Yurt içi piyasalar TCMB faiz kararını bekliyor

İSTANBUL (AA) – Küresel piyasalarda dün ABD’de açıklanan enflasyon verilerinin ardından karışık bir seyir izlenirken, yurt içinde bugün gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz kararına çevrildi.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarındaki artışa karşın, ekonomik toparlanmanın sürdüğüne dair beklentilerin pay piyasaları fiyatlamalarına yön verdiği, bu kapsamda açıklanan verilerin yakından takip edildiği görülüyor.

Makroekonomik veri tarafında dün ABD’de temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık yüzde 0,5 ile beklentiler dahilinde artarken, yıllık bazda yüzde 5,4 yükselişle önceki aya paralel gerçekleşti. Sonuçlar yıllık enflasyonun 13 yılın en yüksek seviyede kaldığına işaret ederken, aylık bazda önceki aya göre 0,4 puanlık geri çekilme son 15 ayın en hızlı düşüşü olarak kaydedildi. Bu dönemde çekirdek enflasyon da aylık yüzde 0,3 ve yıllık yüzde 4,3 ile önceki aya göre düşüş kaydetti.

Analistler, tüketici fiyatlarındaki artışın temmuzda duraklaması ve çekirdek enflasyondaki düşüşün, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) “enflasyondaki yükselişin geçici” olduğu söylemini desteklediğini belirterek, bu durumun bankanın politika değişikliğine gitmesine yönelik baskıları hafiflettiğini söyledi.

Buna karşın tedarik zinciri aksamaları ve seyahatle ilgili hizmetlere yönelik güçlü talebin etkisiyle enflasyonun yüksek kalmaya devam ettiğine dikkati çeken analistler, enflasyonda bir aylık duraksamanın yeterli olmadığını, daha fazla kanıt için gelecek ayki verilerin öneminin arttığını vurguladı.

Veri sonrası Fed yetkilileri ise bankanın bu yıl içinde varlık alımlarına gitmesi gerektiğine dair görüş bildirmeye devam ederken, ABD Başkanı Joe Biden, ülke ekonomisi iyileşmeyi sürdürdükçe fiyat artışlarının azalacağını, Fed’in gerektiğinde uygun önlemleri alacağına güvendiklerini söyledi.

Bu gelişmelerle New York borsasında dün Dow Jones endeksi yüzde 0,62 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,24 değer kazanarak rekor tazeledi. Nasdaq endeksi ise yüzde 0,16 gerileyerek negatif ayrışmasını sürdürdü. Dolar endeksi ve tahvil faizleri tarafında ise düşüş gözlendi. Enflasyon verisi sonrası ilk etapta yüzde 1,38 seviyesini test eden ABD’nin 10 yıllık tahvil faizleri, detayların anlaşılmasıyla düşüşe geçti ve yüzde 1,34 seviyelerinde dengelendi. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizlerinin bugün yüzde 1,35 seviyesine sınırlı yükseliş kaydettiği görülüyor. Dolar endeksi ise dün 93,2 seviyelerinden düşüşe geçerek günü 92,9’dan tamamlamasının ardından bugün yatay hareket ediyor.

Avrupa borsaları, pozitif bilançolardan ve ABD enflasyon verisinden bulduğu destekle üst üste yükselişini 8’inci güne taşırken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,55, İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,98 ve İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,83 değer kazandı. Almanya’da DAX 30 endeksi ise gün içinde 15.887 puanla tarihi zirvesini görmesinin ardından günü yüzde 0,35’lik yükselişle tamamladı. Avro/dolar paritesi dün dolar endeksindeki gevşemenin etkisiyle 6 günlük yükselişine ara vererek yüzde 0,2 değer kazandı ve 1,1739’dan kapandı. Parite bugün ise 1,17 seviyelerinde yatay bir seyir izliyor. Öte yandan bugün açıklanan verilere göre İngiltere’de ikinci çeyrek büyüme yüzde 4,8 düzeyinde gerçekleşirken, sanayi üretimi haziranda yıllık yüzde 8,3 ile beklentilerin altında kaldı.

