Yüksek teknoloji ürünlerinin üretileceği 'yeni nesil endüstri ve teknoloji bölgeleri' kurulacak

ANKARA(AA) – AA muhabirinin, 2022-2024 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Program’dan (OVP) yaptığı derlemeye göre, program döneminde iç ve dış talep arasında dengeli görünümün korunmasının yanı sıra büyüme potansiyelinin istikrarlı ve sağlıklı bir biçimde artırılarak sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin sağlanması amacıyla para, maliye ve gelirler politikaları tam koordinasyon içerisinde yürütülecek.

Bu dönemde, Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama yüzde 5,3 büyümesi öngörülüyor.

​​​​​​​Fiziki, beşeri ve teknolojik altyapı güçlendirilerek On Birinci Kalkınma Planı’nda belirlenen öncelikli sektörler başta olmak üzere sanayide teknolojik dönüşüm sağlanacak ve daha verimli, rekabetçi bir ekonomik yapı tesis edilecek.

Büyümenin kaliteli, kapsayıcı ve sürdürülebilir olması için makroekonomik dengeleri gözeten ve yapısal reformlarla desteklenen kalkınma modeli uygulaması sürdürülecek.

Tasarrufların, büyümenin finansmanı amacıyla kullanılmasında etkinlik, denge ve rekabetçilik ilkeleri gözetilerek nitelikli büyüme kompozisyonunun sürdürülmesi ve makrofinansal risklerin en aza indirilmesi sağlanacak.

Teknoloji seviyesi yüksek yatırımlar özendirilecek

OVP’de bu amaçlarla uygulanacak politika ve tedbirlere de yer verildi.

Makroekonomik istikrar, düzenleyici çerçeve ve iş ortamı güçlendirilerek sanayi sektöründe teknoloji seviyesi yüksek sabit sermaye yatırımları ve doğrudan yabancı yatırımlar özendirilecek.

Yatırım teşvik sisteminde sadeleşme sürecine devam edilecek. Yenilikçi ve katma değerli üretime yönelen, öz sermaye ağırlıklı gerçekleştirilen, küresel değer zincirinin bir parçası olan ve bölgesel kümelenme öncelikleriyle uyumlu yatırımlara münhasıran destek sağlanacak.

KOBİ’ler başta olmak üzere firmaların modern teknolojiler ve iş modelleriyle çalışma kapasiteleri geliştirilecek, verimlilikleri artırılacak, bölgesinde veya sektöründe rekabetçi olan ve hızlı büyüyen KOBİ’lerin kurumsal gelişim projeleri önceliklendirilecek.

Salgın sonrası dönemdeki yeni düzene uyumlarını hızlandırmak için KOBİ’lerin dijital dönüşüm projeleri desteklenecek.

Üretimdeki yerli katkı oranı artırılacak

Sanayileşme İcra Komitesi tarafından yenilik, yerlileşme ve teknoloji transferi içeren kamu alımları ve politikaları yoluyla Ar-Ge’den ticarileşmeye kadar uçtan uca tüm süreci kapsayacak özel modeller geliştirilerek, öncelikli sektörlerde kritik bileşenler başta olmak üzere üretimdeki yerli katkı oranı artırılacak.

Fikri mülkiyet varlıklarının değerlemesine dönük çalışmalar hızlandırılacak. Değerlenmiş ve patent gibi gayri maddi varlıkların şirket bilançolarına ve ülke ekonomisine katkısı artırılacak.

Başta yükselen ve yıkıcı teknolojiler olmak üzere yeni açılacak çağrılar ile Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’nın uygulanmasına etkin şekilde devam edilecek, desteklenmekte olan projeler için yenilikçi finansman modelleri geliştirilecek.

Çığır açıcı teknolojilere yönelik yeni Ar-Ge projeleri başlatılacak

Çığır açıcı teknolojilere yönelik yeni Ar-Ge projeleri başlatılacak, kuantum, yapay zeka, biyoteknoloji, genetik, yeni nesil nükleer enerji gibi alanlarda öncül araştırmalar desteklenecek.

Teknoloji geliştirme bölgelerinin niteliği artırılarak Ar-Ge ve yenilik kapasitesi güçlendirilecek, teknolojik standartların belirlendiği yurt dışı komitelerde özel sektörün daha fazla temsil edilmesi teşvik edilecek.

Yeni nesil endüstri ve teknoloji bölgeleri kurulacak

Yüksek teknoloji ürünlerinin üretileceği, büyük ölçekli yerli ve yabancı yatırımların yer alacağı, etkin yönetişim modeline sahip yeni nesil endüstri ve teknoloji bölgeleri kurulacak.

