Yenilenmiş cep telefonlarının ithalatı azaltarak ekonomiye katkı sağlaması bekleniyor

İSTANBUL(AA) – Kullanılmış cep telefonları ve tabletlerin belirli bir standartta yenilenerek garantili ve sertifikalı bir şekilde “yenilenmiş ürün” olarak tekrar satışa sunulmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik, geçen yıl Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Yönetmelik hükümleri uyarınca, “yenileme” işlemlerini yapma ve “yenilenmiş ürün” piyasaya arz etme faaliyetleri, sadece Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilen yenileme merkezlerince gerçekleştirilebiliyor. Yetkilendirilen firmalara ilişkin bilgiler, Bakanlığın internet sitesindeki “https://tuketici.ticaret.gov.tr/yayinlar” sayfasından yayımlanıyor.

Garantili Teknoloji Genel Müdürü Zafer Sucuoğlu, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de yetkili yenileme merkezi olmaya hak kazanan ilk şirket olduklarını belirterek, “Kullanılmayan cep telefonlarını fabrikadan çıktığı ilk günkü düzey ve performansına getiriyoruz. Gerek duyulan tüm parçalarını değiştiriyoruz. Kendimize ait orijinal kutusunda 1 yıl garantili olarak tekrar hizmete sunuyoruz.” dedi.

“Her yıl milyonlarca cep telefonu çöpe atılıyor”

İlgili yönetmelik öncesinde Türkiye’de cep telefonu yenileme işlemi yapıldığını ancak bu yenilemenin nerede, kimler tarafından yapıldığı konusunun net olmadığını aktaran Sucuoğlu, “Örneğin, siz bir cep telefonu satacaksınız, sizden sonraki kullanıcının kim olduğunu, ne amaçla kullanacağını bilmiyorsunuz. Ya da cep telefonu alacaksınız. Sizden önce bu telefonu kim, ne amaçla kullandı, bilmiyorsunuz. Dolayısıyla satarken de, alırken de çok büyük risk alıyorsunuz. Bu riskler nedeniyle birçok kişi cep telefonunu satmak yerine evinin bir köşesinde atıl şekilde bekletmeyi tercih ediyordu ya da çöpe atıyordu.” diye konuştu.

Sucuoğlu, Türkiye’de her yıl çöpe atılan milyonlarca cep telefonu olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Cep telefonlarını satın alırken öncelikle devletin bize sağladığı Beyaz Liste’de olup olmadığını kontrol ediyor ve ona göre yeniliyoruz. IMEI numarasının kayıtlı olup olmadığını doğrulayan Beyaz Liste’de yer almayan telefonlarla ilgili herhangi bir işlem yapmıyoruz. Ayrıca, yenilemek üzere telefon satın alırken, satış tarihinden önceki tüm sorumluluğun satıcıya ait olduğunu belirten ıslak imzalı taahhüt alıyoruz. Aynı şekilde yenilediğimiz telefonu satarken de, satış tarihinden önceki tüm sorumluluğun bize ait olduğunu, satış tarihinden sonraki sorumluluğun da satın alan kişiye ait olduğuna dair taahhütname alıyoruz. Böylece herkes kendisini garantiye almış oluyor.

Şu anda yönetmelik kapsamında yenileme yapmayan firmalar bunu yapamıyor. Ayrıca, bir yere telefon yenilettiğiniz zaman, telefonunun hangi işlemlerden geçtiği, kullanılan parçaların kalitesi, orijinal parçalarda oynama olup olmadığı, verilen garantinin kimin teminatında olduğu bilinmiyor. Yönetmeliğe tabi olan yenileme merkezleri ise devlet tarafından yetkilendirilmiş, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından periyodik olarak kontrolleri yapılan firmalar oluyor.”

“Sıfır telefona rağbet düşecek”

Garantili Teknoloji Genel Müdürü Sucuoğlu, batarya içindeki bileşenlerin çok zehirli olduğunu belirterek, “Bu zehirli bileşenler toprağa karıştığı zaman toprağı, içme sularını zehirliyor. Cep telefonunun çöpe atılması engellenince hem çevre kirliliği önlenmiş oluyor hem de ekonomiye katkıda bulunuluyor.” dedi.

Yenilenmiş cep telefonlarının en önemli katkılarından birinin atıl şekilde bekleyen ya da çöpe atılacak telefonların tekrar ekonomiye kazandırılması olduğuna işaret eden Sucuoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sayede cep telefonu ithalatında ciddi bir düşüş olacağını ve bu düşüşle birlikte yurt dışına çıkan milyonlarca dolar ve avronun ülkemizde kalacağını düşünüyoruz. Yenilenmiş telefonların piyasaya çıkmasıyla birlikte her şeyden önce sıfır telefona rağbetin düşeceğini biliyoruz. Çünkü yenilenmiş telefonlarla sıfır telefonlar arasında performans açısından hiçbir fark bulunmuyor. Ekonomik olarak onlardan çok daha ucuz olduğu için kullanıcılar bir süre sonra yenilenmiş telefonlara yönelecektir.

