Yılkı atları, Kızılırmak Deltası'na ayrı bir güzellik katıyor

SAMSUN(AA) – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki Kızılırmak Deltası, 19 Mayıs, Bafra ve Alaçam ilçeleri sınırlarında yer alan 56 bin hektarlık alanı kapsıyor.

Deltada koloniler halinde yaşayan 300 civarındaki yılkı atı, doğaya ayrı güzellik katıyor.

Samsun Turizmciler Derneği Başkanı Dilek Genç, AA muhabirine, deltanın, barındırdığı yaban hayvanları, kuş varlığı, subasar ormanları, gölleri, sazlık alanları, mandaları, fauna ve florasıyla dikkati çektiğini söyledi.

“Deltanın vahşi güzelliği” olarak nitelendirilen yılkı atlarının da yerli ve yabancı doğaseverler ile fotoğraf tutkunlarının ilgisini çektiğini anlatan Genç, şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanlığı tarafından kesin korunacak hassas alan ilan edilen Kızılırmak Deltası, uluslararası öneme sahip. Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında doğal özelliklerini kısmen koruyabilmiş en büyük sulak alanlarından Kızılırmak Deltası’nda yılkı atları da varlığını sürdürüyor. Doğada özgürce dolaşan yılkı atları, doğaseverler ve fotoğraf tutkunlarına eşsiz güzellikte görüntüler sergiliyor.”

Dört mevsim ayrı güzelliğe sahip deltayı her yıl 55-60 bin kişinin ziyaret ettiğini belirten Genç, “Misafirlerimiz bu atları uzaktan gözlemliyor. Biraz daha sabırlı olurlarsa yakından inceleme fırsatı buluyorlar. Bu atlar gruplar halinde yaşıyor. Deltada özgürce dolaşan yılkı atlarının fotoğraflarını çekmek için bölgeye gelen fotoğraf sanatçıları, sabahtan gün batımına kadar çalışma yapıyor.” ifadelerini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ÇANKIRI(AA) – Çocukluğundan beri tarımla uğraşan Erol, yaklaşık 30 sene önce Hallaçlı köyü Seki mevkisinde köylünün örnek alması için 12 dönüm alanda üzüm bağı oluşturmaya karar verdi.

Yıllarca arazisinin bakımını yapan Erol, yılda 8-10 ton ürün veren bağdaki üzümlerden ihtiyacı kadarını toplayıp kalanını, alanların kendisine dua etmesi için bağda bırakıyor.

Erol, AA muhabirine, bağından üzüm yiyen herkese hakkını helal ettiğini söyledi.

Bağına gelenlerin istedikleri kadar yiyebileceklerini belirten Erol, “Çok fazla yolup götürmesinler, başkaları da yesin. Herkes alsın yani. Ben bunları satmayı düşünmüyorum. İnsanların bunları yemesi, benim ahiretim için daha iyi. Çıkan üzümlerin birazını ben alıyorum, kalanları toplamıyorum, gelen yiyor, isteyen alıyor.” dedi.

Bağdan üzüm yiyenlerin kendisine teşekkür ettiğini, dua ettiğini vurgulayan Erol, “Çocukluğumdan beri tarımla, hayvancılıkla uğraşıyorum. İnsanları alıştırmak, bağ alışkanlığı olsun diye burayı diktim. Güzelce bakımını yapıyorum. Tek başıma bağın altından girip üstünden çıkıyorum. Budamasını yapıyorum, aşısını yapıyorum. Kış vaktine kadar üzüm kalıyor burada.” ifadelerini kullandı.

Köy muhtarı Metin Çalış da böyle güzel bir bağı köylerine kazandırdığı için Erol’a teşekkür etti.

Erol’un bağdaki üzümlerini hayra sunduğunu, bölgeye gelen vatandaşların istifade ettiğini dile getiren Çalış, “Burası kırsal bir bölge. Vatandaş gelip geçtikçe buradan üzüm yiyebiliyor. Uzun yıllardır elinden kürek düşmüyor.” diye konuştu.