Yüksek katma değerli üretimin canlandırılması ve ihracatı destekleme amacıyla yeni pazarlara erişimi kolaylaştıracak ana ulaştırma ve lojistik koridorları geliştirilecek ve iyileştirilecek.

Türkiye’deki mevcut yatırımcılar ile düzenli aralıklarla “yatırım ortamı değerlendirme anketleri” gerçekleştirilerek yatırım ortamına ilişkin sorunlar ilk elden tespit edilecek ve yatırımcıların önerileri alınacak.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Küreselleşen dünyada birçok şirket, genç nüfus, ucuz iş gücü, güçlü ihracat hacmi gibi koşulları sağlayan ülkelerde yatırım olanaklarını değerlendiriyor. Türkiye, teşvik imkanları, altyapısı ve güçlü finansal sistemiyle yabancı şirketlerin yatırım radarında yer alıyor.

AA muhabirinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’de 2020 itibarıyla 15-24 yaş grubunda 12 milyon 893 bin 750 kişi bulunuyor. Bu yaş grubunun 6 milyon 610 bin 22’si erkeklerden, 6 milyon 283 bin 728’i ise kadınlardan oluşuyor.

Öte yandan, son yıllarda yüksek öğretimde hızlı bir ivmelenme sürecine giren ve üniversite sayısını 200’ün üzerine çıkaran Türkiye’de 4,5 milyon lisans, 3 milyon ön lisans, 297 bin yüksek lisans ve 101 bin de doktora öğrencisi bulunuyor.

“Meslek liseleri ihmal edilmemeli”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) İşletme Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, Türkiye’nin, özellikle piyasa hacmi, ticari dışa açıklık, döviz kuru, belli bir ölçüde sermaye stoku, güçlü altyapı ve beşeri sermayesiyle doğrudan yabancı yatırımın girişinde ön plana çıktığını söyledi.

Beşeri sermayenin kalitesinin genellikle asgari lise mezunu kalifiye elemanların sayısıyla temsil edildiğini belirten Aktaş, bu sayının yüksek olmasının, yatırım kararını ve beklenen ürünü elde etmeyi kolaylaştıracağı için cezbedici bir unsur olduğunu ifade etti.

Meslek liselerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ve özellikle sanayi açısından ihtiyaç duyulan tekniker elemanların buralardan yetiştiğini dile getiren Aktaş, Türkiye’nin ara eleman sayısı istenilen düzeyde olmamakla beraber emsal ülkelere kıyasla yine de iyi durumda bulunduğunu kaydetti.

Aktaş, ülkenin genç nüfusunun Avrupa’ya kıyasla çok fazla olduğuna dikkati çekerek, “Bu avantajı iyi kullanmamız lazım. Genç nüfusun girişimcilik potansiyeli yüksek. Bilgisayar, yazılım ve oyun sektörlerinde ciddi bir potansiyelimiz var. Bunların iyi değerlendirilmesini sağlayacak yatırımlara ülkemiz açık durumda.” diye konuştu.

“Genç nüfus demek iş gücü demektir”

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Toğay da Türkiye’nin son yıllarda dış finansman ihtiyacının giderek büyüdüğünü söyledi. Toğay, dış kaynak açısından en sağlıklı olanın, doğrudan yatırımlar yoluyla yabancının ülkede fabrika açması ya da fabrika satın alarak işletmesi olduğunu dile getirdi.

Bu açıdan da genç nüfusun iki boyutuyla önem taşıdığına dikkati çeken Toğay, şunları kaydetti:

“İlk olarak genç nüfus demek iş gücü demektir. Türkiye’nin ortalama iş gücü kalitesi, yani beşeri sermaye düzeyi zaman içinde artmaktadır. Bu yabancı yatırımcı açısından onları Türkiye’ye çekecek önemli bir unsurdur. Genç nüfus ikinci olarak dinamik bir pazar demektir. Yani yeniliklere açık ve potansiyeli giderek artan bir pazar demektir. Bu haliyle Türkiye açısından önemli olan nokta genç nüfus avantajını zamanında kullanabilmektir.”

İSTANBUL (AA) – Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kamusal reformların sermaye, ham madde ve emek piyasalarında hem kabul görmesi hem de yankı bulması adına, sadece kamu kurum ve kuruluşlarının çabalarının yeterli olmayacağını, sivil toplum örgütlerinin de bu sürece destek vermesinin önem taşıdığını vurguladı.

