamalı dersleri olan ve kampüse gelerek bu derslere gönüllü olarak katılmak isteyen öğrenciler için Yeditepe Üniversitesi kampüsünü ve yurtlarını bu dönemde açık tuttuklarını bildirdi.

Aydın, salgın öncesinde öğrencilerin bazen derse girmek istememesi gibi durumlarla karşılaşırken, şimdi kampüse gelmek isteyen, dersleri yüz yüze yapmak isteyen büyük bir öğrenci grubu ile karşı karşıya olduklarını belirten Aydın, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Geçtiğimiz dönemde kampüsümüzü, Kovid-19 için güvenli bir kampüs haline getirerek açık tuttuk ve hibrit eğitimimizi gerçekleştirebildik. Bu dönemde üniversitenin laboratuvarları hiç kapanmadı, hizmet vermeye devam etti. Bu dönemde, üniversitemizde ventilatör geliştirildi. Siperlik, maske ve dezenfektan geliştirilip üretildi.

Üniversitemizin hastanelerinde bu ürünler kullanıldı. Bakanlıklarımıza yazı yazarak bu dönemde laboratuvarlarımızın açık olduğunu belirttik ve laboratuvarlarımızda, diğer üreticiler tarafından üretilen tıbbi cihaz, cerrahi giysi, maske, dezenfektan gibi tıbbi ürünleri de test ettik ve pandemi dönemindeki güçlükleri yenmek için yola çıkan üreticilerimize önemli katkılarda bulunduk."