Amacımız, ‘bayi’ adı verdiğimiz yetkili alıcı ve satıcılarımızda Türkiye çapında hemen her noktada yenilenmiş cep telefonu hizmetini halkımıza sunmak. Yenilenmiş telefon satış mağazamızı İstanbul Bakırköy’de açtık ve bu mağazaların sayısı hızla artacak. Yenileme işlemi uyguladığımız telefonları son kullanıcılardan topluyoruz. Bu son kullanıcı gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Örneğin, bir firmanız var ve personelinize telefon veriyorsunuz. Bu telefonları belli bir kullanımdan sonra yeniletmek istiyorsunuz. Tüzel kişi olarak bu telefonları bize verip yeniletip geri alabiliyorsunuz ya da bize satabiliyorsunuz.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye ilk 3 ayda Avrupa Birliği'ne (AB) ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek." ifadesini kullandı.

İTO Meclisi Haziran ayı toplantısında yaptığı konuşmada, aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin de yüksek olduğunu belirterek, bu gelişmenin Türkiye’nin ihracatı için önemli bir imkan olduğunu söyledi.

Avdagiç, "Avrupa Birliği İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre Türkiye ilk 3 ayda AB'ye ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek. Bunu başarmamamız için hiçbir neden yok." dedi.

Türkiye'nin, AB ülkelerine yaptığı ihracatı yüzde 6,5 arttığını belirten Avdagiç, bu dönemde İngiltere'nin ihracatının yüzde 35,4, ABD'nin yüzde 12,1, İsviçre'nin yüzde 4,3, Rusya'nın yüzde 2,5, Japonya'nın yüzde 4,5, Hindistan'ın ihracatının ise yüzde 2 gerilediğini kaydetti.

Avdagiç, söz konusu dönemde ihracatta Türkiye'nin önünde yer alan ülkeler de olduğunu ifade ederek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Çin'in AB'ye ihracatı yüzde 25, Norveç'in yüzde 10,4, Güney Kore'nin ise yüzde 10,3 arttı. Bu rakamlar, 2021'in ilk çeyreğinde AB'nin en çok ithalat yaptığı 6'ncı ülke olduğumuza işaret ediyor. Ama aynı zamanda Çin'in bütün gücüyle AB dış ticaretinde varlığını devam ettirdiğini de gösteriyor. Dolayısıyla bizim bu gerçeği kabul ederek, kendimize yeni bir ilke koymamız lazım. O da Kovid-19 sonrası dönemde 'kurulacak yeni düzende' AB'ye ihracatımızı artırmaktır."

– "Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebi daha yüksek"

Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin daha yüksek olduğunu kaydeden Avdagiç, "Mal satmak için kanallar açılıyor. Türkiye olarak, hükümetiyle iş dünyasıyla Kovid-19 sonrası dönemde başarmamızın bir tek yolu var. Kovid-19'un açacağı yeni küresel ticaret yolunda tekerlek izlerini takip eden değil, 'tekerlek izleri bırakan' ülke olmalıyız." ifadelerini kullandı.

Avdagiç, 2021 yılının turizm için, bir toparlanma ve harekete geçme yılı haline getirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Özellikle önümüzdeki dönemde, Almanya’dan Türkiye'ye gelecek turist sayısının 2-3 kat artmasını, Rusya'nın da açılmasıyla birlikte bu artışın daha da yükselmesini bekliyoruz." dedi.

"Kur, faiz ve enflasyon" baskısının, yakın dönem risklerinin temel bileşenlerini oluşturduğunu belirten Avdagiç, şunları kaydetti:

"KOBİ'ler başta olmak üzere, işletmelerin ayağa kaldırılması ve kısa sürede sağlıklı üretim yapısına kavuşabilmeleri için gerekli politika önlemlerinin devreye sokulması büyük önem taşıyor. Dolayısıyla dışarıdaki faiz artırımları gündeme gelmeden likidite sıkıntılarının hafifletilmesine yönelik araçların devreye alınması anlamlı olacaktır. Bu durum, muhtemel şoklara karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını artırabilecektir. Bir diğer ifadeyle, uygulanacak program ve stratejiyle 'Post-Kovid' dönemin oluşturacağı finansal risklere karşı Türkiye ekonomisinin bağışıklık sistemi hızla geliştirilebilir ve sürecin maliyeti minimuma çekilebilir."

İSTANBUL (AA) – Türkiye, geçen yıl Fatih sondaj gemisiyle Sakarya Gaz Sahası’nda Tuna-1 kuyusunda keşfettiği 405 milyar metreküplük gaz rezerviyle tarihi rekora imza attı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından bu keşfin ardından bölgede ilk gaz üretimine 2023’te başlanacağı duyuruldu. Fatih gemisi öncelikle Türkali-1 tespit kuyusunda, daha sonra da Türkali-2 tespit kuyusunda sondajlarını gerçekleştirdi.