Asya tarafında pay piyasalarının satış ağırlıklı bir seyir izlemesi dikkati çekerken, bu gelişmede bölgede artan Kovid-19 vaka sayılarına dair endişeler etkili oldu. Öte yandan Çin’de beklentilerin altında ve yılın en düşük seviyesinde gerçekleşen kredi genişlemesi verilerinin yanı sıra regülatörlerin önemli endüstrilerde düzenlemelere aktif bir şekilde devam edeceği mesajı ve online sigorta sektörüne yönelik uyarıları pay piyasalarını baskılayan gelişmeler olarak öne çıktı.

Bu gelişmelerle kapanışa yakın Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 ve Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1 düşüş kaydetti.

Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü de yüzde 1,85 kayıpla 1.410,87 puandan tamamladı. Dolar/TL paritesi ise dün yüzde 0,3’lük artışla 8,63 seviyelerinden kapanmasının ardından bugün yüzde 0,2’lik düşüşle 8,61’den işlem görüyor.

Öte yandan TCMB ile Güney Kore Merkez Bankası, bugünden itibaren geçerli olmak üzere 17,5 milyar liralık (2,3 trilyon won) swap anlaşması imzaladı. Anlaşmanın 3 yıl süreceği, tarafların anlaşmanın uzatılmasını görüşebileceği bildirildi.

Analistler, bugün TCMB faiz kararının yatırımcıların odağında bulunduğunu belirterek, politika faizinde bir değişiklik beklenmediğini, karar metninde verilecek mesajların önemli olduğunu söyledi.

Bugün veri gündeminin de yoğun olduğunu, yurt içinde sanayi üretimi ile haftalık para ve banka istatistiklerinin takip edileceğini aktaran analistler, yurt dışında ise Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi ve ABD’de Üretici Fiyat Endeksi’nin öne çıktığını kaydetti.

Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 1.440 puanın direnç, 1.390 puanın destek konumunda bulunduğunu bildirdi.

TCMB Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin tamamı politika faizinin sabit bırakılacağını tahmin ediyor. Ekonomistlerin yıl sonu politika faiz oranına ilişkin beklentilerinin medyanı ise bir önceki anket dönemine göre değişmeyerek yüzde 17,50 oldu. Temmuz ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizi yüzde 19 seviyesinde tutulmuştu.

Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:

10.00 Türkiye, haziran sanayi üretimi

12.00 Avro Bölgesi, haziran ayı sanayi üretimi

14.00 Türkiye, PPK faiz kararı

14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri

15.30 ABD, temmuz ayı ÜFE

15.30 ABD, haftalık işsizlik başvuruları

Muhabir: Belgin Yakışan Mutlu

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Finansın Geleceği Zirvesi’nde “Merkez Bankalarının Pandemide Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.

Salgının başlamasından bugüne dek geçen sürede ekonomi politikasının odaklandığı konuları iki dönem halinde değerlendirmenin faydalı olacağını belirten Kavcıoğlu, birinci dönemin dünya çapında kapanmalar ile ekonomilerin tarihte görülmemiş şekilde durma noktasına geldiği bir dönem olduğunu söyledi.

Merkez bankaları ve diğer politika yapıcıların bu dönemde istihdam kayıplarını, şirket iflaslarını önlemek ve finansal piyasaların işleyişindeki devamlılığı sağlamak adına pek çok önlem aldığını hatırlatan Kavcıoğlu, şunları kaydetti:

“İkinci dönem ise aşılamanın yaygınlaşması ile toparlanma eğiliminin hızlandığı, ancak talep artışına küresel üretimin aynı hızla cevap veremediği ve emtia fiyatlarındaki artışlarla küresel enflasyonun ivmelendiği bir süreç olarak hala devam etmektedir. Koronavirüs salgınının dünya çapında yayılmasıyla birlikte başlayan birinci dönemde küresel ekonomi, 2008 yılındaki finansal krizi de aşan zorlukta bir dönem geçirmiştir. Salgının büyük ölçekli bir arz şokuna da yol açması 2008 finansal krizinden farklı olarak ekonomiler üzerindeki olumsuz etkinin daha yüksek ve kalıcı olmasına yol açmıştır. Salgının ekonomik etkileri oldukça geniş bir coğrafyada ve küresel finans krizinden daha derin şekilde hissedilirken, verilen politika tepkileri de çeşitli ve şimdiye kadar eşine rastlanmayacak ölçüde güçlü olmuştur.”