Kaan, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin sağlanmasında hukuk reformunun oldukça önemli bir rol oynayacağına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Kovid-19 salgını sebebiyle ortaya çıkan kriz, milli sanayinin önemini bir kez daha gösterdi. Nitekim sadece hizmetler sektörüne dayanan ekonomiler bu süreçte çok daha ciddi hasarlar almaktadır. Türkiye ise bu dönemde mevcut sanayi kapasitesiyle diğer ülkelerden olumlu ayrışmaktadır. Bu fırsatın birçok sektörümüz ve her kapasitedeki üretim gücünü kapsayacak şekilde, oldukça geniş bir çerçevede olanak tanıyacağına inanıyoruz. Kriz sonrası dönemde ortaya çıkacak muhtemel fırsat ortamının, ilk bakışta tıbbi malzeme ve hizmetler, gıda üretimi ve perakende, bilgi ve iletişim teknolojileri ve e-ticaret sektörleri için büyük avantaj sağlama potansiyeli taşıdığını söyleyebiliriz. Elbette bu sektörler arasında gıda sektörü de ön plana çıkmaktadır. Gıda ürünlerine yönelik yaşanabilecek küresel tedarik sorununa ilişkin, dünya genelindeki tüketim algısında olumlu bir imajı olan ülkemizin ciddi anlamda avantajlı bir konuma sahip olacağını ifade edebiliriz.”

Salgının sadece mal, hizmet ve insan hareketliliğini değil, aynı zamanda sermaye hareketliliğini de olumsuz etkilediğini ifade eden Kaan, 2020’de küresel yabancı sermaye yatırımlarının önceki yıla göre yüzde 33 azalarak 1,5 trilyon dolardan 1,03 trilyon dolara gerilediğini bildirdi.

“Doğrudan yabancı sermaye yatırımları yeniden artışa geçecek”

Abdurrahman Kaan, 2021 yılında sermaye hareketlerinin eski düzeyini yakalamasının zor olduğunu vurgulayarak, sermaye hareketlerinin bu yıl durgun bir görünüm arz edeceği tahmininde bulundu.

Türkiye’ye gelecek yabancı yatırımlardaki toparlanmanın 2022 itibarıyla hız kazanacağına işaret eden Kaan, ülkenin doğrudan yabancı sermaye yatırımları konusunda önemli avantajlara sahip olduğunu söyledi.

Kaan, “Coğrafi konumu sayesinde oldukça geniş bir coğrafya için lojistik üs görevi görmesi, güçlü imalat sanayi altyapısı ile katma değerli ürünlere odaklanabilme imkanıyla Türkiye’nin, söz konusu reformların da hızlandırıcı etkisiyle önümüzdeki dönemde ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyoruz.” dedi.

Geçen yıl yabancı yatırımcıların gerçekleştirdiği şirket birleşme ve satın almaları hacminin 2019’a göre yüzde 35 artarak 4,6 milyar dolara yükseldiğini aktaran Kaan, fiyat istikrarı ve ekonomik güven ortamının yeniden sağlanmasıyla doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yeniden artışa geçeceğini söyledi.

“Reform hazırlıkları, yatırımcının güvenini tazeleyecek”

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de hukuk ve ekonomi alanında hazırlanan reformların, “uluslararası yatırımların aradığı güçlü altyapı ve ekonomik gelişmenin üzerinde yükseldiği temel harç” anlamı taşıdığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın duyurduğu hukuk ve ekonomi alanındaki kapsamlı reform hazırlıklarının, yatırımcının güvenini tazeleyeceğini belirten Avdagiç, “Türkiye, tedarik üssü olma avantajını hukuk ve ekonomideki reform çalışmalarıyla birlikte yabancı yatırımcıya çok daha güçlü şekilde sunacak.” dedi.

Türkiye’nin 20 yılda elde ettiği kazanımları hukuk, demokrasi ve ekonomi üçgeninde reform yapma kararlılığına borçlu olduğunu vurgulayan Avdagiç, “Bu sayede Türkiye, Dünya Bankası verilerine göre satın alma gücü paritesinde dünyadaki en büyük 13. ekonomi oldu. Ülkemiz, yine Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde 2018’de 60. sırada iken, 2020’de 33. sıraya çıkarak önemli bir sıçrama gerçekleştirdi.” diye konuştu.