Fatih sondaj gemisi bu iki kuyunun ardından yeni keşifler için Kuzey Sakarya Gaz Sahası’ndaki Amasra-1 kuyusunda sondajını tamamladı ve şu anda üçüncü tespit kuyusu olan Türkali-3’te çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan, Kanuni gemisi ise Türkali-2’de kuyu tamamlama testlerine devam ediyor.

Bu çalışmaların ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz’deki Kuzey Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan Amasra-1’de 135 milyar metreküplük yeni bir gaz rezervinin tespit edildiğini açıkladı. Bu keşifle, Türkiye’nin Tuna-1 ve Amasra-1 kuyularında keşfettiği rezerv miktarı 540 milyar metreküpe ulaştı.

Uzmanlara göre bu keşifler, Türkiye’nin doğal gaz ithalat faturasını önemli ölçüde düşürecek ve sektörde önemli yatırımların önünü açacak.

“Yapılacak yeni sondaj çalışmalarıyla bölgede yeni katmanlar keşfedilebilir”

Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR) Başkanı Yaşar Arslan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, geçen yıl dünyada gerçekleştirilen en büyük 10 keşfin toplam rezerv değerinin 3,2 trilyon metreküp olduğunu belirtti.

Arslan, geçen yılki keşfin derin denizlerdeki en büyük gaz rezerv keşfi olduğunu anımsatarak, “2020’de Türkiye’nin yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri 2,3 trilyon metreküp, Rusya ise 220 milyar metreküp gaz keşfetti.” bilgisini paylaştı.

Geçen yıl 48,2 milyar metreküp gaz tüketen Türkiye’nin son dönemde yoğunlaştırdığı sismik arama faaliyetleri ve keşfettiği gaz sahalarıyla gelecek yıllarda dünyada üretim anlamında da üst sıralarda yer alabileceğine işaret eden Arslan, şunları kaydetti:

“Geçen yıl 405 milyar metreküplük gaz keşfedilen Sakarya Gaz Sahası’ndan yıllık 15 milyar metreküp civarında doğal gaz üretilmesi halinde Türkiye’nin doğal gaz ithalatı yüzde 30’un üzerinde azalacak. Yerli kaynaklarla konut tüketicisinin yaklaşık 25 yıllık ihtiyacı karşılanabilecek. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı’mız, Amasra-1 kuyusunda 135 milyar metreküp doğal gaz keşfedildiğini açıkladı. Keşfedilen rezerv, Türkiye’nin 3 yıllık doğal gaz talebine karşılık geliyor. Yapılacak yeni sondaj çalışmalarıyla bölgede yeni katmanlar keşfedilebilir. 2023 ve sonrasında Amasra-1 sahasında üretilecek olan doğal gazla konut sektörünün 8-9 yıllık doğal gaz talebi karşılanabilecektir. Amasra-1 ve Tuna-1 kuyularından yıllık 20 milyar metreküp civarında doğal gaz üretilmesi durumunda Türkiye’nin yıllık doğal gaz ithalat faturası yaklaşık 5-6 milyar dolar azalacaktır.”

Arslan, Karadeniz’de keşfedilen doğal gaz rezervlerinin kara terminallerine çıkarılması için Filyos Limanı’nda inşa edilen doğal gaz terminalinin yaklaşık 780 milyon lira yatırımla işletmeye alınmasının planlandığını anlatarak “Deniz altından yaklaşık 150 kilometre uzunluğundaki hatla karaya ulaşan doğal gaz bu bölgeden sisteme iletilecek. Bu yatırımın, Zonguldak ve bölgesi için de önemli bir ekonomik hareketlilik getireceğini düşünüyorum.” diye konuştu.

“Denizlerdeki gaz keşfi artan talebi karşılamada önemli rol oynayacak”

Norveç merkezli bağımsız enerji araştırma kuruluşu Rystad Energy Upstream Araştırma ve Analist Birimi Başkan Yardımcısı Palzor Shenga da Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının geçen yılki gaz keşfini “oyun değiştirici” olarak nitelendirdi ve Türkiye’nin derin denizlerdeki gaz keşiflerinin artan talebi karşılamada önemli rol oynayacağını vurguladı.

Türkiye’nin mevcut üretimiyle bugünkü doğal gaz ihtiyacının yüzde 1’ini karşıladığını kaydeden Shenga, şu değerlendirmede bulundu:

“Doğal gaz tüketiminin önemli bir kısmı Rusya, İran ve Azerbaycan’dan ithal ediliyor. Bizim tahminlerimize göre, Türkiye’nin gaz keşfettiği sahalardaki eşik üretim maliyeti ithal edilen doğal gaz fiyatına göre çok daha rekabetçi. Dolayısıyla, bu keşifler ülkenin ithalat maliyetlerini ciddi ölçüde düşürecek ve gaz sektöründe önemli yatırımları da tetikleyecek. Tabii Türkiye’nin enerjide öz yeterliliğini sağlaması için önünde uzun bir yol var ama ülkenin düşük maliyetli gaz keşifleriyle bulduğu yeni umut daha yoğun bir arama ve saha geliştirme programı uygulamasının da önünü açacaktır.”