Kavcıoğlu, konuşmasında salgına karşı küresel ölçekte verilen politika tepkilerine de değindi. Salgın hastalığın dünya genelinde hızla yayılmasının, küresel ticaret ve iktisadi faaliyette belirgin bir yavaşlamaya neden olduğunun altını çizen Kavcıoğlu, “Alınan karantina önlemleri nedeniyle 2008 krizinden farklı olarak çok daha derin bir arz şoku ile karşılaşılması nedeniyle, salgın döneminin ekonomik açıdan daha da maliyetli olduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Merkez bankalarının müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli oldu”

Şahap Kavcıoğlu, salgınının dünya çapında hızla yayılmasının ekonomileri birçok farklı kanaldan etkileyerek küresel iktisadi faaliyetin sert bir şekilde daralmasına neden olduğunu söyledi.

Salgının, ilk etapta küresel tedarik zinciri ve üretim üzerinde etkisini gösterdiğini belirten Kavcıoğlu, “Devamında ise, belirsizliklerdeki artış, finansal koşullardaki sıkılaşma, hanehalklarının gelir kaybı ve firmaların nakit akışındaki bozulma talepte de belirgin bir zayıflamaya yol açtı.” dedi.

Kavcıoğlu, dünya genelinde uygulamaya konulan salgın tedbirlerinin 2020 yılı mart ayı içerisinde hizmetler sektörü faaliyetinin hızla zayıflamasına neden olduğunu dile getirdi.

Takip eden dönemde küresel ticaretteki daralmayla birlikte imalat sanayinin de bu yavaşlamaya eşlik ettiğini aktaran Kavcıoğlu, “Hizmet sektörünün salgın tedbirleri nedeniyle olumsuz ayrışması gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler için ortak bir gözlem olarak ön plana çıkmıştır. Bu eğilimin 2008 krizi ile de önemli bir farklılaşmaya neden olduğu görülebilir. Hizmet sektörünün emek yoğun bir sektör olması salgın döneminin istihdam açısından maliyetinin de 2008 finansal krizinin çok ötesinde olmasına neden olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bu süreçte tüm dünyada merkez bankalarının faiz indirimleri, varlık alımları, likidite adımları ve kredi destek programları gibi olağanüstü genişleyici politika tedbirleri aldığını anlattı.

Politika yapıcıların 2008 krizi sonrası geleneksel olmayan para politikası ile ilgili kazandıkları deneyim ve araç setinin genişlemesinin, salgına karşı verilen politika tepkisi açısından olumlu olduğuna işaret eden Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları mevcut politika alanını tereddütsüz ve hızlı bir şekilde kullanarak krize ilk tepkilerini faiz indirimleri ile verdiler. Merkez bankaları finansal kriz sonrası araç setine dahil ettikleri tahvil alımlarını da tekrar uygulamaya koydular. Burada ilgi çekici olan 2008 krizinde görmediğimiz şekilde gelişmekte olan ülke merkez bankalarının da tahvil alımlarına başvurması oldu. Para piyasasında sıkışmayı önlemek ve likiditeye erişimi kolaylaştırmak için merkez bankalarının repo yoluyla daha çok fonlama yaptığı ve fonlamanın vadesini uzattığı görülmüştür. Ekonomilerin durma noktasına geldiği bu dönemde finansal sistemin faaliyete devam etmesi açısından merkez bankalarının bu müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli olmuştur.”