“Türkiye, en çok tercih edilen tedarik merkezi olarak öne çıkıyor”

Türkiye’nin, hem AB ülkelerine yakın konumu hem de güçlü üretim kapasitesiyle en çok tercih edilen tedarik merkezi olarak öne çıktığını aktaran Avdagiç, şu değerlendirmelerde bulundu:

“2021’de sanayi sektörlerindeki ivmelenmenin devam edeceğini öngörüyoruz. Dış ticarette öne çıkan hazır giyim, mobilya, otomotiv, kimyevi maddeler gibi sektörler için yine başarılı bir yıl olacağına inanıyoruz. İç talep tarafında izolasyon süreciyle değişen tüketici tercihlerine bağlı olarak hızlanan gıda, mobilya, elektrik-elektronik gibi sektörlerde 2021 yılında talebin yoğun şekilde devam etmesi muhtemel. 400 milyar liraya çıkması öngörülen hacim doğrultusunda elektronik ticarete ağırlık veren hem yerli hem de yabancı yatırımcılar için önemli bir fırsat kapısı açık.”

Şekib Avdagiç, dünya ekonomisinde küresel değer zincirlerinin gittikçe değiştiğini, küresel salgının da bu değişiklikleri kökünden etkilediğini ifade etti.

Dünyanın en büyük ihracatçısı olan Çin’de başlayan salgın ile tedarik zincirlerinde yaşanan aksamaların diğer ülkeleri yeni tedarik ağları aramaya yönelttiğini belirten Avdagiç, şunları kaydetti:

“Türkiye, alternatif arayışları çerçevesinde potansiyel olarak daha avantajlı konuma geçebilecek ülkelerin başında geliyor. Ülkemizin, jeopolitik avantajı ile birlikte yeni yatırımlar ve ticari ortaklıkları içeren bir fırsat dalgası yaşayabilme potansiyeli çok açık. Avrupa’nın en hızlı büyüyen havalimanı olan İstanbul Havalimanı ile bugün 120’den fazla ülkeye uçulabiliyor. 3 saat içinde farklı kıtalardan 146 destinasyona ulaşmak mümkün. Bu yatırımcılar açısından büyük bir avantaj. Coğrafi konum, nitelikli nüfus ve üretim gücü ülkemizin güçlü yapısının temellerini oluşturuyor.”

“Birçok Avrupa menşeli ürünün üretilmesinde lokomotif olacağımız kanaati içerisindeyiz”

Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın ise yatırımcıların aradığı en önemli kaidelerden birinin “güvenli liman” olduğuna dikkati çekerek, “Bu güvenin içine istikrar, potansiyel, sürdürülebilirlik, adalet, hukuk ve şeffaflığı koyabiliriz. Yatırım ortamının bu şekilde güçlendirilmesi o alanı da güvenli kılar. Ülkemiz, potansiyel olarak çok güçlü olmakla birlikte bu alandaki reformlar ile bu potansiyeli arzulayan yatırımcıların da ilgisini ziyadesi ile çekecek.” dedi.

Avrupa’nın kendi içine kapandığını ve nüfus olarak yaşlandığını ifade eden Aydın, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Günümüzde birçok ülke, sanayileşmesini gerçekleştirmek üzere. Bu çıtayı yükseltebilmek daha katılımlı projeleri gerek kılıyor. Türkiye, yüksek teknolojik ürünler üzerine rüşdünü ispatlamaya başladı. AB ülkelerinin buna kayıtsız kalacaklarını zannetmiyoruz. Çok yakın tarihlerde ortak projeler yürütmek üzere bizlerle masaya oturacaklar.

Keza genç nüfusumuz ile enerjimiz büyük. Bu bağlamda birçok Avrupa menşeli ürünün de üretilmesinde lokomotif olacağımız kanaati içerisindeyiz. AB’nin, pandemide yaşadığı sıkıntıyı bir daha yaşamamak adına yanı başındaki Türkiye’ye kayıtsız kalmayacağı büyük olasılık. Zaten yakın tarihte kapıların tekrar açılması ile birlikte bu iş birliklerini içeren çokça anlaşmayı hep birlikte göreceğiz.”

Kasım 2020’den bugüne Türkiye’ye 16 milyar dolardan fazla sıcak para girdiğini tahmin ettiklerini aktaran Aydın, “Bu ivme artarak devam edecektir. Yeni reformların güven ortamını artırması, pandeminin etkisini azaltması, turizmin canlanması ve ülkemizin yeni süreçte aranan ülke konumuna erişmesi bu oranı yukarılara taşıyacaktır.” dedi.