Ankara’da yaşayıp memleketi Hallaçlı’ya gelen Orçun Çalış da köyünü ziyaret ettiğinde Erol’un diktiği üzüm bağlarına da uğradığını, arkadaşlarıyla vakit geçirip üzümlerden yediklerini kaydetti.

SAMSUN(AA) – Samsun’da, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Kızılırmak Deltası’nda bir dönem 2 bin 800’e kadar gerileyen manda varlığı, yürütülen çalışmalar sayesinde arttı.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Bafra Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Ayan, AA muhabirine, 56 bin dekarlık alanı kapsayan Kızılırmak Deltası için manda varlığının önemine vurgu yaptı.

Kızılırmak Deltası’ndaki manda varlığını korumak amacıyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küresel Çevre Fonu’nun desteğiyle 2008 yılında “Manda Sevdası” adlı proje hazırlandığını belirten Ayan, projenin 2 yıl sürdüğünü söyledi.

Proje kapsamında manda konusunda yöre insanını bilgilendirmenin yanı sıra çevre kirliliğinin önlenmesi konusunda katkı sağlanmasının hedeflendiğini anlatan Ayan, şöyle devam etti:

“Türkiye’deki manda varlığının önemli bölümü burada yaşıyor ancak özellikle deltadaki çeltik tarlalarında ve diğer tarımsal alanlarda kullanılan kimyasal ilaçlar manda varlığını olumsuz etkiliyordu. 1990 sayımlarında 10 bin olan manda varlığı, sonraki yıllarda 2 bin 800’e kadar düşmüştü. Yöre insanına, deltadaki mandaların günün büyük bölümünü suyun içindeki çalı çırpı ve sazları yiyerek geçirdiği için göllerin kurumasını engellediği, bastığı yerde açtığı ayak izi ile balıklara yuva kurduğu, flora ve faunaya faydalarını anlattık. Ayrıca süt, et üretimi ve pazarlanması hakkında çalışmalar gerçekleştirdik.”

“Kızılırmak Deltası’nın varlığı, mandanın varlığına bağlı”

Ayan, yaklaşık 13 yıldır sürdürülen çalışmalar ve devlet desteğiyle manda varlığının artırıldığının altını çizerek, “Kızılırmak Deltası ekolojik yapısı ile mandanın birleşmesi çok önemli. Kızılırmak Deltası’nın varlığı, mandanın varlığına bağlı. Manda olmazsa Kızılırmak Deltası’nın göl aynası da (göl yüzeyi içinde her zaman su bulunan, sazlık kamışlık, bataklık konumundaki yerlerin dışındaki bölüm) olmaz. Ayrıca yerelde sürü sahiplerinin demografik ve kültürel bağları, mandayı özellikli kılıyor.” ifadelerini kullandı.

Samsun’da 20 bin civarında manda bulunduğunu, bunun yüzde 60’ının Kızılırmak Deltası’nda yaşadığını vurgulayan Ayan, yürütülen çalışmalarla deltadaki manda varlığının 12 binin üzerine çıktığını dile getirdi.

Manda varlığının deltanın korunması açısından da önem taşıdığına işaret eden Ayan, şunları kaydetti:

“Mandalar, deltadaki ıslak çayırların korunması, onların ormana dönüşmemesi, çalılardan temizlenmesine katkı sağlıyor. Hem sazları yemekte hem de çalı formundaki ağaçlarla beslenmekte. Juncuslarla da (çiçekli bir bitki türü) beslenerek doğal vejetasyonu sağlıyor. Onun için mandanın varlığı, deltanın varlığı ile eş anlamlıdır. Geçmişte manda varlığının azalmasıyla deltada ciddi sorunlar yaşandı. Yürütülen çalışmalar sonucunda sürü sahipleri manda sayısını artırdı. Manda sütünün ve ürün çeşitlerinin değerlendirilmesiyle katma değeri arttı. Dolayısıyla mandanın ekonomik ve ekolojik kıymeti ortaya çıktı.”