“Merkez bankaları salgın döneminde bankacılık sistemine ek likidite sağladı”

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, küresel anlamda politika faizlerinin hızla aşağı çekilirken, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde ortalama faizin 2008 krizinden sonra görülen düzeylerin de altına indiğini söyledi.

TCMB’nin de söz konusu dönemde politika faizini aşağı çeken merkez bankaları arasında yer aldığını anımsatan Kavcıoğlu, “Küresel ölçekte politika faizlerinin hızlı bir şekilde aşağı çekilmesi sürecine başta gelişmiş ülkelerin başlattığı yüklü varlık alım programları ile çok hızlı bir bilanço genişlemesi eşlik etti. Varlık alımları da önceki krizin ötesinde bir hızla hala devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bankacılık sektörüne likidite sağlamayı amaçlayan finansal politikalar ile hem finansal sektörün mali yapısının korunması hem de özel sektöre kredi akışının devam etmesinin amaçlandığını vurguladı.

Birçok merkez bankasının zorunlu karşılıkları indirerek ve sermaye ve likidite tamponlarını genişleterek bankacılık sistemine ek likidite sağladığını aktaran Kavcıoğlu, “Yapılan düzenlemeler ile nakit akışı duran reel sektör için de mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi veya yeniden yapılandırılması gibi yöntemlere başvuruldu.” dedi.

Açıklanan maliye politikası önlemlerinin, yeni kredi kanalları ve kredilere devlet garantileri, vergi istisna ve indirimleri ve doğrudan harcamalar gibi ana başlıklar altında incelenebileceğine işaret eden Kavcıoğlu, bu tür desteklerin de yine yaygın olarak kullanıldığını dile getirdi.

“Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi”

Kavcıoğlu, salgın döneminde ülkelerin doğrudan kamu harcamaları, diğer finansal destekler ve teşviklerle ekonomilerini desteklediklerini anımsatarak, şunları söyledi:

“Bazı ülkelerde mali alanın durumuna göre doğrudan kamu harcamalarının daha yüksek oranda kullanıldığı, bazı ülkelerde ise sermaye, kredi ve diğer likidite desteklerinin kullanıldığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi. Örneğin ABD’de milli gelirin yüzde 25’i oranında kamu harcaması ve vazgeçilen gelirler şeklinde ekonominin desteklendiğini görüyoruz.

İtalya ve Almanya gibi bazı ülkelerde maliye politikasının yanı sıra sermaye, kredi ve diğer likidite şeklindeki desteklerin kullanıldığını söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ekonomilerde ise gelişmiş ülkelere kıyasla daha sınırlı olmakla birlikte ekonomilerin çeşitli tedbirlerle desteklendiğini görüyoruz.”

“Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağladık”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Merkez Bankasının da o dönemde aldığı Para Politikası Kurulu toplantısında alınan faiz indirimi kararıyla birlikte salgının ekonomik etkilerini sınırlandırmaya yönelik ilk tedbir paketini uygulamaya aldıklarını anlattı.

Alınan tedbirlerin finansal sektörün likiditesini ve kredi koşullarını desteklediğini, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini koruduğunu gözlemlediklerini aktaran Kavcıoğlu, “Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağlayarak, finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanma sürecine destek olmayı hedefledik. Böylece salgın ortamından doğan geçici etkilerin uzun vadede üretim ve istihdama olabilecek olumsuz etkileri en aza indirmeyi amaçladık.” ifadelerini kullandı.

“Büyümedeki olumlu görünümün devam ediyor”

TCMB Başkanı Kavcıoğlu, gelinen noktada temel bazı makroekonomik değişkenlerin karşılaştırmalı olarak incelediğinde Türkiye’nin performansının daha iyi şekilde değerlendirebileceğini söyledi.

Türkiye’nin OECD ülkeleri ve Çin ile birlikte değerlendirildiğinde 2020 yılında pozitif büyüme kaydeden iki ekonomiden biri olduğuna dikkati çeken Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2021 yılı ilk yarısına ilişkin açıklanan verilerde büyümedeki olumlu görünümün devam ettiğini görüyoruz. Avrupa’daki aşılamayla birlikte olumlu görünüm, turizm ve dış talep kanalları aracılığıyla ekonomimize olumlu yansıyor. Bu çerçevede net ihracat da büyümeye olumlu katkı vermeye devam ediyor. Yüksek frekanslı veriler, açılmanın etkisiyle iş gücü piyasasında da toparlanmaya işaret ediyor. Hizmetler sektörü istihdamı salgına dair kısıtlamaların da etkisiyle daha yavaş bir toparlanma sergilerken, son dönemde burada da güçlü bir istihdam artışı ile salgın dönemi kayıplarının tamamen telafi edildiğini görüyoruz. Ayrıca güçlü giden ihracatın da yardımıyla, sanayi sektörü istihdamının son dönemde diğer alt kalemlere göre daha da olumlu seyrettiğini görüyoruz.

Sonuç olarak, tarım dışı istihdamın öncelikle sanayi sektörünün katkısı ile toparlanmaya başladığını, hizmet sektöründen gelen sınırlı katkıya rağmen 2021 yılı başında salgın öncesi düzeylere ulaştığını görüyoruz. Son olarak hizmet sektöründeki açılma ve turizmin katkısı ile beraber istihdam piyasasının salgın dönemi etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz.”

“İktisadi faaliyetler küresel olarak normalleşmeye başladı”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, salgın sonrası toparlanma döneminde iktisadi faaliyetlerin küresel olarak normalleşmeye başladığını ifade ederek, bununla birlikte büyük ölçüde salgın dönemine atfedilebilecek bir dizi sorunun Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de üretici fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu söyledi. Kavcıoğlu, bu nedenle içinde bulunulan normalleşme döneminde yüksek enflasyonun beklentilere ve uluslararası piyasalara yansımalarının merkez bankaları tarafından yakından izlendiğini kaydetti.

Enflasyonun yükselmesindeki başlıca etmenlerden birisinin artan emtia fiyatları olduğunu vurgulayan Kavcıoğlu, toparlanmaya başlayan küresel taleple birlikte enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında oldukça keskin fiyat artışlarına şahit olduklarını bildirdi.

Kavcıoğlu, uluslararası nakliye maliyetlerinin artması ve teslimat sürelerinin uzamasının üretici fiyatlarını yükselttiğini belirterek, Türkiye’de de geçmiş dönemlerde üretici enflasyonundaki gelişmelerin kur ve emtia fiyatları ile büyük ölçüde açıklandığını, son dönemde bu iki belirleyicinin üretici enflasyonunu açıklamakta yetersiz kalmasının arz yönlü ilave unsurlara işaret ettiğini söyledi.

Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki farkın son dönemde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uzun dönem ortalamasının oldukça üzerine çıktığını kaydeden Kavcıoğlu, Avro Bölgesi’nde ÜFE’nin, TÜFE’nin 4 katına çıktığını kaydetti.

Kavcıoğlu, açılma ve ekonomik normalleşme sürecinde dünyada enerji ve hizmet fiyatlarında belirgin artışlar görüldüğünü ifade ederek, “Küresel merkez bankaları, enerji ve salgın kaynaklı bazı sektörlerdeki yüksek oranlı fiyat artışlarının, talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte geçici olacağını düşünmektedir. Bu unsurlar, önümüzdeki dönemde ülkemizde de enflasyonu düşürücü yönde etki edecektir.” diye konuştu.

“Yüksek fiyat artışlarının salgın öncesi haline yakınsayacağını değerlendiriyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’deki enflasyon verilerine değinerek, ağustosta yıllık enflasyonun 0,30 puan artarak yüzde 19,25 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.

Geçen ay yıllık enflasyonun gıda grubunda oldukça belirgin artarken hizmet grubunda sınırlı bir miktarda yükseldiğini, diğer ana gruplarda ise gerilediğini aktaran Kavcıoğlu, üretici enflasyonunun emtia fiyatları, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve talep koşulları nedeniyle yükselişine devam ettiğini söyledi.

Buradaki fiyatlama davranışlarına değinen Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son dönemde belirli ürünlerdeki fiyat artışları tarihsel ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Enflasyona en çok katkı yapan ürünlere baktığımızda, ağustostaki yıllık fiyat artışlarının son 10 yıllık ortalama fiyat artışlarının 3-4 katına ulaştığını görüyoruz. Bu durumun bir sebebi, biraz önce de değindiğim gibi, salgına bağlı olarak emtia fiyatlarındaki artışlar ve arz kısıtları gibi gelişmeler olsa da bu unsurlar tek başlarına bu ürünlerdeki fiyat artışlarını açıklamakta yeterli olmamaktadır. Özellikle salgından olumsuz etkilenen ve salgından sonra talebin canlı olduğu sektörlerde fiyatlarda daha yüksek artışlar görüyoruz. Ancak ortaya çıkan bu fiyatlama davranışlarının, ekonomik ve sosyal normalleşme hız kazandıkça önümüzdeki dönemde yeniden salgın öncesi haline geleceğini değerlendiriyoruz.”

“Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıktı”

TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, gıda fiyatlarında küresel ölçekte bir artış gözlediklerini, buradaki eğilimin henüz normalleşmediğini, birçok gıda ürününün salgından çıkış sürecinde yüksek fiyat artışları sergilediğini, süregelen kuraklığın da üretim koşulları ve fiyatları olumsuz etkilediğini söyledi.

Tüketim sepeti içerisinde gıda ağırlığının ve yurt içi gıda enflasyonunun ülkeler arasında farklılaşabildiğini aktaran Kavcıoğlu, “Böylece gıda fiyatlarındaki artış farklı ülkelerde enflasyona farklı oranlarda etki etmektedir. Türkiye, ülkeler arası bir değerlendirme yapıldığında fiyatların en çok arttığı ülkelerin başında gelmektedir. Ağustosta gıda enflasyonunun son 3 yılın ortalamasından oldukça yüksek gerçekleştiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Kavcıoğlu, Türkiye’nin döviz rezervlerine değinerek, “Rezervlerdeki iyileşme öngörülerimiz ile uyumlu seyrediyor. Rezervlerimiz 85-90 milyar dolar seviyelerinden yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır. Swap anlaşmaları, reeskont kredileri, cevherden altın alımı ve zorunlu karşılık adımları bu artışa katkı yapan ana unsurlar oldu.” ifadelerini kullandı.

“Salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izliyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, normalleşme sürecine işaret ederek, salgınla mücadelede önemli yol alındığını ancak son dönemde vaka sayılarının yeniden artmasına sebep olan virüs varyantlarının salgının seyri konusundaki belirsizliğin sürmesine yol açtığını söyledi.

Birçok ülkede yeni bir salgın dalgası yaşandığını dile getiren Kavcıoğlu, aşılama oranının yüksek olduğu ülkelerde vaka sayıları artsa da ölüm oranlarının aynı oranda yüksek olmadığını kaydetti.

Aşılamanın küresel olarak hızlanarak sürmesinin ekonomik normalleşme açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan Kavcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geleceğe yönelik ikinci bir önemli unsur, salgından sonraki ekonomik toparlanmanın aşılama ve uygulanan politikalar gibi bazı nedenlerle ülkeler arası önemli farklılıklar göstermesidir. Birçok uluslararası kuruluşun ve merkez bankasının yayımlarında da vurgulanan bu durum, daha önce de altını çizdiğim arz-talep uyumsuzluklarına ve enflasyonun yükselmesine de katkı yapmaktadır. Hizmet sektöründeki toparlanmanın görece yavaş olması istihdamın toparlanmasını da geciktirmekte, bu durum salgın sürecinin hanehalkı açısından maliyetini de artırmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların en aza indirilmesi salgınla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, önlemlere uyulması ve aşılamanın devamı ile mümkün olabilecektir.”

Kavcıoğlu, merkez bankalarının, bu süreçte tüm politika araçlarını kullanarak fiyat istikrarını sağlamayı ve salgın sonrası normalleşme sürecinin devamına destek olmayı sürdüreceğini, TCMB’nin de tüm merkez bankaları gibi salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izlemeye devam edeceğini aktardı.

Gerek kapanma gerekse hala içerisinde oldukları normalleşme sürecinde merkez bankalarının önemli rol üstlendiğini vurgulayan Kavcıoğlu, finansal sistemin işlemeye devam etmesi, bankacılığın ve reel sektörün salgın koşulları nedeniyle gördükleri hasarın en aza indirilmesi, kapanmaların ekonomik ve sosyal maliyetleri gibi konularda merkez bankası politikalarının oldukça etkili olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetti.

Kavcıoğlu, “Normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yönünde de TCMB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekli politika adımlarını atacaktır.” dedi.

Muhabir: Fatma Eda Topcu, Uğur Aslanhan

Garanti BBVA Türkiye Başekonomisti Seda Güler Mert, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sözlü yönlendirme konusundaki söylem değişikliğinden sonra bu ayki toplantının öneminin arttığını vurguladı.

Her ne kadar çekirdek enflasyon göstergelerine vurgu yapılıyor olsa da Türkiye ekonomisi için geçmişe dönük fiyatlama davranışlarından dolayı manşet enflasyonun öneminin büyük olduğunu ifade eden Mert, şunları kaydetti:

“Bu yaklaşımla erken bir faiz indirimi, beklentileri olumsuz etkilemeye devam edebilir. Dolayısıyla global koşulların bizim gibi ülkeleri zorlamaya başlayacağı bu yeni dönemde, enflasyon üzerindeki riskleri düşündüğümüzde, biz hala temkinli kalınacağını ve yılın son 2 ayında kademeli bir faiz indirimi olabileceğini düşünüyoruz. Yıl sonu politika faizi beklentimiz yüzde 18.”

“TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağını öngörüyorum”

In Touch Capital Markets Kıdemli FX Analisti Piotr Matys de TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun “çekirdek enflasyonun öneminin arttığına” dair ifadelerinin en azından bazı piyasa izleyicilerini, “Banka’nın bu ay mümkün olduğunca çabuk faiz indirimine gideceğine” inandırdığını söyledi.

“TCMB Başkanı Kavcıoğlu, ‘özellikle pandemi nedeniyle ortaya çıkan olağanüstü koşullar çekirdek enflasyon göstergelerinin önemini artırıyor’ diyerek haklı olabilir” diyen Matys, TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağı öngörüsünde bulundu.

Matys, enflasyonun yüzde 19,25’e çıktıktan sonra para politikasında gevşeme döngüsüne gitmenin yanlış bir adım olabileceğini söyledi.

“TCMB’nin vurgusu çekirdek enflasyona kaydı”

Societe Generale Gelişmekte Olan Piyasalar Strateji Direktörü Phoenix Kalen ise politika yapıcıların “politika faizinin gerçekleşen ve öngörülen enflasyon seviyelerinin üzerinde olacağına” dair tutumunu bıraktığını kaydetti.

TCMB’nin vurgusunun çekirdek enflasyona kaydığını belirten Kalen, politika faizinin yıl sonuna kadar yüzde 19 seviyesinde kalabileceğini aktardı. “Ekim ayında politika faizinde indirim olabilir”

TD Securities Gelişen Piyasalar Strateji Başkanı Cristian Maggio, TCMB’nin bu ayki toplantısında değişikliğe gitmeyebileceğini, ekim ayında politika faizinde indirim olabileceğini söyledi.

TCMB Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin büyük çoğunluğu, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının (politika faizi) sabit bırakılacağını tahmin ediyor.